Auschwitz Duygusu 3 : Tamsayılara yakınsayan ölüler

Auschwitz Duygusu 3 : Tamsayılara yakınsayan ölüler

            Hiç kimse Auschwitz toplama kampına isteyerek girmemişti, bir kişi hariç: Witold Pilecki. Polonya ordusunda bir subay olan Pilecki, 1940 yılında Auschwitz’de isyan örgütlemek amacıyla kasıtlı olarak suç işleyerek kendisini Auschwitz’e göndertti.  Kampta gizli bir direniş örgütü kurdu; kampta olanları, bir radyo istasyonu kurarak dışarıya bildirdi. Yaklaşık 3 yıl kampta kalan Pilecki, 26 Eylül 1943’te kampın telefon tellerini keserek, yanında Nazilerden çaldığı belgelerle kamptan kaçmayı başardı. Pilecki, Auschwitz toplama kampından kaçabilen nadir insanlardan birisiydi.

 

“Yaklaşık” 700 insan           

 Auschwitz kampını gezdikten sonra gördüklerimle allak bullak olmuşken kampın dışında yolun kenarında bir yazıt dikkatimi çekiyor. Auschwitz kurtarılmadan hemen önceki gün öldürülen “yaklaşık” 700 Auschwitz kurbanının toplu mezarı burası. Kamp Sovyet Ordusu tarafından 27 Ocak 1945’te kurtarılmıştı. Kızılordu kampa 26 Ocak’ta yetişebilse ya da bu kişiler bir gün daha sağ kalmayı başarabilseler “doğal yaşam süreleri”ni yaşabilecek, normal insanlar gibi kalp hastalığından, trafik kazasından, kanserden ölebilecek yaklaşık 700 insan. 700 insan değil, “yaklaşık” 700 insan…

        Anıtta “about 700 prisoners” ifadesi geçiyor; kesin sayı bilinmiyor. Yok edilmesi “o kadar da önemli olmayan” insanların toplu ölümleri hep bir tam sayıya yakınsar.

 

Önemsiz ölüler

İsimleri insanlardan sıyırdığınızda insan, sayma sayılar kümesinde ancak bir tam sayılık yer kaplar. Haber bültenlerinde Ortadoğu’daki toplu ölümler de, “önemsiz” ülkelerin “önemsiz” insanlarının ölümleri de böyle verilir: “Bağdat’ta patlama, en az 300 sivil öldü”. Bu insanlar tek başına ölemezler bile, ancak 2-3 basamaklı bir sayıda topluca öldürüldüklerinde, en yakınındaki tam sayıya yuvarlanarak ölürler: ölen insan sayısı 287 ise “en az 250’dir, 304 kişi ise “en az 300’dür”. 250 ile 287 arasında 37,  304 ile 300 arasında 4 insan yaşamı vardır. “Önemsiz” insanlar, tek başına ölemedikleri gibi, 3 kişi, 7 kişi, 18 kişi olarak da ölmezler; 10, 20, 100, 350, 800 kişiyle ölürler. Sayma sayılar kümesi 1,2,3,4,5… diye giderken toplu ölümler kümesi 10,20,30,50,100,150,300… diye gider. Örneğin Afganistan için bu kümenin ilk sayısı 50’ye kadar çıkabilir. “En az” 49 kişiyle birlikte ölmezseniz, kimse sizi haberleştirmez.

Auschwitz, tam sayılara yakınsayarak ölmektir.    

 Auschwitz’in son günü öldürülen kurbanları da “yaklaşık 700 kişi” olarak öldürülmüşler.

 Sadece bir gün daha… Kimbilir kaç gün, kaç ay sağ kalmayı başarabilen ama bir gün daha yaşayamayan 700 insan… Sadece bir gün daha yaşamaları, kendi yaşamlarına ulaşmaları için yeterli olacaktı. Onların nasıl öldürüldüğünü hayal etmeye çalışıyorum. Auschwitz duygusu, Auschwitz’in dışında da sürüyor.

 

Auschwitz’de insan nedir?

İnsan Auschwitz’de bir gözlüktür; binlerce gözlükten birisi…

Onbinlerce traş fırçasını arasında bir traş fırçası…

İnsan Auschwitz’de yağmur birikintisinde bir damla sudur.

İnsan Auschwitz’de bataklıkları kurutan küldür; insan Auschwitz’de bastığım topraktır.

Bir rüzgarın gövdeyi titretişidir; onbinlerce gövdenin aynı rüzgarda titremesidir.

            Empati, insanı utançtan kurtarmıyor, tersine koyu bir utancın gövdesine gömüyor.

Auschwitz’in kapısında ünlü sloganı “Arbeit macht frei”* yazıyor.

             Bu blokların arasında görünüşte hiçbir özelliği olmayan bir duvar var. Diğer duvarlardan tek ayırt edici yanı önünde kurumuş ve taze çiçeklerin, yakılmış mumların olması. Bu duvar binlerce Auschwitz tutsağının kurşuna dizildiği yer. Binlerce insanın en son gördüğü görüntü bu tam karşımdaki beton-gökyüzü manzarası oldu. Bununla nasıl bir empati kurulabilir?

             Duvarın önünde durarak onların son gördüğü manzarayı görmeye çalışıyorum. Auschwitz, ne kadar çabalanırsa çabalansın, bütün empati denemelerinin sığ kaldığı bir yerdir. Gayet nazik görevlilerin olduğu bir yerde, birbirlerine gülümseyerek selam veren ziyaretçilerin arasındaki bir kişi –ben-, karşılarında namluları kendilerine dönük Nazi askerleri var iken, saniyeler sonra öleceğini bilen bir insanı nasıl kavrayabilir? Ya binlercesini? Bir an için bunu becerebildiğimizi düşünelim. Bu kavrayışın yüklediği bilinç yüküyle yaşamayı becerebilir miyiz?

Auschwitz, binlerce insanın öldürüldüğü bir yerde onları hissetme yetisinin yetersizliğidir. Auschwitz, kolay kolay taşınmayacak bir yüktür. Bu yazı yüzlerce sayfa uzatılabilir.

Auschwitz, insanın insana yapabileceklerinin uç bir örneğidir. Auschwitz duygusu bir acı saptayıcısıdır; dünyanın neresinde ve ne kadar uzakta olursa olsun bir insan çığlığını duyabilir.  Auschwitz duygusu, bilince bir kez yerleşince bir daha çıkmayacak bir bilinç yaralanmasıdır. Öyle bir yara ki bir insan dünyaya bakışını, bu toplu acının kırıntıları üzerine kurabilir. İnsan türü, kendine bir tür “tür ahlakı” kurabileceği birçok tuğlayı bu Auschwitz duygusu’ndan edinebilir. Auschwitz, insanlığın en dibe vurduğu bir andı; kimbilir belki yine buradan yükselebilir.

                                                                                                          Taylan Kara

                                                                                              taylankara111@gmail.com

 

*Arbeit macht frei: Çalışmak özgürleştirir. Alman milliyetçi yazar Lorenz Diefenbach‘ın 1872’de yazdığı kitabının adıdır.

 

Facebook
yorumlar ... ( 33 )
23-12-2014
23-12-2014 00:16 (1)
Nazi'lerin Yahudilere, aslında insanlara yaptığı bu korkunç zulüm, bir yanı ile olmuş, bitmiş bir hadise. Doğrusu ben de izlediğim filler, okuduğum kitaplarda çok ağladım bu zalimliklere. Ama bir yanımda bir "akıl" beni uyarıyordu. Bu tür zalimliklerin yinelememesi için ne yapabilirim? Olan olmuş; bu veya benzer zalimlikler bir anda yapılmıyor; bu zalimleri besleyen, büyüten kültürel, siyasal, ideolojik süreçlere çok insan bilerek veya bilmeyerek suç ortağı oluyor. O zaman soru şu; Türkiye'deki hangi siyasal partiler ve hangi ideolojiler, ellerine güç geçtiğinde buna benzer zalimlikler yapabilir veya zalimlerin suç ortağı olmaya yatkındır? Ve bu "potansiyel" olarak birinci dereceden suçlu adam-ideolojilere biz "sıradan insanlar" nasıl bilmeden suç ortağı oluruz? Örneğin İşçi Partisi lideri... D. Perinçek. Ermeni etnik temizliğine dair bir soruyu şöyle yanıtlamıştı. "Az bile yapmışız!" Oldu ya, örneğin 10 yıl sonra iktidar ya da iktidar parçası olmuş...(devamı var-OG)
23-12-2014 00:22 (2)
......bu Partinin işleyebileceği "insanlık suçlarının" günahını, bugün bu yapının "demokrat, insancıl, sosyalist" görünmesine hizmet edenler paylaşır mı? Paylaşmalı mı?Bugün AKP'yi bunca güçlendirmiş Liberaller, yetmez ama evetçiler... AKP 4-5 yıl sonra iktidarı tehlikeye girdiğinde toplumu sindirmek üzere terör uygulasa, daha çok cinayetler işlese onlar da bu suçların günahından paylarını almayacak mı? Biliyoruz; sonraki yıllarda da Auscwitz ve GULAG'da olanlar bitmedi; devam etti... Cezayir'de, Vietnam'da, 1980'lerde Türkiye'de, Ruanda da, bu ülkenin Doğusunda benzer insanlık suçları işlenmeye devam etti. İslamcı militanların cinayetleri.O acılı mazlum Yahudi'lerin zalimleşip Filistinlilere yaptıkları! Üzülmek, kahrolmak insan olmanın bir parçası ama insan kalmak kolay değil; suç ortağı olmadan,zalimlerin değirmenine su taşımadan yaşamak daha da güç; bu da her insanın kendi vicdanında yanıt arayacağı bir sorudur; en azından;"bugün de zalimlerin semirmemesi için ne yaptım?" ogürsel
23-12-2014 08:14 (3)
Faşizm insanı niteliğiyle değil niceliğiyle ölçer. İnsan tüm özelliklerinden yalıtılır ve sayılara indirgenir. Haberleri kayıtsızca izlerken de benzer durumdadır çoğu insan. Günümüzde değişen birşey var mı? 2014'te ilk 9 ayda ölen işçi sayısı 1414. Çoğunluk kanıksamış bu ölümleri, davranışlarımızda herhangi bir değişikliğe, utanca, kendimizle övünmemizde azalmaya yol açmıyor. Elinize sağlık Taylan Bey. Yalnız tam sayıya yakınsama matematiksel olarak doğru terim değil bence." Anlamlı basamağa yuvarlamak"deseydiniz daha doğru bir matematiksel ifade olurdu. Tam sayıya yakınsamak matematiksel dizideki reel sayıların, doğal sayılara yakınsamasıdır. 1/n dizisini ele alalım. n sonsuza gittikçe bu dizi 0'a yakınsar. Bir de yazı serinizin 3. yazısı olmasına rağmen aşağıda 4 yazıyor. Gözünüzden kaçmış herhalde. Saygılarımla. G
23-12-2014 16:56 (4)
Vasili Grossmann'ın Yaşam ve Yazgı romanında doktor Sofya kurtulma şansı varken kurtulamayı reddediyor. çocuk,genç, yaşlı yüzlerce insanla gaz odasına giriyor. Orada anlatılan sahne çok canlı. Empati yapmak elbette imkansız ama anlamaya yaklaşmak için kesinlikle okunmalı. Ahmet Tekin
23-12-2014 17:27 (5)
bu sitenin okurlarının yüzde doksanı fanatik stalinist ve kemalisttir sayın 4 numara. stalin, hruşçov zamanında yasaklanan yaşam ve yazgı gibi kitapları karşı devrimci ve anti komünist buldukları için okumazlar, tartışmazlar. her ne kadar t.k.'nın bu konuda bir tanıtım yazısı olsa da bu böyle.
23-12-2014 18:31 (6)
tabi tabi sayın yorumcu bu site stalinizttir, kemalisttir vesayetçidir ittihatçıdır jakobendir, her türlü pislik vardır burada. bakın siz turnusol.biz, serbestiyet, derindusunce.com, sabitfikir gibi demokrat, antimilitarist, ekolojik, ergonomik, bitki haklarına duyarlı, bakteri floralarını ötekileştirmeyen, antiamibofobik, yerçekiminin vesayetini reddeden, taksonomik ayrımcılığa dur diyen, paternal sperm dominansisine karşı maternal temelli gamet birliğini savunan, böceksever, akreplere karşı hassas, yengeçlere karşı da boş olmayan, yosun temelli okyanusculuğu azot temelli atmosferi savunan sitelere gidin. Orada herkes yaşam ve yazgıyı okuyor. tk da o kitabı stalinin zannettiği için tanıtmıştır kesin.
23-12-2014 18:31 (7)
dedimdi. yine 1 hafta geçmedi. aha size stalin! tüh lan. ben bu gidişle sünnet olamiicam yine.
23-12-2014 18:31 (8)
5 numara ... Yanılıyorsunuz... Şu ana kadar yayınlanan yazılardan ve yorumlardan bu izlenimi aldığınız bir yazıyı yazar mısınız? Böyle toptancı yaklaşmayın.. Yazdığım yazılara (sosyalizm üzerine bir deneme, gerçek ihtiyaç din mi, tinsellik mi?) bir göz atın bakalım.. ne kadar yanıldığınızı anlarsınız. ogürsel
23-12-2014 20:02 (9)
sayın gürsel, siz ulusalcı stalinistlerin lider katına, müdüriyetlerine fazla karışmadığınız, konunun etrafından dolanıp geçtiğiniz, kavramlar üzerinden gittiğiniz için size yönelik ağır bir saldırı yok henüz. en fazla sükut suikastine uğrarsınız. türk tipi stalinci örgütlerin karar alma mekanizmalarını az biraz eleştirirseniz, hele kaan arslanoğlu gibi isim de verirseniz, tıpkı taylan kara'ya sövdükleri gibi size de söveceklerdir.
23-12-2014 20:02 (10)
yav liberal miyiz, kemalist mi, stalinist mi.hangisi? evden soruyolar. bizim daha kolejlilik,akademik oligarşiklik, ilaççılık, firmacılık, kongreperestlik, kanıta dayamacılık var... Lipoprotein Küçüka
23-12-2014 20:02 (11)
Yaşam ve yazgıyı okudum... Karanlıkta fısıldaşmaları da... Ginzburg'un kitabını da... Bakın hemen yan tarafta Gün Zileli'nin sitesi ilk sırada hem de .. Utandınız mı yoksa? ogürsel
23-12-2014 20:46 (12)
Sokakta stalinist, mutfakta kemalist, yatakta liberaliz sayın 10 numara. Değil miyiz yoksa?
23-12-2014 20:47 (13)
Sevgili arkadaşım.. duygunuzu, isyanınızı anlıyorum. Yürekten paylaşıyorum.......Kafadan atıyorum; bu "reel" siyasal yapı içinde bulunan insanların, o 1930'lu yıllara ait o özgün, yer yüzünde eşi bulunmaz bu riyakar vahşeti anladığında, kanaat getirdiğinde en az yarısı orada bulunmayacaktır... Benden daha çok anti-stalinist bir düşünce içinde olmanızı şaşkınlıkla karşılarım... ama... aslında Kaan A. da "utangaç" bir antistalinisttir.. T. Kara o korkunç hümanizmi ile zaten anti-stalinist olmak zorundadır.. Ve sandığınız gibi değil.. Burada "istler" dünyası dışında bir arayışın sohbeti içinde olmalıyız.. Hangi "ist" hayatı kucaklamış ki? Sorun bu "ist" lerin dozu ayarlanmış sentezinde.Bir yerde yazmıştım.Kendi dozum.. % 50 Marksist, çeyrek anarşist ve kalanı da "agnostik". Fazla değiliz..Bir avuç kariyerist dışında aynı özlem aynı hümanizma kaygıları içinde yaşayan insanlarız.. Hayat çoğumuzu yanlış yerlere savurdu.. Dönmelerine sabır gösterin lütfen...sevgi ve saygılarımla.. ogürsel
23-12-2014 21:55 (14)
Sayın Gürsel, insan denen yaratığa maalesef fazla güveniyorsunuz. Örgütlü solcularımız, örgütlere sempati duyanlarımız, sol cephelerden, Birleşik Haziran Hareketlerinden heyecanlanan kişiler, stalinist terör tarihi hakkında bilgilendiklerinde, stalinizmi sorgulamak şöyle dursun, ona daha bir şevkle bağlanacaklardır. Stalin'in, Mao'nun, Chavez'in barbarlıklarıyla daha da gurur duyacaklar ve üstelik onların barbarlığını yiğitlik diye kutsayacaklardır. Bu insanları o örgütlere bağlayan temel motivasyon zaten bu. Yani güç. Güçlü olana, barbarlığa, otoriteye hayranlıkları. Partilerini yaşatmak için stalinizme, militarizme muhtaçlar. Sorgulama başladığında parti dağılır. Mitoloji, efsane, kabadayılık, maçoluk, iç düşman yaratma, sahtekarlık ve itaat kültürü şart. Değilse KP, HTKP, ÖDP, DSİP, PKK; hiçbiri ortada kalmaz. Buralarda örgütlü solcular cahil oldukları için sosyal faşist değiller. Bilakis otoriteyi, iktidarı, hükmetmeyi arzuluyorlar. Marksizm işte böyle bir dünyevi din.
23-12-2014 21:56 (15)
ben çopur yüzlü Konan Toroğlu olarak kalayım mı?
23-12-2014 22:29 (16)
ahhaaa... çalıştığım yerden geldi. 14 numaralı yorumun sahibine sormak isterim. Chavez'in ne barbarlığını gördünüz? bir adamı kılıçla böyle ikiye mi ayırmış? nubya senin, akilonya benim, mücevher hırsızlığı, kiralık katillik falan mı yapmış? thulsa doom'un kulesinden kız mı kaçırmış? ispanyolca çevirmenliği dönemimden kalan americas takıntım nedeniyle (ve bir dönem bir büyükelçiliğin resmi çevirmeni olmamdan kaynaklanarak) sormak zorunda hissediyorum. hakikaten... hangi ingilizce kaynaktan öğrendiniz chavez'in kaka bir adam olduğunu? acep çarkına çomak sokulan hangi petrol konsorsiyumu bu dezenformasyonun arkasında? merakımdan şeyediyorum. tüm barbarca hislerimle salı gecenizin dahi sallanmamasını niyaz ederim (Crom'dan ve hatta Mitra'dan). Conan the Barbarian!
23-12-2014 22:37 (17)
İçim acıyarak kabul ettim... Eğer bizi "yeni" bir dünyaya götürecek bir yol varsa bu yolda bu bilinen "reel sosyalistler" olmayacak... son bir kaç yıldır! Anlıyorum..Bu yapılar ölüdürler... Gömülmeyi bekliyorlar! Sandığınız kadar iyimser değilim.. Bu örgütlere, bu haddini bilmez koroya değil ama İNSANA güveniyorum... Güvenmek zorundayım... Şunu da bilmeliyiz.. Suçlayacak kimse yok! Suçlu varsa eğer hepimiz suçluyuz... Kaçmak yok! Her birimiz birer insan olarak sorumluyuz.. Her şeyden! Yalnızca ölüler suçsuzdur... Bir diğerini suçlayarak kimse kendini kurtaramaz... Yalnızca kendini öldürterek sıyırabilirsin.. Kurbanlar zalimlerinin bir şekilde bıçaklarını bilemiştir; acıklı olanı/yoksa gülünç mü.... bunu çoğu kez bilmeden yapmış olmaları... 19 yy sosyalistleri birer "meczup" olarak hayatlarını tamamlayacaklar! Onları kendi haline bırakarak, anlayarak, acıyarak, bağışlayarak bir yol bulunması gerekiyor! M. Bookchin bu yolda bir şeyler söylüyor.. Önemsemeli.. Hoşçakalın... ogürsel
24-12-2014 13:28 (18)
%25'ler,%75'ler gırla gidiyor.Oldu olacak güzel bir çorba tarifi verilseydi.Papaza kızıp oruç bozulmasıyla olmuyor ki be...Hadi diyelim ki oruç bozdunuz peki çıktınız bu karman çorman durumlar mı oluyor?Çok tatsız tuzsuz,çok yalpalama halleri...Ah o papazlar yok mu o papazlar!Herşeyin müsebbibi salt onlar...
03-01-2015 19:56 (19)
"...diğer hayvanların aksine insan, hata yapmakta...ve acı çekmektedir...tıpkı Tanrı'nın kendisi gibi. Tanrı kendisine kulak verebilecek olanların aklını başına getirmeye çalışırken, savaşlar patlak patlak verir. Tanrı...iyi şeyler iyi insanların, kötü şeyler de kötü insanların başına gelsin diye uğraşır ama bunu hayata geçirecek teknolojiye sahip değildir...Tüm bunlar olup biterken insanın çare dileyen, birbirlerine karşı yardım talep eden sesi Ona ulaşır. O ise kulaklarını tıkar ve yağmalanmış köylerin çığlıkları, yaralı askerlerin duaları, Auschwitz'ten gelen yakarışlar karşısında inler...Ve Tanrı tüm yaradılışın kaçınılmaz biçimde şöyle sonlandığını düşünerek avunur; aciz kalan Yaratıcılar, kendi elleriyle yarattıklarından köşe bucak kaçarlar. Ve... s:24-25, David Eaglemann, Domingo Yay. mh
04-01-2015 00:44 (20)
19 nolu yorumcu "mh"'nin alıntı yaptığı David Eagleman'ın "...Ve" isimli küçücük kitabı şimdiye kadar okuduğum en iyi kitaplardan birisidir. Zekice yazılmış kısa öykülerden oluşmuştur. Zaman bulabilseydim tanıtmayı düşündüğüm kitaplar listesinde en başta gelenlerden birisidir. Bu vesileyle söz edilmiş oldu. Saygılarımla Taylan Kara
04-01-2015 01:14 (21)
Zygmunt Bauman, modernliğin kültür anlayışını "bahçe kültürü"ne benzetir. Yahudi soykırımının arkasında, yönettiği toplumu düzenlenecek, yetiştirilecek ve yabani otları denetime alınacak bir şey olarak gören modernliğin "bahçıvan" devlet anlayışı durmaktadır (Bauman 1997). Ona göre ırkçılık modern bir üründür. Modernlik ırkçılığı olanaklı kıldığı gibi ona bir talep de yaratır. Holocaustun özellikleri önceki soykırımlarda yoktur, modern biçimde, akılcı, planlı, bilimsel bilgi ve uzmanlıkla yürütülen her şey gibi, modernlik öncesi benzerlerini geride bırakmıştır (Bauman 1997)... HM
04-01-2015 09:21 (22)
Sn. Taylan Kara, tanıtamayacaksanız bile, o listeden bir kaç kitabın adını verebilir misiniz? Saygılar. mh
04-01-2015 11:10 (23)
Değerli MH, Soru-Cengiz Gündoğdu -Ve David Eagleman -Görme Kılavuzu Hasip Akgül -Minima Moralia T.Adorno -Aklın G'özü Daniel Dennett, Douglas Hoftstadther -Yıldız Güncesi Stanislaw Lem -Yarınki yüzün Javier Marias İlk aklıma gelenler bunlar. Bunun dışında popüler ancak oldukça nitelikli bir kitap Lizbon'a GeceTreni (Pascal Mercier) Saygılarımla Taylan Kara
04-01-2015 12:48 (24)
Sn. TK, "iyi okur, yazar okur" gibi, "iyi yorumcu, editör okur" deyip kitapları temin yoluna gideyim. Ve... hariç hiçbiri bende yok. Saygılar bizden, MH.
04-01-2015 12:55 (25)
Değerli MH, Bu öznel bir listedir, sistematik bir bütünlüğü yoktur. Birbirinden çok farklı kategorilerde kitaplar içermektedir. Tamamlanmış da değildir. Kanıtsız, desteklemediğim "iddialar"ım la ilgili bir iddiam yoktur. Dolayısıyla bu listeyi bu çerçevede değerlendirin lütfen. Bir katkım olacaksa ne mutlu. Siz ve diğer okurlar da listelerini ve listeler hakkında yorumlarını yazabilir. Saygılarımla Taylan Kara
04-01-2015 14:20 (26)
Sayın Kara, listenizde Adorno'nun yazdığı "Minima Moralia" adlı kitaba da yer vermişsiniz. sol haber'de Yurdakul Er mahlasıyla yazdığı yazısında Adorno'ya "emperyalizm uşağı, sol düşmanı" diyen Osman Çutsay hakkında, yani onun değerlendirmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? "Minima Moralia"yı okumuşsunuz, belki Adorno'nun başka kitaplarından da ("Aydınlanmanın Diyalektiği" gibi) haberiniz vardır. Sizce de Adorno, Osman Çutsay'ın dediği gibi, "emperyalizm uşağı, sol düşmanı" mı? http://haber.sol.org.tr/yazarlar/yurdakul-er/30-yil-sonra-biten-ve-baslayacak-olan-32331
04-01-2015 14:20 (27)
Joseph Heller'dan Catch 22. Truman Capote'den In Cold Blood. Louis de Bernieres'den The War of Don Emmanuel's Nether Parts. Benden şimdilik bunlar. Pazar kafası. Bu arada, bunların hepsi sanırım türkçeye çevrili. Conan büyüklerin ellerinden öper
04-01-2015 14:30 (28)
Adorno'yu, emperyalizmle nasıl bir ilişkisi olduğunu değerlendirecek kadar okumadım. Çoğu kitabını okumadım çünkü. Yazıdaki Adorno ile ilgili ifadeler, edebi değerlendirmeler değil zaten. Muhtemelen Frankfurt Okulu'nun Avrupa siyasal yaşamındaki etkileri üzerine söylüyor olmalı. Ancak bendeğerlendirirken hiçbir kitabı "emperyalizmin uşağı" diye değerlendirmem, benim eleştiri anlayışım böyle değildir. Minima moralia, zihin açıcı, oldukça dolu bir kitaptır. Beş kez okuduğum ve her seferinde altı çizilecek cümleler bulduğum bir kitaptır. Keşke her "emperyalizm uşağı" yazar bu kadar yararlı olsaydı! Saygılarımla Taylan Kara
04-01-2015 14:51 (29)
Değerli TK, listenizdeki kitapların bir kısmı benim okuma listemde de vardı. Minima Moralia'yı okudum sadece. Javier Marias'ın kitaplarını nicedir listeme dahil edip etmemek konusunda tereddüt içindeydim. Sayenizde okumaya karar verdim. Roberto Bolano' nun 2666'sını, László Krasznahorkai'ın Savaş ve Savaş veya Şeytan Tangosu'nu veya Agota Kristof'un Büyük Defter-Kanıt-Üçüncü Yalan'ını okudunuz mu? Okumayanlara tavsiye eder misiniz? Platonov'un Can ve Dönüş'ünü ve Bulgakov'un üstat ile margarita ve genç bir köy hekimi'ni tavsiye ederim eğer okumadıysanız. Saygılarımla. MB
04-01-2015 15:40 (30)
Sayın Taylan Kara'nın, kitap okuma listesi ile ilgili önerisine canı gönülden katılıyorum. Şu an okuduğum kitaplar listesi: kız böcekleri( tahir musa ceylan), yemezler (yavuz dizdar), cinselliğe nasıl farklı yaklaşırız ( Alainde botton), düşüncenin canı (İbrahim taşel), kemal ateş (bir başka şehir). ara ara yine daha önceden ya da sonraki zamanda okuyacağım kitapları paylaşmaya hazırım. en azından buradaki okuyucular ve yazarlarda paylaşım yaparsa seviniriz. son olarak ta sayın Kara'ya bir şey sormak istiyorum, Mehmet Eroğlu'nun romanları hakkında ne düşünüyor, okumak istiyorum ama bir türlü başaramadım. önerir mi acaba? saygılarımla. Recai kulaksız
04-01-2015 16:07 (31)
hay aksi, listemde okuduğum bir kitabın ismini unutmuşum, Vasatlığa giriş dersleri (Taylan kara):). saygılar. Recai kulaksız
04-01-2015 16:07 (32)
Değerli R.Kulaksız, Yanıtı, "eleştirmen" sıfatıyla vereyim. Mehmet EROĞLU'nun Issızlığın Ortası, Adını unutan adam, geç kalmış ölü, yarım kalan yürüyüş, yüz:1981, belleğin kış uykusu, kusma kulübü'nü okudum. Son kitabını (9.75 cm2 yi) henüz bitirmedim. fay kırığı üçlemesini ise hiç okumadım. İlk dört kitabı birbirini bütünleyici kitaplardır. Bunların içinde Yüz 1981 kitabı bence en iyi kitabıdır. C.Gündoğdu Taşkıran kitabında bu kitabı yermiştir ama bence hakkını yemiştir. İlk 4 kitabında trajik, Dostoyevski kahramanları başroldedir, yüz 1981 de ise antikahraman vardır. Kitapların toplumsal hareketlerle paralelik göstermiştir: 12 mart, 12 eylül, islamcılık, kürt sorunu ve son kitabında ise gezi. Öyle garnitür olsun, okunsun diye değil, derinliğine ve roman sanatının hakkını vererek ele alır. A. Malreaux, Jorge Semprun, F.Dostoyevski, Romain Gary, P. SchoenderrfeR, G.Green beslendiği ve sık atıf yaptığı yazarlardır. Kısacası önemli bir yazardır. Yazacak şey çok. Saygılarımla T.kARA
04-01-2015 18:18 (33)
Bruno Schulz-Tarçın Dükkanları, J.D. Salinger-Çavdar Tarlasında Çocuklar, T. Capote-Soğukkanlılıkla, Alain de Botton-Felsefenin Tesellisi, Statü Endişesi, Ateistler için Din, Jhumpa Lahiri-Dert Yorumcusu, Harper Lee-Bülbülü Öldürmek; nereye gitsem götürürüm. Hayvan Çiftliği, 1984, Şeker Portakalı, Kırmızı Pazartesi, Sineklerin Tanrısı için okul karnelerine hane açarım. Bir de Erje Ayden diye, pek bilinmeyen, ilginç bir yaşam öyküsü olan bir yazar vardır, onun da kitapları gözeldir. Yemezler (Yavuz Dizdar) son satırına kadar güzeldir, felsefesi de vardır. mh
DOST SİTELER
Toplam Giriş Sayısı : 2210971
Arama

İmzasız yazı yayımlanmaz. Yazıların sorumluluğu öncelikle yazarına aittir.