Düşük Karbonhidratlı Diyetin Öteki Diyetlere Üstünlüğü Üstüne Bilimsel Kanıtlar

Düşük Karbonhidratlı Diyetin Öteki Diyetlere Üstünlüğü Üstüne Bilimsel Kanıtlar

Yazarımız Dr. İlknur Arslanoğlu UPEK’te (Ulusal Pediatrik Endokrinoloji Kongresi) bir sözlü-görüntülü sunum gerçekleştirdi. Daha yeni. 17-21 Nisan Antalya.

Burada Düşük Karbonhidratlı Diyet konusundaki bilimsel yaklaşımları ve kanıtları özetledi.

Sunduğu bilimsel kanıtlardan biri çok yeni ve önemli. Mart 2019 tarihli bir bilimsel makale. Burada yakın zamanda gerçekleştirilip yayımlanmış 8 ayrı çalışma irdeleniyor.

DATA SOURCES: Medline, PubMed, Cochrane Central, and CINAHL Plus were searched to identify large randomized controlled trials (n > 100) with duration ≥ 6 months.

DATA EXTRACTION: Eight randomized controlled trials (n = 1633; 818 carbohydrate-restricted diet, 815 low-fat diet) were included.

SONUÇ: Kardiovasküler risk açısından çok önemli olan kan lipid düzeylerinde düşük karbonhidratlı beslenme belirgin olumlu etki yaratıyor. Kan lipidi ve kolesterol açısından (HDL-LDL) etkileri olumsuz değil, aksine olumlu.

YANİ: Diyette sadece karbonhidratları kısıtlayarak (şeker, un, nişasta –ekmek, patates, pilav, unlu mamüller, meyvalar vb.) kan yağlarını aşağı çekebilirsiniz. Kandaki yağlar esas olarak yediğiniz yağlardan değil, yediğiniz karbonhidratlardan geliyor. Çünkü vücut, şekeri yağa çeviriyor. Aşırı yemedikten, ölçülü (normal) miktarlarda aldıktan sonra yediğiniz yağlar kanda lipid, kolesterol artımına yol açmaz. 

RESULTS:

Carbohydrate-restricted diets showed no significant difference in low-density lipoprotein cholesterol after 6, 12, and 24 months. Although an overall pooled analysis statistically favored low-fat diets (0.07 mmol/L; 95% confidence interval [CI], 0.02-0.13; P = 0.009], this was clinically insignificant. High-density lipoprotein cholesterol and plasma triglycerides at 6 and 12 months favored carbohydrate-restricted diets (0.08 mmol/L; 95%CI, 0.06-0.11; P < 1 × 10-5 and -0.13 mmol/L; 95%CI, -0.19 to -0.08; P < 1 × 10-5, respectively). These favorable changes were more marked in the subgroup with very-low carbohydrate content (< 50 g/d; 0.12 mmol/L; 95%CI, 0.10-0.14; P < 1 × 10-5 and -0.19 mmol/L; 95%CI, -0.26 to -0.12; P = 0.02, respectively).

CONCLUSIONS: Large randomized controlled trials of at least 6 months duration with carbohydrate restriction appear superior in improving lipid markers when compared with low-fat diets. Dietary guidelines should consider carbohydrate restriction as an alternative dietary strategy for the prevention/management of dyslipidemia for populations with cardiometabolic risk.

YAYININ KÜNYESİ ŞU: Effects of carbohydrate-restricted diets on low-density lipoprotein cholesterol levels in overweight and obese adults: a systematic review and meta-analysis. Nutr rev. 2019 Gjuladin-Hellon  ve arkadaşları… (Mart 2019)

SUNUM: UPEK Antalya-2019, Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu

Ve bu yayın, Düşük Karbonhidratlı Diyeti, Kardiovasküler risk açısından, öteki diyetlere karşı seçenek olarak öneriyor.

“Karatay Diyeti”nin sağlığa olumlu etkisi üstüne bilimsel kanıt yok mu?

Evet, yok!

Çünkü dünyada “Karatay Diyeti” diye bir şey bilinmiyor. Dolayısıyla henüz üstünde bilimsel çalışma yapılmamış. Fakat Karatay Diyeti denen şey aslında “Düşük Karbonhidratlı Diyet”ten başkası değil. Bu da 1860’lı yıllardan beri biliniyor. 1970’li yıllardan başlayarak hakkında kitaplar çıkmış. O tarihlerden beri de üstünde çok sayıda bilimsel araştırma ve yayın yapılmış.

Bilimsel yayın yok diyorlardı? Fatih Altaylı danıştığı büyük doktorların, kardiyologların , profesörlerin “Karatay Diyeti Bilimsel değildir”, “Hakkında bilimsel kanıt yoktur” dediklerini söylüyordu. Evet, söylerler. Bizim sözde bilim çevrelerimiz hiç araştırmadan, okumadan her şeyi söyler.. Doğrudur…

İşte biz de bir kez daha bilimsel kanıtı sunduk. Çok taze Mart 2019 yayınından. Bizlere ilk kez düşük KH'lı diyeti öğreten, Taş Devri Diyeti’ni ülkemize uyarlayıp yaygınlaştıran Ahmet Aydın hocamızın anısına saygıyla…


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 08.10.2019

    DEVAM: sırtta, belde, bacakta.. nerede ağrı varsa orayı ısıtmaya çalışmak ve sıcak tutmak sorunu kısa süre içinde yüzde doksan geçiriyor. Her ağrı karşısında ağrı kesiciye başvurmak kötü bir şey, her şikayette doktora gitmek de. Sıcak uygulaması hem o anlık sorunu gideriyor hem de ilerisi için kazanç sağlıyor, o bölgedeki fizyolojiyi düzeltmek bakımından. Keza üşüme hissedildiği, fazlaca soğuğa maruz kalındığı durumlarda tüm vücudu ısıtmak da gripten ve sair akut hastalık başlangıçlarından koruyor. Bu da bilinsin istedim. Karşıt görüş olarak değil, tamamlayıcı anlamda. Katkınız için teşekkürler...

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 08.10.2019

    Devam: Evet, soğuğa maruz kalmakla tetiklenebiliyor, hatta birçok durumda soğuk tek neden olabiliyor. Hatta daha ileri gidersem sürekli soğuk, bağışıklık sistemini zayıflatmakla kanser dahil daha ciddi hastalıklara veya otoimmün hastalıklara neden olabilir. Beli göbeği sürekli açık gezen kızları, oğlanları, kış ortasında mini etekle çıkanları, soğukta çorapsız bilekleri açık dolaşanları, yağmurda karda şapkasız dolaşanları gördükçe onlar yerine biz üşüyoruz. Ne olacak, genç onlar, bir şey olmaz demeyelim. Bal gibi oluyor, hastaneler şu veya bu sebeple kolayca hastalanıp, hemen doktora koşan gençlerle ve her yaşta insanlarla dolup taşıyor. Bu insanlar arasında kronik hastalıklar da çok yaygın, sistit gibi, sinüzit gibi. Genç yaşta eklem sorunları çıkanlar hayli fazla. Bir de bunu bahane edip hareketi azalttıkça gelsin metabolik hastalıklar. Biz kendimizde ve çevremizde sıcak terapisini de sıklıkla uyguluyoruz ve iyi sonuç alıyoruz. Bir travma yoksa karında, göğüste, midede, DEVAM +++

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 08.10.2019

    Değerli Özgür Demirtaş, uzun yorumunuzu ilgiyle okudum. Genel olarak aynı şeyleri düşünüyoruz. Beslenme ve onun kadar önemli yaşam düzenlemeleri hakkında. Soğuğa uyum sağlamanın sağlığa yararları konusunda verdiğiniz bilgiler ilginç ve önemli. Bu konuda az çok bir şeyler biliyorduk, duyuyorduk, ama bazı ayrıntıları iyi anlatmışsınız. Bu görüşün haklılık payı sanırım ki yüksektir. Yalnız doğada olduğu gibi insanda, tıpta veya fizyolojide her şey çok yönlü çok boyutlu. Çok boyutu incelemek zor da, en azından iki boyutu ihmal etmemek gerek. Yani soğuğa uyum ne kadar önemliyse, buna uyum sağlanamadığı durum ve bireylerde işi fazla zorlamamak gerek diye düşünüyorum. Öte yandan tam tersi bir önlemi de savunmakta ve sağlıkta uygulamaktayız. Şöyle ki hem okumalarımızdan ve hem de onca yıllık gözlemlerimizden biliyoruz ki, birçok akut veya kronik enfeksiyon, eklem ve kas ağrıları, karın ağrıları, değişik bölgeerdeki ağrılar, tutulmalar vb.. sadece soğuğa maruz kalmakla DEVAM EDECEK..

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Bu söylediklerime iliskin öyle blog yazilari falan degil, onlarca akademik makale sunabilirim. Hani sanilmasin ki iskembeden atiyorum. Zaten söylediklerim sagduyu sonucu da ulasilabilecek seyler. Madem paleo, bir tek beslenmesini degil diger cevresel sinyalleri de hesaba katarak yapilmali. Evrimsel bakmayi bilen, genel olarak tababete merakli herkesin belirli bir süre okuyup arastirdiktan sonra ulasabilecegi sonuclar. Eskiden olsa ugrasirdim kaynak göstermeye ama yillar icinde anladim ki bilen zaten hemen anliyor, bilmeyen de ögrenmeyi reddettigi icin bilmiyor. Dolayisiyla, (bunu karsi taraftan gelecek tepkilere yönelik söylüyorum) Halep ordaysa PubMed de orada, iyi okumalar.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Bu diyete ilave olarak bio-hack asamasina gecmek isterseniz de kendinizi soguga maruz birakabilirsiniz. Kisin az giyinmekle baslanabilir. Soguk suyla dus almak, soguk suyla dolu küvette 45-60 dk oturmak, soguk jel paketleri iceren özel yelekler kullanmak mümkün. Saymakla bitmeyecek yararlari var, o yüzden saymiyorum. „benefits of cold thermogenesis“ diye aratilabilir. Ancak bu konuya arastirmadan girismemekte fayda var, hipotermi sakaya gelmez. Diger taraftan kutup dairesine yakin yasamiyorsaniz 12-14 derece suyun icinde bir saat oturmakla da kolay kolay kimsenin donacagini sanmiyorum. Yine de kardiyak riskleriniz varsa sorun yasama ihtimaliniz var.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Kaan Bey’e katki olarak eklemek istiyorum, bu kesinlikle protein agirlikli bir beslenme degil. Ihtiyacimiz olan protein miktari yagsiz vücut agirligi dikkate alindiginda kg basina 0,75-0,90 gr civari. Bu diyette esas problem proteini bu sinirda tutmak oluyor, dolayisiyla ilave bir maliyet veya dogal kaynaklarin yok edilmesi argümanlari dogru degil. Iki kutu sardalya ve 3 yumurta benim ihtiyacim olan tüm günlük proteini sagliyor örnegin. Kalan enerji ihtiyacinin yaglardan (tabii ki doymus yaglar, ancel keysci kardiyologlar catlasin) saglanmasi gerekiyor. Hindistancevizi yagi, tereyagi, ghee, vs.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Bu NAVY SEALS ile ilgili bir hikaye daha var. Oradan da en son beslenmeye gecebilirim. Özel oksijen tüpleri kullaniyorlar. Normalde dalgiclarin kullandiklari tüpler disariya baloncuk verdigi ve ses cikardigi icin askeri amaclara uygun degil. Ancak bu özel tüpler nedeniyle normalden daha fazla oksijen soluduklari icin zaman zaman epileptik ataklar yasanabiliyor. Bunun önüne gecmek icin kullandiklari strateji ise ketojenik beslenme. Ketojenik diyetin epilepside terapötik kullanimi oldukca eski zaten. Benim ulastigim sonuc, insan icin en saglikli beslenme cesidinin deniz ürünleri agirlikli ketojenik beslenme oldugu. Deniz ürünleri önemli zira evrimsel olarak beynimizin bu büyüklüge ulasmasi Dogu Afrika’da su ürünlerine erisimin cok bol oldugu bir cografyada ve bu sayede gerceklesti. DHA gerekli yani.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Soguga adapte olmus insanlarin fizyolojik parametrelerinde önemli degisiklikler oluyor. Hem NASA, hem cesitli özel amacli ordu birimleri, hem de olimpik/elit atletler bunu kullaniyor. Everest’teki sherpa’larin inanilmaz fiziki performanslari da buna bagli. Ruslarin bu olgulari daha uzun zamandan beri bilerek kullandigi da söyleniyor. Hepsi icin ayri ayri akademik calismalar da var. Sonucta ABD donanmasinin insanligin daha saglikli olmasi gibi bir gündemi veya bu konuda bir manipülasyon yapmaya ihtiyaci yok. Ancak NAVY SEALS egitimleri, cesitli üniversitelerle ortak calismalara konu oluyor. Soguga adapte olmus askerlerin, soguk suda yüzdükten sonra yaptiklari atislardaki isabet oranlarinin, adaptasyon öncesi isabet oranlarindan cok daha iyi oldugu belgelenmis durumda.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    LED ekranlarla temasimizi minimuma indirmek gerekiyor, özellikle günes battiktan sonra. Aksam olunca evde en saglikli isik mum isigi. Ama cocuklu evler veya yapilmasi gereken günlük isler acisindan pratik degil. En azindan LED ampullerden kacinmak gerekli. Eski usul ampullerin dalgaboyu spektrumu cok daha saglikli. Yine de her durumda, günes battiktan sonra mavi isigi bloke eden özel camli gözlükler kullanilmali, özellikle bilgisayar/TV/cep telefonu ekranina maruz kaliniyorsa. Erken yatilmali. Uyudugumuz ortam soguk ve karanlik olmali. Kis gelince kisi hissetmemiz gerekiyor. Disarida kat kat giyinip iceride isitilmis ortamda kaldigimizda kis mevsimini hic hissetmiyoruz.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Hani konu mankeni Ayi Yogi’nin yazin yaptigini biz abartarak yil boyunca uygulayinca hasta oluyoruz ya. Aksine bir bio-hack ve optimal saglik icin aslinda kis uykusunda tetiklenen mekanizmalari tüm zamana yaymak gerekiyor. Öncelikle isik disiplini önemli. Sabah günesin dogusuyla uyanmak, 7-11 arasindaki UVA isinlarina mutlaka maruz kalmak gerekiyor. Gün icinde mümkün oldugunca günes banyosu yapmak, bir sekilde hep günesli ortamda bulunmak önemli. Günes gözlükleri, hatta kontakt lensler UVA isinlari engelliyor. Ayni sekilde bina icinde oldugumuzda da pencere camlari bu isinlari gecirmiyor.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Peki tüm bu ahval ve serait icinde yapilmasi gereken nedir bireysel olarak? Diyabet olmamak, diyabetsek iyilesmek, kanser olmamak, atletik ve saglikli olmak icin nasil beslenmek gerekiyor. Benim ulastigim sonuclar, beslenmenin bu konunun yalnizca bir yönü oldugu. Tek basina dogru beslenme ile güzel sonuclar alinabilecek olmakla birlikte, evrimsel cercevede bakinca bunun ötesine gececek bir yasam tarzi gerekli.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Saglik sektöründe bilinen bir gercek, gece nöbetlerinin uzun vadede hemsirelerde meme kanseri riskini artirdigi. Genel olarak vardiyali calisanlarin karsilastigi rahatsizliklarin en önemli sebeplerinden biri mavi isik kirliligi ve sirkadyen ritmdeki bozulmalar. Tüm bu faktörler, mitokondrileri harap ediyor. Otofajik mekanizmalarimiz calismadigi icin yeni mitokondri üretimi ve bozulmus olanlarin geri dönüsümü yapilamiyor. Hücresel düzeyde bozulan enerji metabolizmasi, hücreye iki secenek birakiyor: ya yok olacak, ya da elindeki bozuk enerji metabolizmasi ile ölümsüz olacak. „Bozuk enerji metabolizmali ölümsüz hücre“ kanser demek. Kanserin genetik bir hastalik degil, metabolik oldugu konusundaki teoriler yayginlasmaya basladi. Metabolik terapiler ve bu prensiple calisan terapötik ajanlar da gelistiriliyor. Bu konuda Johns Hopkins’ten Pedersen’in ekibi cok önemli mesafeler kaydetti (3-bromopyruvate). Ayrica onkojenezle ilgili atavistik kanser teorileri de ayni dogrultuya isaret ediyor.

  • 08.10.2019

    Peki biz ne yapiyoruz? Gec yatiyoruz, yatana kadar ekran basindayiz. Tepemizde enerji tasarruflu LED ampul yaniyor. Hem LED ekranlar hem LED ampuller cok yüksek bir enerjiyle mavi isik dalgaboylari üretiyor. Yani memeli hayvan olarak ihtiyac duydugumuz cevresel sinyallerin tam tersine maruz birakiyoruz vücudumuzu. Retinadan beyne giden sinyal, günesin hala tepede oldugu. Sabah kalktigimizda günese bakmiyoruz, cünkü gün boyu LED isiklarla aydinlatilan ofislerdeyiz. Kisin ortasinda kilo kilo muz yiyebiliyoruz. Tat alma duyularimizdan beynimize giden sinyal mevsimin yaz oldugunu söylüyor. Bu karbonhidratli besinleri de Aralik ayinda kaloriferli evin icinde 23 derece sicaklikta tüketiyoruz. Evrimin olusturdugu mekanizmalarin tam tersine hareket edip saglikli olmayi beklemek sacmalik. Her tarafta maruz kaldigimiz kablosuz internet ve GSM sinyallerini, kimyasal maddeleri, icme suyundaki plastigi vs kattigimizda, neolitik kronik hastaliklarin bu kadar yayginlasmasi sürpriz degil.

  • 08.10.2019

    Biz insanlar olarak artik kis uykusuna yatmiyoruz. Ancak (endokrinologlar ve uyku uzmanlari sanirim katki yapabilirler) benzer otofajik mekanizmalar ve hormonal denge icin ortalama saat 12-3 arasi uyku fazlari önem tasiyor. Tabii bunun icin öncelikle karanlik ve ortam sicakligi kaynakli sinyallerin beyne ulasmasi gerekiyor. Tüm memeli hayvanlarda ayni mekanizmalar mevcut. Saglik icin esas olan, evrimsel olarak uygun olan cevresel sinyallerin beyne ulasmasi, optimal hormon dengesinin olusmasi ve bu cerceve icinde dogru enerji kaynaklarindan dogru calisan bir metabolizma ile bizi hayatta tutan enerjiyi saglamamiz.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    DEVAM… Ayi Yogi gidip yatiyor magarasina, hava soguk, karanlik. Günesten aldigi sinyaller artik anlamini kaybediyor. Bu nedenle metabolizmasi degisiyor, artik vücut saati günes isinlariyla degil mevsimin etkisiyle sicaklik sinyallerine bagli hale geliyor. Kis boyunca yiyip icmiyor, dolayisiyla depoladigi yagi yakiyor. Ama mümkün mertebe kas kaybetmemesi ve daha az enerjiyle hayatta kalmasi gerekiyor. Soguk hava sayesinde hücresel düzeyde gerceklesen metabolik optimizasyona bagli olarak daha az kalori harciyor. Diyabetik sürecler tersine dönüyor. Otofaji mekanizmalari azami düzeyde tetikleniyor ve dokulari kendi kendini onariyor. Sonra yeniden ilkbahar geliyor ve ayni göngü basliyor.

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    DEVAM... Bu konuda belki biyokimya üzerine yetkin takipciler daha derinlemesine yorumlarda bulunabilirler ama enzimlerin ve proteinlerin yapilari ve calisma sekillerinin soguk etkisi altinda farklilasabilecegi sanirim biliniyor. Sanirim beyin cerrahlari, hipotermi üzerine uzmanlasmis hekimler ve anestezi uzmanlari da bu konuda bilgi sahibi olabilir. Soguk konusuna dönecegim. Memelilerin cevreyle kurdugu iliskinin bir mekanigi olmak zorunda. ilki günesin dogusu ve batisi, ikincisi mevsimsel degisimler, ücüncüsü de mevsimsel etkilerle sekillenen beslenme bicimi. Tabii bu üc bilesen de dünya üzerindeki konuma göre farklilasiyor. Bu cerceve son derece genel olsa da, saglayacagi bakis acisi yeterli bence. Bu cevresel etkenler, vücudumuzda belirli degisikliklere neden oluyor, daha dogrusu canlilik sürecimiz bu kontekst icinde devam etmek zorunda. Dolayisiyla canlilik süreclerini bu baglamda incelemek gerekiyor. DEVAM EDECEGIM

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    DEVAM... Eminim bazi hekimler irrite olacaktir. Ancak bu sitede taraflari hekim olan bazi sert tartismalari hatirliyorum da, herhalde bana da en cok bu kadar kizilir. Aslinda bunlari yazmamin amaci, hem genel olarak ayni fikirde oldugum Ilknur Hanim ve Kaan Bey'e danismak, hem de belki nacizane bir katkim olabilecegi düsüncesi. Simdiye kadar okuduklarimdan ögrendiklerimi siralamak isterim: Insan sonucta bir memeli hayvan. Ve söylendigi gibi evrimsel bakis olmadan biyolojide hicbir sey anlamli degil. Homo sapiens olarak gezegenin sicak oldugu bir dönemde son rötüslar gerceklesmis de olsa genetik olarak hikayemiz (insan degil memelilerin tamami icin) "soguk" icinde basliyor. Bu isin baglamini da dinozorlari yok eden felaketin ardindan olusan secilim baskisi etrafinda kurmak gerekiyor. Dünyadaki yasamin büyük bir bölümü de hala ekstrem kosullarda var oluyor. Dolayisiyla 25 derecelik oda sicakliginda olusmus bir biyokimya literatürü bazi acilardan gelismeye acik olabilir. DEVAM EDECEGIM

  • Özgür Demirtas

    Özgür Demirtas 08.10.2019

    Yaklasik 10 yildir beslenme literatürünü cok yakindan takip ediyorum. Bu alanda ilk okudugum yazilar, Ahmet Aydin hocanin Beslenme Bülteni bloguydu. Özellikle Ingilizce konusulan dünyada tas devri diyeti artik cok büyük bir akim haline gelmis durumda, "paleosphere" diyorlar. Bu alana katki koyanlar arasinda hem akademisyenler ve hekimler, hem de daha cok bu isin ticaretini yapan "blogger"lar göze carpiyor. Ancak her durumda üretilen bilgiyi cok faydali buluyorum. Herkes de konunun detaylari konusunda hemfikir degil. Bu tartismalar da bence yararli. Ben konuyu hem kanser hem de genel olarak saglikli yasam acisindan takip ediyorum. Bu kadar uzun süre ve yakindan takip edip, tartismalari da izleyince insan bulmacanin parcalarinin nasil yerine oturdugunu daha iyi farkediyor. Merakim nedeniyle kaydadeger bir tababet okuryazarligim olsa da hekim degilim elbette. Öte yandan hekimlerinin cogunun da bu konuda benden daha bilgisiz oldugunu ilk elden biliyorum. DEVAM EDECEGIM

  • Mesut KÜÇÜK

    Mesut KÜÇÜK 12.05.2019

    Ben altı yıldır vejeteryenim... hiçbir eti o tarihten beri yemiyorum... canım çekiyor mu diye sorarsanız?... maalesef çekiyor... yalan yok.! ama çok düşündüm ve yememem gerektiğine karar verdim çünkü ben bir sosyalistim... insan denen varlığın et yemesi için o uydurulmuş hikayeler yok mu?.. bayılıyorum hepsine... yiyin kardeşlerim yiyin... doya doya yiyin... sonra da ben sosyalistim diye gezinin ortalıklarda... canlının gözüne bakıp da onun canlı olduğunu hissedemiyorsanız beyninizde bulunan bir takım algoritmalarınız çalışmıyor demektir... şu dediğimi not edin lütfen: sosyalist insan canlı dedektörüdür. şu dediğimi de tavsiye olarak alın lütfen: önemli olan uzun yaşamak değil önemli olan insan olmaktır.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 04.05.2019

    Akif'in çağrısını ben de hatırlatayım o zaman: 10 Mayıs saat 19 İzmir NHKM.. Çobandede'nin esprisi de güzeldi. BİR ŞEY DAHA DİYEYİM: Çevremizde "normal" olarak beslenen birçok kişi aşırı et ve protein yemekte. Tabii bol KH ile birlikte. Klasik beslenme uzmanları, dar düşünceli doktorlar buna hiç takmazlar da... Ne zaman siz "beslenme oranlarında karbonhidratlar azaltılmalı, protein ve yağlar artırılmalı" deseniz.. Fazla proteinin, yağın binbir türlü zararını saymaya başlarlar. Kanserden tutun, böbrek yetmezliğine varana dek.. TEKRAR EDİYORUM: Oysa Düşük KH'lı beslenmede önerilen protein artımı oran olarak artımdır. Miktar olarak değil. Günde 100-120 gr proteindir hepi topu. Etrafta günde 500-600 gr protein alan yığınla insan vardır. Siz yoksulların günde 30-40 gr aldığı proteini artırmayı önerdiğinizde doktorlar nedense ayağa kalkar. :) :)

  • Akif akalın

    Akif akalın 03.05.2019

    10 mayıs saat 19'da İzmir NHKM'de bunlar konuşulacak. Vakti olanları bekleriz.

  • Ahmet cemal cobandede

    Ahmet cemal cobandede 03.05.2019

    Yaziyi okuyayim derken kolayi ustume doktum/cok etkili bi yazi karbonhidrati icirmedi anlayacaginiz- ilknur hocami tebrik ederim/nice calismalara

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 03.05.2019

    DEVAM: Balığın çok ucuzladığı dönemler vardır. Sakatatlar, tavuk ciğeri vb. ucuz fiyatlara bulunabilmektedir. Bunların az miktarları kola, fanta, bisküvi, ekmekle beslenmekten çok daha doyurucudur. Kaldı ki bizler ekmeği, şekeri sıfırlayın demiyoruz. Beslenmenizin ağırlığını bunlar oluşturmasın, diyoruz. 4- Protein ve yağların mevcut fiyatları toplum eğer devlete baskı yaparsa ve uygun düzenlemeler gerçekleşirse çok daha aşağı çekilebilir. Bu konuda icraat yapmak iktidarın görevidir. Baskı yapmak ise muhalefetin.. En başta muhalefet bu konuya duyarsızsa, hatta bu konudaki uyanışı engellemeye çalışıyorsa, söylenecek fazla şey yoktur. 5- Aradaki diyelim yüzde 20 maliyet farkı sonradan ortaya çıkan hastalıklarla 4-5 katıyla kişilere, topluma ve devlete geri binmektedir. Çocukluğundan itibaren şekerle, şekerli içeceklerle, bisküviyle beslenmeye alışmış bireyler 30’lu yaşlarından sonra bedenen iflas etmeye başlamakta, hastanelere, doktorlara muhtaç bir yaşam sürmektedir. .

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 03.05.2019

    Düşük Karbonhidratlı Beslenme Hakkında En Sık Karşımıza Çıkan Yanlış İnanışlar.. (Bir bölümü bilgisizlikten, bir bölümü kasıtlı yayılmakta) 1- Düşük KH’lı beslenme proteinlere ve yağlara abanmak demek değildir. Eğitimli ve iradesi az çok güçlü biri bu beslenmeye alıştıktan sonra (Taş Devri Beslenmesi vb.) fazla et, yağ vb. zaten yiyemez, yemez. 2- Düşük KH’lı diyetin pahalı olduğu, zengin işi olduğu kasıtlı söylenen bir yalandır. Kısa bir beslenme eğitimi alan kişi, akıllı davrandığında aynı paraya daha az şeker, ekmek vb. ile daha sağlıklı beslenir. 3- Tüm toplumun akıllı davranamayacağı ve beslenme eğitimi alamayacağını düşündüğümüzde. (Bu alanda da hem devletçe, hem sözde muhaliflerce, okumuşlar, aydınlar, sosyalistler vb.. bilinçli bir engelleme söz konusu, o da ayrı konu.) Düşük KH’lı beslenmenin kişilere ve topluma fazladan maliyeti yüzde 15-20 fazlayı geçmez. Sık sık et yemek şart değil. Süt, yumurta, mantar, az KH’lı sebzeler… Olmadı.. baklagiller daha ucuzdur. DEVAM EDECEK

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.