Edebiyat dergileri ve çöküş

Yanardağ eteklerindeki bitkiler gibi kavrulup yok oluyoruz! Elimizden gelen hiçbir şey yok gibi! Mahkûmuz, insan eliyle olandan ötürü! Ancak yine ve yeniden insanca bir çabayla erişebiliriz, var olana ve hiçliğe karşı! Böylesi karmaşık bir toplumsal doku, şizofrenik dünya hâli görülmüş müdür? Bilinmez! Patlayan bombalar, savaşlar, kırımlar, kimliksiz, kişiliksiz yöneticiler, yoksulların iyice paryalaştırılması, zenginlerin maddi zenginliğinin insafsızca artırmaları… ve sanat, edebiyat ortamı?

Korkutucu derecede akıl tutulması yaşadığımız, üzüntülerden, stresli yaşantılardan kan kustuğumuz günümüzde; edebiyat havalisi, ödüllerden ödüllere, yarışmalardan yarışmalara koşmakla, birbirlerinin arkasından konuşup ve yüzüne “ağam, paşam, üstadım” demekle meşgul!  Çirkef bir edebiyat ortamı! Çabalamamız bundandır!

Öyle edebiyat dergileri, öyle kitap ekleri çıkıyor ki aklınızı bir kenara bırakıp da okuyabilirsiniz ancak! Varlık Dergisinin son sayısı: her sayfasında yarışmalar, ödüller! Eliz, Kasaba Sanat, İnsancıl, Afrodisyas Sanat, Üvercinka, Akatalpa, Berfin Bahar: birbirinden niteliksiz şiirler… Paçavralar ve kasıtlı yapıldığını düşündürecek kadar berbat yazı ve değerlendirmeler.

Türkçe’den yoksun kabarık dergi sayfalarından kafanızı kaldırdığınızda, gerçeklikle, yaşayan insanla uzaktan yakından ilgisiz bu kadar insanın, bu kadar yığın kelimelerin nasıl bir araya geldiğine şaşarsınız! Kerli Ferli sandığınız bir dolu isim, bir dolu karalamalar. Edebiyatın dedikodularından, “sen şu ödülü bana ver, ben sana bu ödülü vereyim” rüşvet ve kayırmalarına kadar her şey, tüm pisliğiyle yerlerde! Ve olan da, aslolan da, edebiyata verilen zarar.

Edebiyat meraklısı bir gence bunları anlatsanız, bir daha edebiyat okuyacağını sanmıyorum!

Şöyle örnekler de çok: bir yazar, şair kitabını, başka bir yazar, şair arkadaşına imzalayıp gönderir ve kitabı gönderen yazar, şair, bir süre sonra kitabını nasıl bulduğunu, değerlendirmesinin nasıl olduğunu sorar; elbette karşı taraf tek bir satır okumamıştır: “mükemmel üstadım, kelimelerin kullanılışı, dizelerin örgüsü, konunun özünü iyi yansıtması…” Kısaca, kitap çok iyidir çünkü okunmamıştır!

Sorumlusu olduğum İmece Edebiyat Dergisi gibi, küçük oylumlu bir dergide bile, yaşadıklarımız çok ciddi sorunların içinde kıvrandığımızı gösteriyor.

Bir gün telefon çaldı ve yapmacıklığı sesinden belli biri:

“bir öykü kitabım var, derginizde öykülerime yer verebilir misiniz? Sizi a yayınevinden, b kişisi tavsiye etti de.” dedi.

“Değerlendirebilirim elbette, gönderebilirsiniz” dedim. Ama ne yayınevini ne de yayınevi yöneticisini tanıyorum!

Bir öykü geldi: yazım yanlışları, hâlâ’lar halalara karışmış, nokta virgülün yerine geçmiş, -de,-da ekleri, -ki eki hak getire! Özcesi bunları düzeltip, kendisine iade ettim.

İade ederken yazdığım da şuydu: “Öykü için teşekkürler. Lâkin, Türkçe kusurlarınız oldukça fazla. Öyküde ya da şiirde düşük cümle kullanabilirsiniz, ama biteviye düşük cümleler metni boğuyor. Noklama imlerini gerekli yerlere koymadığınız için kimi anlam kaymaları, yanlış anlamlar ortaya çıkıyor. ";", "!" işaretleri koyulması gereken yerlerde yok! Ben ekteki dosyada düzeltmeler yaptım, inceleyebilirsiniz. Yabancı bir sözcük olan "defans" yerine, "savunma" diyebiliriz! Bir de "hala", "hâlâ" farklı anlamlar içerir. Babanızın kız kardeşiyle, "hâlâ burada mısın?" çok ilgisizdir. Onun için inceltme imi kullanımına dikkat! (örneğin: rüzgâr, kâğıt) Bunlara dikkate alırsanız, edebiyat daha zevkli hâle gelecektir! Sevgilerle...”

Amanın bir cevap geldi ki sormayın: “Öyküyü derginize dahil edecek misiniz?”

O yazdı ben yazdım: “Öykünüzün dergiye dâhil (:dahil yanlış) edilmesi mi önemli? Eleştiriyi dikkate almanız mı önemli?”

Bir yanıt daha: “Türkçesini kullanmadığım kelimelerin ve bir bütündeki anlamını değiştirmeyen harflerin üzerindeki şapkaların bu kadar merakında olmadım hiçbir zaman. Üstelik eski bir bilgisayarın word dosyasında söylediğiniz değişimler için bir uğraşım olmadı. Ben yazarım siz de düzenler, beğenirseniz derginizde paylaşıma sunarsınız. Bunun bu kadar kafaya takılacak bir mesele olduğunu çalıştığım onca kişiden duymadım, görmedim ve aksini düşünmüyorum. “

Yorumsuz olarak, durum bu!

İmece Edebiyat’ın her sayısını, internet üzerinden duyuruyorum. Öyle ki birkaç isim sanki sürekli bilgisayar başında, hemen yanıt geliveriyor. Örneğin bu sayıda İsmail Tunalı hocamızın ölümünü duyurdum. Hemen her dergide yazan, her derginin yeni sayısına yetişmekle meşguliyet sahibi olan biri: “Benim de İsmail Tunalı hakkında bir yazım var, ekte gönderiyorum” diyor.

Zaten her dergide yazıyorsunuz, varsın şu on iki sayfalı İmece’de de yazmayıverin. 

Öyle ki ilkesizlik, özensizlik geçer akçe olmuş! Bir çırpıda yazılan her şey yayınlanmalı ve aman şu derginin son sayısını kaçırmayayım, aman şu dosya konusunda mutlaka bir yazım olmalı, düşüncesiyle yazılan yazılarla, şiirlerle çıkan dergilerin hâl-i pürmelâli ortada!

Kaan Turhan

 

Facebook
yorumlar ... ( 1 )
24-02-2016
26-02-2016 18:07 (1)
Merhaba; Geçen gün kitapçıda ilk çıkanlara bakıyordum. Bir ilk çıkan kitabın ikinci baskıda olmasına şaşarak ayaküstü üç beş sayfa okudum. Derken ara ara bir iki paragraf. Midem kalktı. Memleketi Ben Kurtaracağım: 45. baskıdaymış şimdilerde. Ortalamamız budur. Okur budur. Kahrol dur. Kaan Bey şu son tespitinize delirerek katılıyorum.( Delirmemek mümkün mü?)HER DERGİDE OLANLAR. Örneğin bir Haydar Ergülen, bir Küçük İskender, bir Tuna Kiremitçi olmadan olmuyor mu dergi? Yeri dar etmeyin ne olur. Sizler bir sayfacıkta değil bir kitapta olun da kalan yere yenilikler dolsun. Adını gördüğünde heyecandan yeniden yazının başına oturacaklara sayfa kalsın yahu. (Yahu: Çok kızgınım) Kaan Bey, sizce son dönem öykücülerinde bir ışıltı, bir yenilik, bir üçüncü tekil şahıstan başka bir anlatım tarzı bulmaya yönelik bir......cilik (sözcük bulamadım)var mı? "Yaptı, etti, bitti" den bıktım da; anlatılan çok iyi bir öykü bile olsa. Saygılarımla; Miyase Aytaç Yılmaz
DOST SİTELER
Toplam Giriş Sayısı : 2210151
Arama

İmzasız yazı yayımlanmaz. Yazıların sorumluluğu öncelikle yazarına aittir.