Beslenme 60 Yıl Önce de Sorundu

Beslenme 60 Yıl Önce de Sorundu

Naftalin’in sağlık ve beslenmeyle ilgili yazı dizisi devam ediyor. 60 yıl önce de beslenme önemli bir sorun, ancak şimdiki gibi GDO, market yoğurdu, çiftlik tavuğu değil. Daha temel bir sorun var o zamanlar; gıda yetersizliği. Sorun, günümüzde yerini, kötü beslenmeye bırakmış durumda. 60 yıl sonra ne olacağını ise yaşayanlar görecek.

 

NE YİYİP İÇTİĞİNİ SÖYLE SANA HANGİ MEMLEKETLİ OLDUĞUNU SÖYLİYEYİM

İnsanlar, sevdiklerini yemezler, yediklerini severler. Her cemiyette çocuklara sağlıklarını korumak için ne yemeleri icap ettiğini öğretmek lâzımdır.

Ispanağın zararları : Güney Amerika ve Avrupa’da fazla miktarda istihlâk edilen ıspanağın besin değeri kıuru otunkinden daha azdır. İhtiva ettiği az miktardaki protidin (proteinin MH) cinsi bakımından da hazmı güçtür. Ne nişasta, ne şeker ve ne de nebatî yağ ihtiva eder. Günde takriben 15 kg. ıspanak yiyen bir kimse zafiyetten derhal ölebilir.

Ispanak oldukça fazla acide oxalique ihtiva eder. Bu asid kireçle birleşmek hassasına mâliktir. Demekki ıspanak organizmada mevcut kalsiyumun muayyen bir miktarının elimine olmasına sebep olabilir. İşte bu sebepten dolayı çocuklara verilmesi doğru olmaz.

Netice : Yeşil sebzelerin ekserisinin aksine olarak ıspanağın besleyicilik vasfı vasat bir durum arzeder.

●●●

‹Açlık insan neslinin müşterek bir düşmanıdır›

İki dünya : Dünya nüfusunun, düşük bir rejimle iktifa mecburiyetinde kalan kısmı fazla olup, bunlar artık, harpten evvelki sefil gıda rejimlerine katlanmak istemiyorlar.

İnsanlara iyi bir sıhhat bahşedecek kâfi derecede bol bir besin tedarik etmek lâzımdır.

Bu seviyenin altına inmek, ne hayvanlarını besleyen bir çiftçinin ve ne de ordunun katırlarını beslemekle mükellef olan bir levazım memurunun aklına gelecektir.

●●●

Doğu medeniyetlerinde, gıda maddelerinin istihsalinde halkın ihtiyaçları değil, fakat ancak satış dikkat nazara alınmaktadır.

Gıda maddeleri için teminatlı bir dünya pazarı mevcut olsaydı ve petrol piyasasınınkiyle kıyas edilebilir bir kâr temin etse idi (kıymet takdirine göre bu kârlar yatırılan kapitalin % 17 sine muadildir) dünyada mevcut gıda eksikliği uzun müddet devam etmezdi.

Tereyağ ve margarin : Margarinin hazmı kolay olup kalori muhteviyatı tereyağı dahil gıdaî yağların aynıdır. Yağdan başka (% 1) nisbetinde, besleyici bir değeri olmayan, katı maddeler de ihtiva eder.

Margarin A vitamini ile takviye edildiği zaman günlük rejimde tereyağının yerini alabilir, gıda bakımından başka bir mahzuru yoktur.

Antisiyantifik veya irrasyonel beslenme alışkanlıkları gösteren memleketler yalnız geri kalan memleketler değildir. Daha ileri cemiyetlerde de bu hususta birçok misaller mevcuttur.

●●●

İngilizler bazı faydalı gıdaları hor görürler. Meselâ Büyük Britanya’nın birçok bölgelerinde vaktiyle çok yenen yeşil sebzeler bugün çiftlik hayvanlarının besinleri sırasına dahil edilmiştir.

Irlandalılar 1945 ve 1946 yıllarında memleketleri patates kıtlığından muzdarip olduğu zaman, Amerikalıların yardım olarak gönderdikleri mısırı yemek istememişlerdi. Öyle ki, mısır yemektense ölümü tercih edenler bile olmuştu.

●●●

Bazı Asya sâkinlerinin köpek etini, severek, yedikleri halde, bu, birçok memleketlerde menfur bir âdet sayılır.

●●●

Avrupalılar sığır etini çok severler. Fakat Çinliler insana bir yoldaş, çalışma arkadaşı olduğu iddiasiyle sığır etini yemezler. ‹Onlara göre bir insan arkadaşını nasıl yiyebilir.›

Yeni Gine’de bir nevi karga göğsü çok sevilen bir yemektir. Burada yerleşmiş olan Avustralyalı memurlar da bu yemeği bir cins biftek zannederek yerler. Fakat aslının ne olduğunu öğrendikleri zaman bu nefis yemeği yemek istememektedirler.

Yeni Meksiko’da, Hükümet hesabına çalışan bir ziraat mütehassısı İspanyol aslından olan Amerikalı ziraatçilere, yerli nev’inden 3 misli fazla mahsul veren melez tip mısır yetiştirmesini öğretmiştir. Mısır bu bölgenin esas gıdalarından biri olduğu için mütehassıs böyle bir teşebbüse girişmekte tereddüt etmemiştir. Bununla beraber çiftçiler bu yeni mısır nev’ini ancak 4 sene kadar bir müddetle yetiştirmişlerdir. Çünkü hanımları bu mısırın dokumalarından hoşlanmadığı gibi lezzetini de hiç kimse beğenmemiştir.

Soru : Niçin yaşıyoruz ? Orta Afrikalı bir köylü kadını, ‹Siz Avrupalılar bizi herşeye alıştırabileceğinizi zannedersiniz, fena yediğimizi söylersiniz. Size göre bizim her yaptığımız şey fenadır. Şayet böyle olsaydı biz şimdi çoktan ölmüş olmalıydık, fakat gördüğünüz gibi henüz dünyadayız.›

Cevap : Çünkü dünyanın birçok bölgelerinde gıda noksanlığı şu veya bu tarzda telâfi edilmektedir. Doğu standartlarına göre sıhhati koruyamayacak miktarda az gıda aldığı sanılan halk, bunu başka surette telâfi etmiş olabilir. Endüstriyel ziraatin mevcut olmadığı ve yerlilerin çeşitli ziraat işleriyle meşgul olduğu Afrika’nın bazı bölgelerinde, beslenme mütehassısları, bu bölgeler halkının sanki uygun bir gıda rejimi tatbik ediliyormuş gibi sıhhatte olduklarını ve mükemmel surette inkişaf ettiklerini hayretle kaydetmişlerdir.

‹Milletlerin bekası beslenme tarzlarına bağlıdır.›

İlim ve folklor : Kuzey Çin’de, eskidenberi annelerde kalsiyum eksikliğinden ileri gelen marazî hallerin önüne geçmek maksadiyle kalsiyumca zengin olan ince toz haline getirilmiş geyik boynuzu kullanılır. Çinliler ve daha sonraları da Yunanlılar, goitre (guatr MH) gibi andemik olan hastalık tedavisinde, iyodça zengin olan bazı deniz yosunlarından faydalanmışlardır. Vitaminlerin keşfinden çok önce, Kuzey Amerika yerlileri, fazla miktarda acide ascorbique ihtiva eden iğne şeklindeki çam yapraklarını scorbut’e karşı bir ilaç olarak kullanırlardı.

Sulh manâsına gelen Çince ‹Ho - Ping› kelimesi Çin harfleriyle yazıldığı zaman ‹Beslenme sağlık için zarurîdir› manasına da gelir.

Siyah ve beyaz meselesi : Assam sâkinleri domuz etini severler ve onunla beslenirler. Bir İngiliz, domuz istihsalini ıslah etmek gayesiyle siyah beyaz ebrulü Berkshire domuzlarını Assam’a sokmak istemiştir. Fakat bu renkli domuzlar hoş görülmedikleri için bu teşebbüs muvaffasiyetsizlikle neticelenmiştir.

Süt hakkında bazı kanaatler : Amerika’nın bazı yerli kabileleri sütten nefret ederler.

Afrika’da kadınların süt sağmasını meneden kabileler mevcuttur. Kababîches’lerde erkekler yalnız deve sütü, kadınlar inek ve çocuklar da keçi sütü içerler. Göller bölgesinde yaşayan Banyankoles’lerde ise süt ‹asillere› e has bir gıdadır.

Japonya’da, Birmanya’da ve geleneklerine son derece bağlı olan bir kısım Çinlilerin nazarında süt ve sütten yapılan gıdalar kâhiller için ehemmiyeti hâiz gıda olarak kabul edilmez.

Bazı Hindular hayvanî menşeli gıdaları yemekten çekindikleri halde bunlar arasında bir istisna teşkil eden süt, sadece kullanılmakla kalmayıp aynı zamanda fevkalâde kıymeti hâiz bir gıda addedilir.

Bazı memleketlerde, aileler süte hususî bir kuvvet atfederler ve hergün ihtiyaçları olan miktarda süt içmedikleri takdirde, çocukların zayıf düşerek öleceklerine inanırlar.

Ekmeğin tarihçesi : Ekmek eski Çin devrinde de, takriben 5,000 sene evvel, fırında pişirilirdi. İlk zamanlar buğday ve daha sonra arpa darı, yulaf ve çavdar unu ile yapılırdı. Eski Çin’de, hemen hemen herkes, fakir köylüler, köleler ve hattâ papazlar, memurlar ve vezirler bile maaş karşılığı olarak ekmek alırlardı. Ekmeği emri altında tutan firavun böylece memleketin esas servetine sahip bulunmakta idi.

Yapılan kazılar neticesinde eski mezarlardan yuvarlak, uzun, konik veya vazo sfenks, piramit, balık ve kuş şeklinde ekmekler çıkmıştır.

III üncü asırda Roma ekmekçileri, ekmek yaparken keten eldiven ve müslin maske takmak mecburiyetindeydiler. Mikrobun tanındığı bu devirde bile bu, nadir tatbik edilen sıhhi bir tedbirdir.

Beyaz ekmek, Avrupa’da ancak 1820 ye doğru yapılmaya başlanmış ve uzun müddet lüks bir yiyecek olarak kalmıştır. Bu devirden itibaren ekmek tedricen bir tekâmül göstermiştir. Rengi esmerden kahverengiye değişmiş ve en son olarak da bugün diğer bütün ekmeklere tercih edilen kar gibi beyaz bir renk almıştır. Bazı psikologlar, siyah ekmeğe az kıymet verilmesinin ne lezzetinden ve ne de gıdaî vasıflarından değil fakat yalnız lüks hayata uygun olmasından ileri geldiği kanaatindedirler. Vaktiyle, günlük ekmeğin rengi bir kimsenin değeriyle mütenasip addediliyordu.


 

Kaynak:

Dünya Gıda ve Sıhhat Günü 7/Nisan/1957. T.C. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti Neşriyatından No. 219. Ankara Gürsoy Basımevi, 1957, s. 25-29.


 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Mehmet Harma

    Mehmet Harma 23.05.2017

    Değerli Recai, Naftalin'de, o zamanlar nüfusu daha az, ortalama eğitimi düşük ve yaşayanların çoğu kırsalda olan ülkemizde 50, 60, 70 yıl önce neler yazılıyor, neler okunuyormuşu bu güne taşımak istedim. Katkılarını beklerim. Selamlar, sevgiler.

  • RECAİ KULAKSIZ

    RECAİ KULAKSIZ 23.05.2017

    Değerli Mehmet hocam, Naftalin'i serili yazılarınızı tam olarak okuyamadım. Kusura bakmayın. Hepsinin çıktısını alıp, toplu olarak bir değerlendirme yapmak istiyorum. Saygılarımla.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.