Tenkit üzerine notlar

Tenkit kitabı, başlığı ve alt başlığıyla bir edebiyat kitabı olsa da alışılmış edebi değerlendirmeler, kitabın az bir kısmını oluşturmaktadır. Yalçın Küçük’ten birkaç kez duyduğum bir anekdot vardır.

 

Dışarıda dolaşırken içerde olmak

Arif Damar, Y. Küçük için şöyle der:

“Marksistler Marksizmin dışına çıkmamak için bir şey demezler. Y.Küçük hep dışına çıkar ama hiç dışına çıkmaz.” Burada bu kitap özelinde Marksizm yerine “edebiyatı” koymayı önerebilirim. Y. Küçük yine “dışarıda dolaşmaktadır” ama aynı zamanda içeridedir de. “Dışarda dolaştığını” söyleyenlere Y.Küçük ne der bilmiyorum. Sık sık “fazla uzaklaştığı” doğrudur. “Çıkıp uzun süre geri dönmediği” de olmuştur. Ancak bu “çıkış”ların sonuçlarının ve yan etkilerinin en azından edebiyat açısından büyük sonuçları olmuştur. Başka kitapları bu yargıyı ne kadar doğrular tartışılır ancak bu kitapta bu yargıyı doğrulayan çok fazla yazı vardır. Y.Küçük, ne söylediği kadar nasıl söylediği de tartışmalı bir yazardır. Kullandığı yöntemlerde bilimsel yöntemi zorladığı ve sık sık dışına çıktığı bellidir; bunu kendisinin bildiği de kolayca anlaşılmaktadır.

Tenkit kitabında yazanları hazmetmek kolay değildir. İçindekilerin bir kısmı belli olgulara dayanırken bir kısmı ise adeta kitabın cüretini canlı tutmak için konmuş birer “okur silkeleyici” iddialardır.

 

Putları yerlerine yerleştirmek

Politik olarak nerede konumlanırsanız konumlanın Türkiye’de değerleri anında dondurma ve putlaştırma eğilimi vardır. Bir kez “panteon”a çıkanın üzerinde bir toz zerresi bile görmeye tahammül yoktur. Bu aklı durdurucu bir eğilimdir. Tenkit kitabının ele aldığı yazarların yarısından fazlası solun panteonuna çıkmış, bir kısmına ise tamamen putlaştırılmış yazarlardır. Kimsenin “bir şey” dememesi, sanki Y.Küçük’ü “çok şey” demeye itmektedir. Yalçın Küçük, adeta susanların söylemediği sözleri ödünç alıp sözüne katmış gibidir.

Bu kitaptaki Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, “bildiğimiz”, bugüne dek bilegeldiğimiz N. Hikmet, S.Ali ya da O. Kemal değildir. Bildiğimize en yakın portre belki Tevfik Fikret veya Ahmet Arif’inki kabul edilebilir. Son derece geniş ölçekli bir yazar olduğu dikkate alındığında ele aldığı konularda hemen daima o ana kadar olanlardan çok başka şeyler söylemiştir. Y.Küçük, baktığı yere “yamuk bakmaktadır.” Bu kitapta da N. Hikmet’e, O. Kemal’e, S. Ali’ye alışılageldik bakıştan çok daha başka bir yerden bakmaktadır. O ana kadar gidilen yollardan sapan, patikaları bile dikkate almadan “arazide yürüyen”, “kendi yolunu kendisi yapan” bir yaklaşımı vardır. Hele Yaşar Kemal ile ilgili yazdıkları ve yorumları bu saptamamın en uç örneğidir. Bu kitaptaki Yaşar Kemal yorumu, Yaşar Kemal ile ilgili hiç söylenmemiş (en azından benim hiç duymadığım) bir yorumdur. Daha fazla detay vermeyeyim, okuyanlar ne demek istediğimi kolayca anlayacaktır.

Yazarın “çubuğu tersine bükme” eğilimini bir yazı tarzı olarak yorumlayabilirsiniz elbette, öte yandan tersine büktüğü çubukların da önemli bir kısmı zaten eğridir. Bütün bu nedenlerden ötürü bu kitaptaki Y.Kemal, S.Ali, N.Hikmet değerlendirmeleri, bugüne dek alışılageldik bakışı içselleştirmiş okurlara soğuk duş etkisi yapacak kadar radikal gelebilir. Ancak bu kitap, içinde yazanların tamamına şiddetle karşı çıkanların bile zihnini açacak, derinleştirecek, düşünmeye yöneltecek provakatif bir kitaptır. Çünkü her sarsıntı, bir “daha derin düşünme olanağı”dır.

 

Herkes Nazım Hikmetçi!

N.Hikmet gibi bir put kırıcının putlaştığı yerde bir “put kırma” davası, belki de her şeyden önce ilk neşterin Nazım’a vurulmasını gerektirir. Y.Küçük’ün neşteri bu kitapta adeta bir baltadır ve putlara karşı pek acımasızdır; en başta da kendi cenahından olanlara, yüksek tuttuklarına… Bir put ne kadar yüksekte ise düşünce o kadar çok kırılır; “Nazım putu” bu kitapta paramparça edilmektedir. N. Hikmet çözümlemelerini bu pencereden okumak gerekir. Bu tartışmalar yıllar önce yazılmış olsa da, belki onlarca yıl sonrası için yazılmıştır; ancak bugün de bir karşılığının olmadığı kesindir. Herkesin “Nazım Hikmetçi” olduğu, N.Hikmet günlerinin iş adamları dernekleri tarafından organize edildiği, Nazım’ın evcilleştirilip siyasal yanının, “dahi bir şairin hoşgörülesi yaramazlıkları” olarak görüldüğü bir zamanda bu metinler bir gün hakkında tartışılacak bir zamana kadar mumyalanmayı beklememekte, bu iklime müdahale etmektedir. Etkin düşünceler, zamanının gelmesini beklemez, zamanını bizzat kendisi yaratır.

 

Sabahatttin Ali Cinayeti

Sabahattin Ali hakkında yazdıkları özellikle de onun ölümüyle ilgili yazdıkları bir detektiflik örneği dersem acaba abartmış mı olurum? Hayır hiç de abartmış olmam. Küçük küçük ipuçlarını birleştirerek onun ölüm tarihine kadar yaptığı çıkarsamalar bildiğim kadarıyla daha önce hiç yapılmamıştır.  Kitabın bu kısmında Y.Küçük, sık sık örnek gösterdiği ve öğrencilerine okuttuğu Sherlock Holmesvari bir çalışma örneği sergilemektedir. Ne kadar edebidir? Edebiyat çözümlemeleri nisbeten azdır; ancak Y. Küçük’ün kitaplarına aşina olanlar bu sıçrayıcı üsluba, bu bilgi kıpırdanışlarına, bu birbiriyle ilgisiz görünen olgular arasında kurulan yepyeni ilişkilere fazlasıyla aşinadırlar.

S. Ali’nin ölümüyle ilgili yazdıklarını bunca yıl kimsenin yazmamış olması, bu bulguların şimdiye kadar kimseyi ilgilendirmemesi gerçekten hayret vericidir. Kitabın alt başlığı olarak “Materyalist gözlerimle yazarlarımız” ifadesi seçilmiş. Buradaki o materyalist gözler, “görmeye vazifeli olmadığı şeyleri” de görmekte yer yer de “daha çok görebilmek” için var saymaktadır. Bu kitap, bu ölümü yazmanın yeri midir? Yalçın Küçük’ün kitapları”yersizliğiyle” ünlüdür. 60 yıl önce öldürülmüş ünlü bir yazarın nasıl öldüğünü araştırmak, akıl yürütmek ve yazmak Y. Küçük’e mi kalmalı, bir edebiyat kitabında mı yazılmalıydı? Bu sorunun muhatabı Y.Küçük değil bu işi ona “yıkanlar”dır. “Üzerine vazife olmayan işleri yapmak” ve “yaptığı işin dışına taşmak” Y.Küçük karakteristiğidir.

Y. Küçük’ün en az 3-4 kitabında rastladığımız özgün kavramlaştırmaları bu kitapta da vardır. “Yeni ortaçağ” gibi birçok kavram, bana göre henüz tüketilmemiş, üzerinde düşünülmesi gereken, gözden kaçırılmaması gereken kavramlardır. Kitabın 2. kısmındaki “Ve çeliğe su” ile “İnsan teorisi üzerine” bölümlerindeki fikirlerin bir kısmı, Y.Küçük’ün eski kitaplarından tanıdık gelse de bu bölümlerde altı çizilecek çok cümle vardır. Birkaç kez okunması gereken, içeriğiyle üzerine ayrı kitaplar dahi yazılabilecek yazılar olarak görüyorum. Özellikle 1993 tarihli “İnsan teorisi üzerine” yazısı, Y.Küçük yazınının küçük bir numunesi olarak ele alınabilir.

 

Cüret üretmek

Türk entelektüel yaşamının kısırlığı, Y. Küçük’ün altını daha çok çizmiş, onu tarihten ekonomiye, siyasetten edebiyata kadar birçok alanda çalışmaya zorlamıştır. Yapan oldu da kim elini tutmuştur? Y.Küçük Tenkit kitabında da başkalarının yapmadığını yapmış, “başkaları yapmadığı için” yapmıştır. Bu nedenle belli bir konuda yazdığı neredeyse tüm kitapları, “tam olarak o konuda” ya da “o konuyla sınırlı” değildir. Y. Küçük’ün tarih üzerine yazdıkları tarih kitabına benzemez, edebiyat üzerine yazdıkları da edebiyata benzemez.

“Yapılmayanı yapmak”, elbette yapılanların doğruluğunun bir garantisi değildir. N. Hikmet, S. Ali ve özellikle de popülerliği ile hakkında yazılanların zıtlığını dikkate aldığımda Yaşar Kemal gibi yazarlar için bu yazılanları yazmak bir cürettir. Y.Küçük, yazdıkları hep bir cüreti yükseltip eşikler oluşturan, sonra bu eşikleri yine kendisi geçen bir yazardır. Eşikleri hep fazlaca yüksek olagelmiş, cüreti ise bu eşikleri aşmak için hep canlı kalmıştır.

Tanıyanlar, bu cüretin yeni olmadığını bilir. Mesela 1989’da Estetik hesaplaşmayı yazmak büyük bir cüretti, bana göre edebiyat alanında yazdıklarının içinde “cüretin doruğu” idi.

Kundera güzellemesinin bir moda olduğu dönemde, Kundera övücülüğünün solun iliklerine kadar sızdığı ve adı sol kulvara yazılı pek çok yazarın övgü yarışına girdiği bir iklimde, Kundera eleştirisi çok önemli bir teorik müdahale idi. Bugün piyasa edebiyatına karşı eleştirel olan, edebiyat iktidarına karşı cephe savaşı açan eleştirmen ve yazarların metinlerinde bu müdahalenin izleri vardır. Bu müdahale, önemli bir kulvar açmıştı; hala o kulvarda ilerlemekteyiz.

Hemen herkesin göklere çıkardığı bir figürü böylesine cepheden eleştirmek, tam bir aydın tavrı idi. Aydın tavrını, “söylediği her şeyin doğru olması”nda değil, “kimsenin söylemediğini söylemek” te buluyorum. Ve de illa ki bir cüret gereklidir. Her söylediği doğru olanların risksiz doğrularındansa, her türlü maddi ve manevi riski göze alan cüretli bir “yanlış”ı daha fazla önemsiyorum. Yanlışınızı gelecekte düzeltebilirsiniz, oysa bir aydın için “cüret eksikliği”nin hiçbir telafisi yoktur.

 

“İstinat duvarı”na dayanmak

Kaan Arslanoğlu yazmakta benden önce davranmış olsa da sık söylediğim bir saptamayı tekrarlayım: Yalçın Küçük, Estetik Hesaplaşma ve Küfür Romanları’nı yazıp ölseydi bile bugün kendisini tereddüt etmeden “Türk Edebiyatının en önemli eleştirmenlerinden birisi” olarak anardım. Bu bir abartı mıdır? Yalçın Küçük abartılarının, kendi kendisine uyarlanması mıdır? Piyasa Edebiyatının, artık birer pazarlama mümessili haline gelmiş eleştirmenlerini görüp çubuğu tersine bükme midir? Y.Küçük’ün müdahalesinin sonuçlarını dikkate aldığımızda hiçbir abartı yoktur. Bu yenilgi ortamında çöküşün bütün ağırlığıyla sırtımıza yüklendiği bir iklimde edebiyat ortamında hala nefes alabiliyorsak bunda bu kitapların payı büyüktür. Osman Çutsay’ın “iklim kırıcılığı” kavramı bana göre en çok bu iki kitap için söylenebilir. Seksenli yıllarda Estetik Hesaplaşma’yı ve Küfür Romanları’nı yazmak gerçekten de bir iklim kırıcılığıdır. Yalçın Küçük’ün Estetik Hesaplaşma ve Küfür Romanları adlı iki kitabı, 12 eylül sonrası ağır saldırı karşısında ilerici edebiyat için bir “istinat duvarı”dır.

Biz “geldiğimizde” Küfür Romanları ve Estetik Hesaplaşma kitabı elimizin altındaydı. Bunlar dünyaya bu pencereden bakan bir eleştirmen için çok önemli entelektüel cephaneler olmuştu. Bugün öyle bir durumdayız ki ne kadar gerilersek gerileyelim bunun gerisine düşemiyoruz. Yapılan, tarihsel olarak çok büyük bir işti. Bugün, piyasa edebiyatı/edebiyat piyasası ne kadar bunaltıcı ve baskın olursa olsun hala “iklimi teslim etmiyorsak” bu direncin çimentosunda bu kitaplar da vardır.

Bu yazının amacı, Y.Küçük’ün kitaplarının envanterini çıkarmak değildir. Ancak Tenkit kitabını da bu envanteri dikkate almadan değerlendirmek eksik kalacaktır. Bu kitabı çok beğenenler olacaktır, “deli saçması” diyenler de; gerçi Y. Küçük’ün neredeyse her kitabı için bu cümle söylenebilir. Ancak bu konuda bir sözü olan hiç kimse bu kitabın içindekilere kayıtsız kalamaz.

 

Taylan Kara

taylankara111@gmail.com

 

Kitabın künyesi:  Tenkit (Materyalist Gözlerimle Yazarlarımız), Tekin Yayınevi, 2016

Yayına hazırlayanlar: B. Sadık Albayrak, Okan İrtem

Facebook
yorumlar ... ( 35 )
29-03-2016
28-03-2016 22:14 (1)
Değerli Taylan Kara, Kaan Arslanoğlu'nun Yalçın Küçük hakkındaki düşüncelerine paralel görüşteyim. K.Arslanoğlu'nun her zaman örneklendirdiği gibi, Yalçın Küçük gibilerin 2 faydası varsa 12 zararı var. Açık söyliyeyim, hiçbir kitabını okumadım, merakta etmedim. Ama TV'larda epey bir izledim, gözlemledim. İnsan dinlerken keyif alıyor, heyecanlanıyor, gülüyor, motive oluyor ama SONUÇ bence sıfır. Saygılarımla. Recai Kulaksız
28-03-2016 23:08 (2)
1. Değerli Recai Kulaksız, Ben Y.Küçük’ü niçin ciddiye aldığımı gerekçelendireyim. Y.K, son 10 yıldaki Sabetayizm vb kitaplarından ibaret biri değil. Bu konu en başından beri benim ilgi alanıma girmez. Ağustos 1980’de, 12 eylül olmadan 1-2 ay önce Bir Yeni Cumhuriyet İçin kitabında “ordu gelecek, Erbakan’ı hapse atacak, Erbakan’dan çok Erbakancılık yapacak” gibi siyasal öngörülerini, 1976’da iktisattan yola çıkarak Türkiye’nin geleceğinde bir “İslami faşizm” olacağı “kehanetleri”ni de bir kenara koyayım. Y.K nın 20’den fazla kitabını okumuşumdur. Türkiye üzerine tezler ve Aydın Üzerine Tezler adlı 5 er ciltlik çalışmalarında çok özgün önermeler getirmiştir, yazılmasının üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen içeriğiyle ilgili hala konuşulabilmektedir. Doğruluğu yanlışlığından bağımsız olarak son derece özgün önermeler vardır.+++TK
28-03-2016 23:48 (3)
2.+Yazıda da belirttiğim gibi Y.K.sadece Estetik Hesaplaşma kitabını yazıp ölse idi, ben onu bugün de çok önemli bir eleştirmen olarak anardım. 1980li yıllarda, “ciddiye alınan” hemen hemen herkes Kundera’yı Varolmanın dayanılmaz hafifliği’ni överken bu kitaba açıktan cephe alan, bu kitabın ideolojisini ortaya koyup eleştiren birkaç kişiden(bildiğim kadarıyla 3 kişiden) birisidir.Sadece bu bile bana göre çok büyük bir iştir. Yine Küfür Romanları kitabı da bunun bir devamı olarak önemlidir, Y.K.’yı ciddiye alma nedenlerimden birisidir. Yine bu kitaplardaki Yapısalcılık eleştirisi, son derece yüksek bir kavrayışın ürünüdür. Okumadıysanız eğer Estetik Hesaplaşma kitabını okuyup siz karar verin lütfen. -Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin kuruluşu, SB de Sosyalizmin çözülüşü kitapları… Özellikle de 2. Kitabı son derece detaylı bir çalışma olup önemli tezler içerir. Bu konuda Türkçede uzun yıllar bu kadar detaylı bir çalışma yapılmamıştı ve bu alanda tekti. +++TK
28-03-2016 23:08 (4)
3+++-Y.K’nın belli kavramlaştırmalarını çok önemserim. Bir kitabının da adı olan “Küfür romanları” kavramının dışında örneğin Alan Minc’in ifadesinin içeriğini değiştirerek kullandığı “Yeni Ortaçağ” kavramı… Yine SSCB nin yıkılışı ile ilgili “iki dinlilik” kavramı… Bunlardan bir düzine bulabilirim. Bu kavramlaştırmaların tüketilmediğini, çok önemli kavrayışlar olduğunu düşünüyorum. . Tenkit kitabındaki “İnsan teorisi üzerine” başlığı, Çıkış 2 kitabındaki “Ahlak teorisine dönüş” bölümleri tam da buna örnektir. Çok yüksek düzeyde bir kavrayışın ürünleridir bunlar, fırsatınız olur ya da ilginizi çekerse bu bölümleri ama sadece bu bölümleri okumanızı öneririm. -P.Safa –K.Tahir ile ilgili söylediği çok önemlidir, K.Tahir’in romanlarını, sırf N.Hikmet’in arkadaşı olduğu gerekçesi ile soldaki dokunulmazlığını teşhir etmesi, P.Safa’daki yüksek edebiyatı sola kazandırması bana göre önemlidir. Bunu nice “ciddiye alınan” edebiyat eleştirmeni yapmamıştır.+++
28-03-2016 23:10 (5)
4.Buradan hareketle edebiyat alanında doğru-yanlış olmasından bağımsız olarak birçok tartışma yaratacak önermeler ortaya atmaktadır. Tenkit kitabı tam da böyle bir kitaptır. Konusuyla ilgili daha önce bakmadığınız açılar öneren, kavrayışı keskinleştiren bir kitaptır - Y.K’nın TV’deki durumu ile kitapları arasında bana göre çok ciddi farklılıklar vardır. -Kitaplarında birbiriyle ilgisiz pek çok şey, spekülasyonla derin felsefe, güncel dedikodularla ciddi tarih teorileri yan yana, iç içe bir arada bulunur; bunları süzmek gerekir. -Y.Küçük’ün yazdıklarında bana göre nadir olmayarak abartı, yanlışlık, çubuğu tersine bükme, aşırı-yorum, öznellik vardır; bunları bilmiyor değilim. Ancak daha önce bakmadığınız gibi baktırabilmek, bir olgu karşısında yeni perspektifler sunmak, pek az yazarın yapabildiği bir şeydir. Y.Küçük bunu yapabilmektedir.Y.K’yı yukarıda anlattığım gerekçelerden dolayı ciddiye alıyorum. Biraz çalakalem olsa da umarım kendimi anlatabilmişimdir. Saygılarımla Taylan Kara
28-03-2016 23:19 (6)
Bu metni benzer bir tartışmada yanıt olarak yazmıştım, biraz kısaltarak buraya da uygun olduğunu düşündüm. Saygılarımla Taylan Kara
29-03-2016 02:45 (7)
Yalçın Küçük'ü en son Hulki Cevizoğlu'nun programında izledim. Tuttu, "İstiklal Marşını Mehmet Akif yazmadı." dedi. "Delilin var mı?" diye sordular, kavga çıkardı. Programda yaptığı hareketleri psikiyatri kliniğinde yapsa bir aydan önce çıkarmazlar. Dolayısıyla Yalçın Küçük'ü hiç bir şekilde kâle almamak, sadece gülüp geçmek gerekiyor. (B.Ö.)
29-03-2016 08:15 (8)
Sanat üzerine kişisel fikirlerin kesin yargılara dönüşmesi, kitlelerce kabulunu beklemek mümkün değildir. Aziz Nesin Moby Dick'in, Balzac'ın eserlerinin ve daha birçok eserin abartıldığını, Türkçe'ye çevirmenin gereksiz vakit kaybı olduğunu söylerdi. Tolstoy, Shakespeare'den, Nabokov Dostoyevski'den hazzetmiyordu. Sanat eleştirisi yolu aramaya kendi zihnimizi dahil ettiğimiz sürece yol göstericidir, fazla ciddiye almak düşünceyi kısırlaştırır. Eleştirmen, dahi olsa bile, tezleri fazla önemsendiğinde zararlı olabilir. Ezel Parsa
29-03-2016 10:35 (9)
Y.Küçük, gündemine aldığı yazarlar üzerinden TKP'yi ve dönemin SSCB Komünist partisi yönetimine ciddi eleştiriler getiriyor. Özellikle Nazım'la ilgili olarak, Nazım'ın önünün kesilmesi, bir türlü SSCB vatandaşlığına alınmamasında dönemin TKP'sinin engelleyici tavırlarına dikkat çekiyor. Yapılan sadece Nazım eleştiri değil, Nazım'a karşı TKP ve solun tutumuna da eleştiridir. S. Ali üzerinden de sistemin aydınlar üzerinde estirdiği korku ve bu korkunun aydınlardaki umutsuzluğun kaynaklarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Benzer tutum Y.Kemal için söyledikleri için de geçerlidir. Dönemin TKP yöneticilerinin Y.Kemal'e ilgisi, Nazım'ilgisizliği Y.Kemal'in bir türlü Nazım'ı Paris'te ziyaret etmeyişi üzerinden ortaya koyuyor. Kitabı ilginç kılan hususlardan biri de ulaşılması zor olan bilgi (Dil Tarihin kuruluşu, Enver Gökçe/Ahmed Arif davası) leri yazmış olmasıdır. En önemlisi de Orhan Kemal'in halkçı (?) Anlayışına acımasız eleştirisi getirmiş olmasıdır. Aziz nesin için söylediği tartşlmld
29-03-2016 10:36 (10)
Yukarıdaki yorumun kimliği belli değil. Yine de onayladık. Nasıl olsa böyle yorumlar gelmeye devam edecek. Sil sil nereye kadar... Müdüriyet.
29-03-2016 11:38 (11)
Yalçın küçüğün bir ikikitabını okudum, edebiyattan çok tarihle ilgili denemelerdi bunlar. televizyon konuşmalarını çok kez seyredip dinledim. tarihle ilgili teorileri bilimsel temele dayanmıyor genelde. spekülatif. aynısını soner yalçında yapıyor.ki soner yalçının kütüphanemde saydım 10-12 kitabını okumuşum. Yalçın Küçükde ego kabarması var. popüler olmak ve popüler kalmak istiyor. bu sebeplede aykırı tezlerle toplumun karşısına çıkıyor. ilave etmek istediğim başka bir konuda garip ilişkileri. bana biraz karanlık bir adam imajı veriyor. Edebi ve kültürelbirkimi elbetteki yadsınamaz. ama işte.....ahmet cemal çobandede
29-03-2016 15:57 (12)
Yalçın Küçük'ün hayatının hiç bir döneminde anlaşılmak kaygısı taşıdığını sanmıyorum. Bu aslında çok ilginç ve ilginç olduğu kadar da anlaşılması zor bir durum. Türkiye aydınının halka gitmeyi halka inmek olarak anladığı uzunca bir dönem var. Bu dönemin bittiğini söylemek için erken, ama bunun dışında Yalçın hoca'nın başı çektiği başka bir mecranın da açılmakta olduğunu kabul etmek gerek. Kendisini o çok eleştirdiği aydın hareketinin bir parçası olarak görüyor olması, bu saikle hareket ettiğini ileri sürmesi bencillik, kendini beğenmişlik iddialarını çürütüyor diye düşünüyorum. Müthiş kıvrak, sorgulayıcı, araştırıcı, eleştirel bir akla sahip olduğunu, rahatsız edici argümanlar kullanmasına rağmen kabul etmek gerek.Üstelik, çok büyük olasılıkla, bu argümanları bilerek kullanıyor. Hoca'nın en önemli meziyetinin, ya da tez'lerinin arka planında yatan tılsım'ın, inat olduğunu düşünüyorum. Kendisi de ifade ediyor zaten, aydın'ı tanımlayan en önemli unsurun inat olduğunu. Erdinç Savaş
29-03-2016 16:43 (13)
'Eleştiriyi içermeyen ilgiyi, şiddeti içermeyen sevgiyi anlayamıyorum' Yalçın hoca'nın sevgi/aşk bağlamında kullandığı ve benim de çok doğru bulduğum bir tümce. Hoca bütün sevdiklerine bu düsturla yaklaşıyor. Dolayısıyla Nazım'a da yaklaşımı böyle. Kemal Tahir'i sevmediği çok açık, 'Tahir insan sever değildi' diyor zaten. Yaşar Kemal'e gelince, hoca'nın onu sevmediğini söylemek zor. Ağır olmasına rağmen haksız olduğu söylenemeyecek eleştirilerine rağmen, seviyor. Eksikleriyle, hatalarıyla seviyor, sevebiliyor. İşte anlaşılması güç bir durum daha. Daha doğrusu hoca'nın paradigmasına sahip olmadan hiç bir zaman anlaşılamayacak bir durum. Belki de ne yazdığından çok nasıl yazdığına bakmak, anlamak gerekiyor. Yukarıda, bir yazıda da bahsedildiği gibi dışına çıktığı halde içinde kalabiliyor hoca. Bu Marksizm söz konusu olduğunda da böyle. İnkar edilemeyecek bir gerçek: hoca ufuk açıyor, ezber bozuyor. Belki de sınırlar o kadar ince değil, geniş bir şerit var ve onu görüyor. Erdinç Savaş
30-03-2016 08:20 (14)
Post modernizmin en büyük silahı da ezber bozmaktır zaten. Hiç bir şey bildiğimiz gibi değildir. Aslında hepsi her şey olabilir. Kendimizi sandığımız şey degilizdir. Inandigimiz şeyler aslında öyle değildir. Babanız sandığınız kişi enistenizdir. Gökyüzü yukarida degil asagidadir cunku zannettiginizin tersine ayaginiz basinizdir. Laf canbazliginin sonu yok. Somut dünyadan çıkınca laf evreleri baş tacı edilirler. Iş yapan değil bol ve boş konuşanın sözü dinlenir. Türk değil Sabetayist, Kürt ya da Çerkes olduğumuz bilincini bize yerleştiren fareli köyün kavalcisina selamlar olsun.Mutluhan Izmır
30-03-2016 09:54 (15)
Değerli Taylan Kara, emek edip cevap vermişsiniz. Teşekkür ederim. Şimdi benim anlamadığım bir nokta var; 2-3 yıldır sizi gerek yazılarınızdan gerekse kitaplarınızdan takip ediyor, okuyorum. Size bilmediğiniz ya da emin olmadığınız bir konuda tek bir kelime ettiremezsiniz. Yanılıyormuyum? Ama ben aynı durumu Yalçın Küçük dahil birçok okumuşta göremiyorum. Her konuda maşallah bir fikirleri var, söyle söylebildiğin kadar. Saygılarımla. Recai Kulaksız
30-03-2016 23:03 (16)
hocanın kitaplarını okumadan,anlamadan fikir sahibi insan/insanlar hocanın her konuda fikir sahibi olmasını eleştiriyor.hoca bir okuldur,girmek(kazanmak)istersen okumaya başlaman lazım,çok derine indirir çok yukarı çıkarır.yazdıklarını anlamak için çok kitap ve çok yazar önerir,devam edebilmek için kendini yetiştirmen gerekir.kimse boş konuşmasın.anlamadğınız çok açık,kapasitenizi bilmem ama düzeyiniz yetersiz.eminimki islam üzerine tezleri yazmadan bırakmaz.yaşıyorken başımızın tacıdır,aydındır,ufku geniştir,değme kaptanda o ufuk yoktur.tabu yıkar,ters düz eder,ne olduğunu şaşırırsın,deli dersin.hocayı deli diye tanımlıyanların normal sayıldığı bir toplumun bugünkü olayları yaşaması o yüzden çok normal.adamın aklını alır.saygılarımla.h.metin ayla
30-03-2016 23:03 (17)
Değerli Recai Kulaksız, Söylenmesi gerekenden fazla söz söylendiğinde, susulması gerekenden çok daha az susulduğunda, eğer varsa söylenen çok önemli sözler de bu söz enflasyonundan zarar görür ne yazık ki. Öğrendiğimiz bilgi, biraz da bilgisizliğimizi, sınırlarımızı gösterirse gerçek etkisini göstermiştir. Bir şeyi bilmek, herşeyden önce limitleri bilmektir. Sanırım bu konuda sizi doğrulayan çok olgu var. Saygılarımla Taylan Kara
30-03-2016 23:38 (18)
16 numara sayın h. metin ayla, tefsirlerinizi okuyunca tarikat kapısından geçtim sandım. Tebrik ederim sizi, bu ne iman, bu ne itikat. Yeni münevver tipi böyle olsa gerek. Biri tenkit etti mi de oku, Allahın adıyla daha fazla oku dersin, okur da yine bu yanlış diyene de anlamamışsın, bir daha oku, derine in, kendinden geç bir daha oku dersin. Tevazuyu kilim yapıp çiğnersin. Bir defa olsun acaba şeyhim ömrü hayatında bir defa olsun özeleştiri yapmış mı deyu sorgulamazsın. Bravo. Bravo bu müridleri tedris edenlere. Kaan Ars.
31-03-2016 11:19 (19)
Yanılmaktan, yanlış çıkmaktan korkmamak gerek kanımca. Yalçın hoca'nın önemli özelliklerinden biri de bu. Çok çeşitli konularda kelam ediyor ve yanlış çıkma kaygısı taşımıyor. Aksine, yanlış çıkarılmaktan memnun olacağını söylüyor. Hoca'nın kitaplarına ad olarak kullandığı: 'Haberci' ya da kitaplarında bölüm başlıkları olarak seçtiği: 'sure' gibi isimleri, çarpıcı, kışkırtıcı bulduğumu söylemeliyim. Hatta, acaba haklılar mı hoca'yı 'megolaman' ya da 'kafayı yemiş' olarak tanımlayanlar diye düşündüğüm olmuştur. Düşünmek tehlikeli değildir, zarar gelmez düşünmekten. Hoca, bırakalım müritliği, görüşlerinin sorgulanmadan kabul edilmesini de doğru bulmamaktadır. Sürekli doğru çıkmaktan doğru kabul edilmekten rahatsız olmaktadır. Bir Marksist olarak ve ideolojik, politik açıdan Anarşizm'e karşı durması gerekirken Türkiye'de Anarşist damarın eksikliğinden bahsedebilmektedir. Kemalizm konusunda da böyledir, 'Kemalizm bizi ileri götürmez, biz Kemalizm'den geri düşmeyiz' demektedir. Erdinç Savaş
31-03-2016 11:25 (20)
Kıymetli Erdinç Savaş, ben Hoca'yı çok okudum. Ama siz sanırım benden fazla okumuşsunuzdur. Yanılmaktan, yanlış çıkmaktan korkmamak bir sınıra kadar doğru bir tutum. Ancak bir sınıra kadar. Her dört-beş yılda bir 180 derece politika değişikliği galiba bu sınırı aşıyor. Asıl demem o değil. Size bir sorum var: Hoca'nın hiç şu konuda yanıldım, büyük hata yapmışım dediği bir ifadesine rastladınız mı? Herhangi bir özeleştirisine? Hadi bu alışkanlık ülke çapında yok diyelim. Fikir değiştirirken önceki fikirlerini ortaya döküp bunları kamuya açık şu şu şu nedenlerle değiştiriyorum demek de bir özeleştiridir. Hiç böyle bir şeye rastladınız mı? Saygılar. Kaan Arslanoğlu
31-03-2016 14:02 (21)
sayın arslanoğlu,tek kitap üzerinden gidilen bir yoldan bahsetmişsiniz.değerli aydın y.küçük 100 e yakın kendi kitabı ve bu kitaplarda önerdiği 100 lerce kitapla bir ekoldur ve bunu benden iyi bilirsiniz sanırım.herhangi bir insanı eleştirmek için kitaplarını okumadan sadece tv programları üzerinden gitmek belki yeni münevver tipini betimliyebilir."saman adam " yaratmayı benden daha iyi bilirsiniz;)şeyh,mürid,itikat,allah,tek kitap vs başka bir konunun jargonu olur ancak.aydınlık günler dileği ile.h.metin ayla
31-03-2016 14:03 (22)
Sevgili Kaan Arslanoğlu, Hoca'yı sizden fazla okuduğum konusunda emin değilim. Yazıda üç yerde sınır sözcüğünü kullanmışsınız. İşte, Yalçın hocayı en iyi tanımlayan sözcüklerden biri de bu, 'sınır' sözcüğü. Sınırlarda, uç'larda dolaşmak, hoca için, müthiş keyifli bir serüvendir; 'yaşamak ise ancak serüven olduğu zaman yaşamaya değerdir'. Bilgi'ye ve insan aklına hayrandır. Yanıldığını, büyük hatalar değil belki ama, hatalar yaptığını kabul ettiği zamanlar da olmuştur. Ama O, bunu da öyle bir üslupla ortaya koyar ki, insan, şaşar kalır. Ezilip büzülmek, kem küm etmek yoktur. Sol cenahta baş tacı edilen pek çok şey gibi 'özeleştiri'ye de karşıdır, günah çıkarmayla bir tutar. 180 derecelik dönüşten, Kürt sorunu ve ordu konusundaki tutumu kastediliyor olmalı. Ekonomist, bireyin ve üst yapı kurumlarının rolünü küçümseyen, biyopsikososyal yaklaşımı dışlayan politikalar karşısında, dinamik ve esnek politik mevzileniş olarak görülmelidir bu durum diye düşünüyorum. Erdinç Savaş
31-03-2016 14:14 (23)
Sayın Ayla,yöntem olarak söylediklerinizde haklılık payı var.Ancak ben bildim bileli ekrandan inmeyen, devamlı konuşan(istemediğim halde 30 programını izlemişimdir)biri hakkında herhangi bir izleyicinin söz söyleme hakkı var. O bir kitap adamıysa bu kadar çok konuşmaz. Kitap mı yazıyor TV yıldızı mı? Bir karar versin. Vermediği zaman ne olur. Milyonlarca izleyicisinden herhangi bir kitaplarını okumadan onu eleştirebilir ve bunda haklı olur. Değerli Erdinç Savaş, Hoca sınırlarda gezmekten keyif alıyor ama, bu kışkırtmalar yüzünden kaç kişi canını veriyor biliyor musunuz? Hoca keyif alacak diye 80 öncesi Sovyet taraftarları ile Çin-Arnavut taraftarları arasındaki çatışmalarda kaç kişi öldü biliyor musunuz? (Şu ünlü Maocu bozkurt lafı Hoca'ya aittir) Ya 80 sonrası?Hoca keyif alacak diye kaç bomba patladı? Kaç Kürt genci, kaç sivi,kaç polis asker öldü?Siyaset bu kadar büyük sorumsuzlukları kaldırmaz.Yalçın Küçük çok zeki, bazı konularda yol açıcı.Ama iyi bir düşünür, iyi bir insan değil.KA
31-03-2016 14:27 (24)
Değerli Erdinç Savaş'ın son cümlesini anlayan beri gelsin. Ben hiçbir şey anlamadım. Aslında boşuna tartışıyoruz gibi geliyor bana. H.Metin Ayla, tv programlarını izleyerek Yalçın Küçük'ü eleştiremezsiniz demeye getiriyor konuyu. Nedenmiş? Öyle bir kural mı var? PKK'ya terör örgütü, katil örgüt diyemeyen birisinin, söylediklerini kim ciddiye alır? Recai Kulaksız
31-03-2016 16:08 (25)
Hem bu kalpaklı, hem de diğer fesli iki ilginç şahsiyetin İstiklal Marşıyla uğraşmaları çok garip. Yıllar önce İsmet Özel'in İstiklal Marşı Derneği kurması ve gerekçe olarak da "İstiklal Marşı antiemperyalist bir metindir ve yok edilmeye çalışılmaktadır" demesi beni bayağı bir güldürmüştü. Ama şimdi gerçekten de çok ilginç. Gerek Y.K., gerek K. Mısıroğlu "Korkma!" kelimesine takıyorlar ve "bir marş 'korkma' diye başlayamaz" diyorlar. Gerçi İstiklal Marşı'ndaki "Korkma!", "metin ol, inancını yitirme" anlamına geliyor. Bu açıdan aslında oraya en uygun kelime o. Peki sorun ne o zaman bu beyler için? Sorun şu: Orada "korkma" olunca, Yunanlıların Ankara'ya yaklaşmış bir tehdit olduğu ve Yunanlılarla gerçekten de savaşıldığı kabak gibi ortaya çıkıyor. Ama Yeni Türkiye'nin resmi olmayan ideolojisi ne diyor: "İstiklal Harbi hiç olmamıştır ve Yunanlılarla hiç savaşılmamıştır. Hepsi tiyatrodur." diyor. Yaa işte böyle. Dolayısıyla Y.K. ün çok da masum olmadığına inanmıyorum. (B.Ö.)
31-03-2016 16:53 (26)
'Kışkırtma'dan, silahlı şiddet kışkırtıcılığı sonucunu çıkarabilen birinin iyi niyetinden şüphe etmek hakkımdır sanırım. Buradan gidildiğinde, 'entelektüel şiddet' tanımlamasından bile, silahlı külahlı aydın hareketi gibi bir sonuç çıkarmak gerekecektir. Aslında, yukarıda alıntıladığım, Hoca'nın 'Eleştiriyi içermeyen ilgiyi, şiddeti içermeyen sevgiyi anlayamıyorum' cümlesinde, 'şiddet' sözcüğünün görüldüğünde zıplanmamış olması şaşırtıcı. Arslanoğlu'nun yanıt verme konusunda aceleci davrandığını düşünüyorum, biraz çalakalem olmuş. Şiddetin sorumlusu olarak Hoca'yı ya da onun düşüncelerini görmek, çok büyük haksızlık. Değerli Recai Kulaksız, son cümlede anlatmaya çalıştığım Hoca'nın politika yapmaya çalışıyor olduğudur ya da politikanın nasıl yapılması gerektiğini hatırlatıyor olduğudur ; politika her şeyden önce esneklik ve dinamizmi şart koşar. Hoca'yı, cemaatin kullandığı argümanlarla çürütmeye çalışmak, tartışmayı geliştirmez, bir yere varamayız. Saygılarımla. Erdinç Savaş
31-03-2016 19:26 (27)
Gerçekliği henüz oluşmamış herhangi bir fikre şiddetle karşı çıkmak, sınırlarını belirginleştirip o fikri gerçeklik düzeyine çıkarır. Kısacası reddettikçe varlığını kanıtlamış olursunuz. Sanat eserlerinde, örneğin roman karakterlerinde de aynı durumu görüyoruz. Modern sanat akımlarının hemen hepsinin isimlerini en şiddetli eleştirenler koymuştur. "Her belirleme bir yadsıma içerir." sözü postmodern bir düşünürün değil Spinoza'nın sözüdür. YK veya bir başkasını toptan olumlu ya da olumsuz değerlendirmenizin bir farkı yoktur . Yüceltmek ya da yerin dibine batırmak yerine her iki yönünü de hesaba katıp öyle okunmalı. Okuduğunuz hiçbir şeyi tamamen kabul veya red etmemeli. "Her kitapta olumlu bir yön vardır." demiş Cervantes. Ezel Parsa
31-03-2016 23:43 (28)
Yalçın Hoca ; en azından.. çalışkandır. Bizim düşünmekte- okumakta- beynimizi çalıştırmakta imtina ettiğimiz çoğu konuda; araştırır yazar anlatır. Beynimizin atıl kapasitede durmakta olan hücrelerine arada bir şaplak atarak.. aktive eder. Kırk yıldır (TİP/ Yürüyüş dergisinden..) okurum.Bi zararını görmedim.. aksine; nöronlar arasındaki snaps bağlantı sayısını arttırdığını deneyimledim.Putlara arada bir taş atması, tabulara parmak basmasıda bizi rahatsız etmemeli.Onları; tabular- putlar düşünsün.. saygılarımla. N.Pala
01-04-2016 08:59 (29)
Yalçın hoca, stratejik derinlikli Ahmet hoca, Cübbeli Ahmet hoca, Adnan hoca, Süleyman hoca, Necmettin hoca, Selin hoca, Tansu Çiller hoca, Zizek hoca, Adorno hoca, her biri doğruların şövalyesi. Bir hocanın doğrusu, diğer hocanın yanlışıdır. Hocalar arttıkça kafamız karışır. Entelektüel dünyamıza hocalar hakim oldukça işimiz zor. En iyisi bir tek Nasrettin Hoca'nın olduğu zamanlarmış. Mutluhan
01-04-2016 10:45 (30)
Mutluhan'ın espri düzeyini eleştirince motive oldu! Bak, ikidir gayet esprili yorumlar yapıyor, çalışınca oluyor :)) Bir de Lakan hocadan kurtulabilse... K.A.
01-04-2016 15:00 (31)
Yalçın Hoca, aydın, pratisyen hekime benzer demişti. Hiçbir zaman uzmanlığın dar sınırlarına kendini kapatmaz ve hep geneli göz önünde bulundurur. Bay Mutluhan'ın yukardaki yorumunu okuyunca bu aklıma geldi. Şundan, Yalçın Küçük'ü Tansu Çiller ile Necmettin Hoca vb.leriyle aynı kategoriye indirecek kadar genelden bihaber ve herhalde uzmanlığın labirentlerinde kaybolmuş. Yalçın Küçük'ü eleştirin, buna hiç sözümüz yok ama 60'tan fazla olağanüstü kitap yazmış bir düşünürü "kifayetsiz" diye eleştirme cahil cüretini göstermeyin de sizi ciddiye alalım. Türkiye'de Yalçın Küçük'ün 60 kitabından yalnızca birini, belki de yarısını bile yazmış insanlar yıllarca büyük düşünür rantını yediler ve yemeye devam ediyorlar. Yalçın Küçük'ün tek suçu ise çalışkan olmak ve emekçi halkını sevmek. Ne yapsa Türkiye'de bilimin, s anatın ve felsefenin sözde panteonunun giriş kapısını ele geçiren küçük burjuvalardan kurtulamayacak. B. Sadık Albayrak
01-04-2016 22:38 (32)
Dii mi? Yalçın Küçük bâbından rahmetli Mahir Kaynak'ı alabilir miyiz mesela? Ya da Mahir Kaynak bâbından mı Yalçık Küçük'ü almak gerekir. O bâbdan, bu bâbdan derken, Bâbıali kapısından mürur edip geçti yek bir atlı süvari. Ya da kısaca mürur-u zaman. Hatta Nazım hakkında bile kafamda "iade-i itibar", "Moskova'da bir Türk casusu!" gibi söylemler, en son söylem olarak kalmış her nedense. (B.Ö.)
02-04-2016 09:53 (33)
Yalçın Küçük'ün söylediklerinin büyük çoğunluğunu yanlışlayabiliriz. Gerçeklikle bağlantısı olmayan önermeleri de çoktur. Bir de az da olsa derinlik taşıyan önemli analizleri vardır. Anlamlandıramadığınız bir olguyu, farklı bir bakış açısıyla ele alır anlamlandırmanızı sağlar. Doğu Perinçek,Ufuk Uras'ta o da yoktur. Odatv'de yayınlanan son yazısı: http://odatv.com/yalcin-kucuk-sehit-oldu-haberi-nasil-geldi-3103161200.html ç.
02-04-2016 09:08 (34)
Nazım-Vera ilişkisi, sebatayizm, ağam Kemal, Sabahattin Ali, Mehmet Akif ve daha niceleri hakkında öyle dayanaksız ve bilimsel yöntemden uzak tezleri var ki, çok satar olmaya çalışan girişimci bir yazar gibi kaynak göstermeden tez ileri sürer. Her hipotezini deneysiz, kanıtsız kanun düzeyine yükseltir. Tersi kanıtlanamayan her varsayımın yasaya dönüşemeyeceğini bilmez görünür. Diğer taraftan, Küçük'ün kitaplarını okumak, fazla ciddiye almamak koşuluyla, yamuk bakmanın da mümkün olduğunu göstermesi açısında faydalıdır. Tek hocanın kuruntularını takip etmek ezberci müritler yetiştirir, karşıt görüşlerden birçok yazarın görüşlerini takip ederseniz bakış açınız genişler. Ezel Parsa
09-04-2016 16:17 (35)
"Son günlerde Yalçın Küçük’ün Tenkit[i] adlı derleme kitabını okuyorum.Bir şeyler öğrendiğim bir kitap. Yalçın Küçük yazılarından bir şeyler öğrendiğim ender yazarlarımızdan biridir. Yazdıkları bana ters düşse de irkiltmez beni. Onunla tartışmak içimden gelmez. Çünkü aynı yönde yürüdüğümüzü düşünürüm. Bana uçuk gelenleri bile içime sindiririm. Mülkiyetime alırım. Örneğin, Ataol Behramoğlu’nun dilimize çevirdiği, Vera Tulyakova’nın Nazım’la Söyleşi (Cem Yayınları, 1989) adlı kitabını Tenkit’ten önce hayranlıkla okumuştum. Yazara tam anlamıyla teslimiyet içindeydim. Yalçın Küçük, hınzırca eleştirel gözle okumuş. Bu yazıya ilerde döneceğim. Bugün, Kemal Tahir’le ilgili bölümden ilham aldım. Ona değineceğim." YALÇIN KÜÇÜK VE TENKİT-Özdemir İnce http://ozdemirince.com/yalcin-kucuk-ve-tenkit/
DOST SİTELER
Toplam Giriş Sayısı : 2210129
Arama

İmzasız yazı yayımlanmaz. Yazıların sorumluluğu öncelikle yazarına aittir.