Bakırköy’de Para-Ölüm İlişkisi!

Bakırköy’de Para-Ölüm İlişkisi!

Anılarda yolculuğumuz geçen haftadan devam ediyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin kuruluşunun 50. yılı münasebetiyle yayımlanan kitaptan bir bölüm daha. Bundan 40 yıl öncesine ait zamanların naifliği. Sonra bir de küçük bir karşılaştırma var, para-ölümle ilgili.

Hastanemizde Hemşirelik

“…

Dışarıda iş arayıp bulamayan, elinde ilkokul diploması bile olmayan kimselere önlük giydirilerek hastaların bakım hizmetlerinde görevlendirilirdi. Hastabakıcı olarak çalışanların bir çoğu aynı bölgeden gelir ve ekserisi bir ailenin fertleriydi. Sonra gelenler öncekilerden örnek alır ve bakımı böylece sürdürürlerdi. Eğer bakımdan beklenen bu ise? Fakat şurasını önemle belirtmek isterim ki hastalarımıza bakan bu gibiler arasında o kadar başarılı, iyi niyetli, merhametli kimseler vardı ki isimleri bugün bile hürmetle anılmaya değerdi. Bunlar kendilerini hastaları ve hastanelerine adamış, aldıkları paraya hiç önem vermeden adeta Allah rızası için çalışan kimselerdi. Günlerce izine gitmez, durmadan çalışır ve hastalarına yardımcı olmaktan başka bir şey düşünmezlerdi. Hizmet karşılığı bir teşekkür ve dua onlar için yeterliydi. Hastanemiz bu gibilerin hizmetini asla unutmayacaktır. Aralarından ebediyete intikal edenlere rahmet, hayatta olanlara da sağlık ve mutluluklar dolu günler dileriz.

Bundan sonra kadın hastabakıcılar içersinde zekası, sevimliliği, iyi tutum ve davranışıyle dikkati çeken sarı saçlı olduğu için herkes tarafında sarı Hamide lakabı verilmiş muhterem bir hastabakıcı Başhemşire ünvaniyle personelin servislerde çalışması ve diğer hizmetleriyle uğraşırdı. İyi niyeti, hiç kimseyi kırmadan temiz kalpliliğiyle sevilir ve sayılırdı. Hamide Yalçın’ın kocası da aynı karakterde bir kimseydi. Hamide Yalçın’a (anne) kocası Hamdi Yalçın’a da herkes (baba) derdi. İnsanları seven, hastalarının iyileşmesi için çırpının bu fedakâr iki personelimizin 50 yılını kutlarken anmayı borç biliyoruz. Rukarda belirttiğimiz gibi nice Hamide ve Hamdi Yalçın’lar bu hastanede geldi, çalıştı, emek harcadı ve ayrıldı. Çoğu rahmete kavuştu. Bizden bir kere daha rahmetler. Aynı dönemde erkek hastabakıcıların başında mubassırlar vardı. Arapça olan bu kelime Türkçeye çevrilirse mubassır sözü gözleyen anlamına gelirdi. Fransızcası gardiant yani halen hapishanelerde kullanılmakta olan sözcük. Bunlar erkek servislerin başında bulunan sorumlu hastabakıcılardı. İçlerinden K. Osman ve Erzincanlı Ali isimli ikisi erkek hastabakıcı ve diğer personel üzerinde büyük otorite sağlamışlar ve onlar bu otorite ile hizmetleri yürütürlerdi. Her ikisinide bu vesileyle anmak isteriz. Erkek hastabakıcılar içersinde de örnek kimseler çoktu. Yüklendikleri ağır hizmet, ve büyük sorumluluğa rağmen kendilerine teşekkür ettiğimde: Görevimizi yapıyoruz teşekküre değmez derlerdi. O gibilerini müessesemiz daima en iyi hatırlarıyla anmaktadır.

…”

Başhemşirelik Müessesesi


 

●●●

Bakırköy’de Para-Ölüm İlişkisi

Kitaptan öğrendiğimize göre “Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin” bütçesi;

1957’de 2.750.000 T.L. iken,

1977’de 28.718.500 T.L. olmuş.

Hastanede ölen hastalara ait istatistiklerde ise;

“Ölenlerin umimi girişe göre yüzde nisbeti”

1942’de %34.7 (920 kişi) iken,

“Yatan hasta sayısına oranla ölüm”

1977’de %5.4 (357 kişi) olmuş.

Durum böyleyken böyle. Mesajımız da şöyle;

“Silaha para ayırırsan daha çok insan öldürürsün, sağlığa para ayırırsan daha çok insan yaşatırsın.”

 

Mehmet Harma


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • mehmet harma

    mehmet harma 14.06.2017

    Değerli S.S. Kazdal, haklısınız ipten kazıktan kurtulmuş internet allamesi bir güruh var ki etrafta, bir hayli kalabalık ve cüretkar. Görelim bakalım neye evrilecekler. Saygılar.

  • mehmet harma

    mehmet harma 14.06.2017

    Değerli H.Ünsal, arkada bıraktığımız yıllarla kıyaslayınca, toplumun çivisinin çıktığını görüyoruz, yaşıyoruz. Bu yazılar ruhlarımıza belki biraz iyi geliyordur. Saygılar, selamlar.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 13.06.2017

    yahu hocam,bu ülke gerçekten o günleri yaşadı mı? belki o zamanlar elimizin altında bu kadar zıvanadan çıkmış oyuncaklar yoktu,ama sanırım insanlar her koşulda kendilerini kontrol edebilme yetilerini henüz yitirmemişti.örneğin gençlik yıllarımda hiç bu denli küfür işittiğimi anımsamıyorum.ben de arada sırada ağzımdan kaçırmıyor değilim.bu yozlaşma yozlaşan büyük yığınların bizi de bir girdap gibi içine çekmesinden mi kaynaklanıyor? ve bu durumda kendimizi koruyacak gücümüz yok sanıyorum.o zamanlar daha kırılgan daha çekingendik,daha bir insandık.adam çay ocağında çalışan işçinin üzerine kaynar su döküyor,daha ne olsun?

  • Ç.

    Ç. 13.06.2017

    Mehmet Harma'nın naftalin yazılarını severek okuyorum. Aynı gün Arif Yavuz Aksoy'un deyimiyle piton yazı yayınlanmazsa ikinci bir yazının yayınlanmasında sakınca göremiyorum. Mete Demirtürk yorumunda çok güzel tanımlamış.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 13.06.2017

    Size nasıl teşekkür edeyim sevgili Hocam. Dünün erdemi, bugünün tüm değerlerin piyasalaşmasını bütün çıplaklığıyla ortaya döküyor. Siz olmasanız ben bunları nasıl görecek öğrenecektim. Teşekkür az, minnettarım.

  • Mehmet Harma

    Mehmet Harma 13.06.2017

    Değerli Mete Demirtürk, ne güzel tanımlıyorsunuz "mâsûmiyet yılları" ve "o yoksul ülke" diyerek. Günümüzde her değer ve kavramın değersizleşmesini, ucuzluğunu ve insanlık onurunun arsız yağmalanmasını yaşıyoruz maalesef. Saygı bizden.

  • Mete Demirtürk

    Mete Demirtürk 13.06.2017

    Sn. Harma Hocam, eğer her hafta bir övgü yazısı gelmiyorsa benden, sizi ve okuru bıktırmamak için. Sizinle bu ülkenin dününü yeniden yaşıyorum. O mâsûmiyet yıllarını bilenler, bunun değerini de çok iyi bilir ve özlemle hatırlar. Yoksulluk özlenir mi, inanın o yoksul ülkeyi özlüyorum. Ayrıntıya girmek istemiyorum. Bugün yaşadığımız değersizleşmeyi gören herkes, ne demek istediğimi çok iyi anlar. Saygılar...

  • Mehmet Harma

    Mehmet Harma 13.06.2017

    Değerli Kaan Hocamın, her zamanki inceliğiyle yazdığı satırlarına hemen yanıt vereyim. Kafamda yazdığım ama kağıda dökemediğim en az iki yazı var ama bunlar için ayıracağım en az bir kaç boş günü henüz bulamadım. Arşivimdeki eski kitaplardan yaptığım paylaşımlar, bir sahaf dükkanındaki eski kitap kokusunu hissettirebilme çabasıdır eğer başarabilirsem. Bu nedenle "salı günlerini tek başıma işgal etmiyeyim başka bir asli/orijinal yazıyla paylaşayım" önerim baş editörümüz Nihat Ateş tarafından kabul gördü ama bu sefer de Kaan hoca itiraz ediyor ve "salı günlerini Naftalin'le paylaşan yazı-şiire de, Naftalin' in özgün yazılarına da haksızlık oluyor" diyor. Hiç bu açıdan düşünmedim ama haksız değil. Diğer bir yazı-şiiri asla gölgede bırakmak istemem, o nedenle "salı günleri, yalnız Naftalin!" diyorum bu durumda. Ama şu sözlerine de şiddetli çekince koyuyorum "şu bir kaç gün sonra söz çekileceğim, söz yakın zamanda başka yazı yok" Kendisinden yazmaması değil yazması için söz istiyoruz!!!

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 13.06.2017

    Mehmet Hocamın güzel yazıları asli birer yazı değilmiş gibi (kendi de alçak gönüllülüğünden böyle kabul ediyor) başka bir yazı veya şiirle aynı güne denk getiriliyor. Bence bunlar birer telif, özgün yazı ve böyle kıymet bulmalı. Aynı güne başka şşir yazı konmamalı, çünkü o şiire de haksızlık oluyor. Ha, yazı sıkışıklığı ve aciliyetler olur, o zaman bazı günler iki yazı da konabilir. Şimdi bunları yazan ben değilmişim gibi, akşama bir yazı daha koyacağım. Şu birkaç gün Nihat'ın işine de el attım, sonra söz çekileceğim. Elimde hazır bekleyen bir başka yazıyı daha fazla durdurmak istemedim. Ve yine söz yakın zamanda başka yazı yok. Bir direniş öyküsüyle ilgili bir fotoğraf bekliyorum. Bir türlü gelmiyor. O gelirse bir de o olabilir. Teşekkürler Mehmet Harma.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.