William Golding - Sineklerin Tanrısı üzerine

        1954 yılında yazdığı Sineklerin Tanrısı kitabında, insanı, içindeki kötülüğü ve kötülüğün toplumda nasıl olup da bulaşıcılığı yüksek bir salgın etkisi yarattığını anlatıyor William Golding. Oysa sadece çocuklar var kitapta bir de domuzlar ve bir de Sineklerin Tanrısı. Çocuklar var çünkü sadece kendini değil insanı ve toplumu da anlamak isteyen okura insanın doğasını, en primitif hali ile nasıl yaşadığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davrandığını göstermeye çalışıyor.

           Ülkelerinde sürmekte olan ve gelecekte bir atom savaşına dönüşmesinden korkulan savaştan uzaklaştırabilmek için altı ile on iki yaşları arasında bir uçak dolusu çocuğu güvenilir bir yere götürürken içinde bulundukları uçak düşürülüyor. Sonradan anlıyoruz ki insan eli değmediğinden olsa gerek, uçağın düştüğü, bu alegorik ( simgesel anlamları olan ) hikayenin geçtiği yer, aslında dünyanın cenneti andıran adalarından biridir. Ancak başlangıçta neredeyse uçağın düştüğüne sevinen, orda olmaktan mutlu olan çocuklar gün geçtikçe bir cehennemin ortasında bulurlar kendilerini.

            Neden Sineklerin Tanrısı? İnanışa göre cehennem hükümdarları, düşmüş dokuz meleğin oluşturduğu koronun şefi Baalzebub, İncil'de geçen adıyla şeytanların efendisidir. 'Baal', Kenan Ülkesi'nin çok tanrılı inancına göre en kudretli tanrı anlamına gelirken İbraniler, Kenan Ülkesi'ni işgal ettiklerinde bir aşağılama, yerme amacı güderek olsa gerek bu adı sineklerin yaratıcısı, tanrısı, efendisi,  'Baalzebub' olarak anlam değişikliğine uğratırlar. 'Baal' İbranice efendi anlamına gelirken bu anlam değişikliğinde baal – beetle ( kanatlı böcek )  kökeni kullanılmış olabilir ki İngilizler de kutsal kitaplarında şeytanı Beelzebub olarak adlandırmışlar. Sineklerin Tanrısı' nın, insanın nefsini, kibrini besleyerek kötülüğe yönelttiğine inanılıyor. Golding'in anlatmaya çalıştığıysa insan içindeki kötülükle, şeytanıyla birlikte yaşar.

            Adaya düştüklerinde ön plana çıkan çocukların başlangıçta önceki yaşamlarında öğrendikleri kurallarla hareket ettiklerini görürüz. Aklı ve sağduyuyu simgeleyen Domuzcuk’un yardımıyla lagünde buldukları deniz minaresinden herkesin duyabileceği bir ses çıkarabilen Ralph’i çocuklar kendilerine başkan seçerler. Başkan olmak isteyen diğer bir çocuk, Jack de önder nitelikleri taşıyan bir çocuktur ancak Ralph eşitlikten, iyilikten, dostluktan yanayken Jack, lider vasfında baskı, zorbalık ve kötülüğü sergiler. Domuzcuk, Ralph’e Jack‘ den söz ederken : ‘‘Ben öyle uzun zamanlar yataklarda yattım ki ( astımı nedeni ile sık hastalanmıştır ) düşünmeye vakit buldum. İnsanları bilirim ben. Kendimi bilirim. Onu da bilirim. Sana şimdi zarar veremiyor. Ama sen önünden çekilirsen, senden sonra gelenin canını yakacak. O da ben olacağım.‘‘

            Adadan kurtulabilmelerinin yolunun geçen gemilerin, uçakların dumanı görebilmesi için ateş yakmak olduğunu düşünürler ki yarattıkları felaketler ilk yaktıkları ateşle başlar.

 Adaya, uçağı saldırıya uğrayıp paraşütü açılarak bir pilot düşer. Uzaktan görüldüğünde takılı kaldığı ağaç ve kayalıklarda rüzgarın etkisi ile hareket ettiği imajı veren ölü pilot, çocuklarda adadavahşi bir canavarın var olduğu korkusu yaratır. Simon, içinde farklı bir dünya barındıran, garip, hikayede saf iyiliği simgeleyen bir çocuktur, bir canavarın gerçekten var olup olmadığını tartıştıkları sırada ‘bizden başka canavar yok belki de‘ diyerek iç dünyasını ortaya koyar. Gidip canavarın gerçekte ne olduğunu görmek ister ve tek başına kayalıklara doğru tırmanır. Gerçeği görür. Dönerken Sineklerin Tanrısı onunla konuşur : ‘‘Canavarın avlanıp öldürülebilecek birşey olduğunu sanmak da nerden aklınıza geldi? Sen biliyordun değil mi ? Sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun. Sizlere öyle yakın, öyle yakın, öyle yakınım ki ! Herşeyin bozuk gitmesinin nedeniyim ben. Bunu biliyorsun değil mi? Seni istemiyorlar. Anladın mı ? Biz eğleneceğiz bu adada! Onun için bir haltlar çevirmeye kalkma, benim zavallı yolunu şaşırmış çocuğum, yoksa… Yoksa, dedi Sineklerin Tanrısı, seni yok ederiz. Anladın mı? Jack, Roger, Maurice, Robert, Bill, Domuzcuk ve Ralph. Yok ederiz. Anladın mı? ‘‘

            Bu hikaye bir yandan insanın içindeki varoluşsal iyilik ve kötülükten bahsederken daha da önemlisi bir toplumda kötülüğün ve iyiliğin diğerlerini nasıl etki altına aldığını gözler önüne serer. Ne yazık ki çocukların çoğu Jack’ten yani kötülükten, zorbalıktan, vahşilikten yana çıkar ama düşününce bunun gerçek nedeni gerçekten kötü olmaları değil, güçsüz olmalarıdır. Ralph’ın ve Domuzcuk’un yanında kalıp barınak kurmak, ateş yakmak gibi sıkıcı işler, deniz minaresini elinde tutma sırası geldiğinde söz hakkına sahip olmak gibi kurallar yerine yüzlerini boyayıp eğlenebilmek, Jack’in öldürebilme güdüsünün gölgesinde domuz avına çıkıp vahşice öldürdükleri domuz etiyle karınlarını doyurabilmek, aynı zamanda gerçekte var bile olmayan bir canavardan korktukları ve kendilerini koruyabilecek tek kişi olarak da Jack’i gördükleri için ona boyun eğerler ve pekâlâ birlikte uygar bir topluluk olarak yaşamlarını sürdürebilecekleri halde kabileye katılırlar.   

            Bu yazı Schopenhauer’in bin sekizyüzlü yılların başında insan doğası üzerine yazdıklarıyla tamamlanmalı:

‘‘ Gerçekte vahşi ve korkunç bir hayvandan başka bir şey değildir insan. Biz onu evcilleştirilmiş ve dizginlenmiş haliyle tanıyoruz ki uygarlık dediğimiz şey de budur. Bu yüzden arada bir gerçek tabiatı ortaya çıkarsa dehşete kapılıyoruz. Hukukun ve düzenin prangaları ve zincirleri çözüldüğünde kendi kendisini bütün çıplaklığıyla, insafa gelmez zalimliğinde ortaya koyuyor. Her insan içinde muazzam boyutlarda bir bencillik barındırır ki günlük hayatta küçük ölçekte ve tarihin sayfalarında da büyük ölçekte ortaya koyduğu üzere hak ve adaletin sınırlarını büyük bir özgürlükle ihlal eder. Avrupa’da kabul edilen bir güç dengesi gereksinimi, muhafazasının üzerine titrenmesinden de anlaşılacağı gibi, insanın yanında kendisinden daha zayıf bir insanı görür görmez şaşmaz bir biçimde üzerine çullanan bir av hayvanından farkı olmadığını ortaya koymuyor mu? Ve günlük hayatın ilişkileri içinde de aynı şey geçerli değil midir? Ben bunun, varoluşun daimi acılarıyla gittikçe daha çok acılaşmış bir yaşama isteminin kendi acılarını başkalarına acı çektirerek hafifletme arayışı olduğunu düşünüyorum. Fakat bu şekilde insan kendi benliğindeki gerçek zalimlik ve kötülüğü de gittikçe daha fazla besler. Buna şu gözlem de ilave edilebilir: Kant’a göre madde nasıl ki ancak genişleyen ve daralan güçlerin çatışmasıyla ayakta durabiliyorsa insan toplulukları da ancak nefret veya öfkenin, korkuyla çatışmasında kendini devam ettirebilir…‘‘ ( Arthur Schopenhauer – İnsan Doğası Üzerine )

2. Dünya Savaşı’nın, tam da kötülüğün korkunç boyutlarıyla tüm dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemin hemen ertesinde ( 1954 ) yazılan bu çarpıcı kitap bakınca bugün de insana ve toplumlara ait benzer tutumları anlatıyor. İnsanı çocukluktan itibaren, içindeki iyiliğin de kötülüğün de farkında olarak kendisi için de toplum için de iyiliğe yönlendirmenin uygarlığa adım atmak olduğunu anlıyoruz ancak çok sayıda insanın uygar bir toplumda yaşamayı bir kabilede yaşamaya tercih etmesi gerekiyor gibi görünüyor…

Emel Sakınç

Facebook
yorumlar ... ( 27 )
29-02-2016
01-03-2016 03:14 (1)
canım niyeyse sıkkın. yorgunum. emel sakınç kitap ya da film yorumlar bu aralar diye epeydir bekliyodum. yorumlamış. bir iki değinim olacak. 1. kasıp da okurum derseniz mina urgan'ın bi 50 sayfalık önsözü vardı. aşşaa yukarı aynı şeyler söyleniyo. 2. başkalarını bilmiyorum ama ben buralardayken şu etimonlar konusunda bu kadar özgürvili tadında takılmasın kimse. baal boğa ile remzedilen kenan tanrısıdır. al'a dikkat! el, elohim, allah... kendisine erkek uşaklar kurban edilirmiş. sunakta yakmak suretiyle... o gırtlaklamak mevzuu muhtemeldir ki yanmadan evvel canı çıksın deyu. ya da kan evvelden aksın deyu da olabiler. baal ile beetle eşleşmesine cıs diyorum. CISSS. +
01-03-2016 03:15 (2)
beetle erken cermanik sözcükten dönüşmedir. ısırmaktan (to bite) geliyor. tam çevirisi "ısırıcı" ya da "sokarca" olabilir. sinek de sokuyo, ısırıyo ya. İngilizlerin kutsal kitabı yok bi de. İngilizce kutsal kitaplarda da o ad geçiyo. çünkü ibranice'den çeviride biraz karmaşa var. a.y.a. konfüzsss ve emel sakınç'a şükransss
03-03-2016 00:29 (3)
Nişanyan arkadaşa sormak istediğim bişey var burdayken, bu konuda fikrini belirtebilir mi özgürvilli de takılabilir, var gibi görünüyor ve memnun olurum. Yani niye Kenan Tanrısı olmuş ki sineklerin tanrısı benim bulabildiğimden öte. Takip etmeniz de beni ayrıca mutlu etti. Size de teşekkürler ayda yürüyen adam. Öyle içimden geldi. Her milletin çoğunluğuna ait en azından bir kutsal kitabı var diye. Yazanı İngiliz ya. Mina Urgan'ın kıymetli sözleri de son söz bu arada okumak isteyenler için. İsim olsaydı doğrudan isimle hitap edebilme şansım olurdu. Fırsat tanımadınız. Emel Sakınç
03-03-2016 00:30 (4)
Yine etimolog arkadaşıma soruyorum bulmuşken gerçekten. Bir de ba için bağ, bahçe; Ba'al için de bağ bahçe ilahı yorumları da var. Ne dersiniz ? Nereden bulalım başka bilgi ? Teşekkürler. Emel Sakınç
03-03-2016 10:51 (5)
1. Mina Urgan'ın önsözü "var-dı" demişim. 82-83 baskısı olsa gerek. Ki dedemin kütüphanesinde duruyodur. Mina Urgan 1996-97 gibi birden ünlendiydi. Otobiyografisi (dinozor) çıktıydı. Atatürk'le dansettim, Troçki'yle yüzdüm falan dediydi. Ceviz Kabuğu, ateizm ve dahi cart curt. Hatırladınız mı? Ondan sonra Mina teyze sona mı geçmiştir, baştan mı başlamıştır bilemem. Çünkü kel alaka bi şekilde iş bankası yayınlarına transfer olduydu Golding'in kitap çevirisi de. Adam Yayınları çıktısı diye hatırımda kalmış bizimki. Ha ben zaten kitabı orcinalinden okuduydum. Kolec'de zorunluydu. Orası ayrı. 2. Nişanyan'ı tanırım. İyi çocuktur. Ama eksiği çok (benim gibi; hepimiz gibi). Kendisinin yorumu da benzer olacaktır bu baal-zvuv ++
03-03-2016 10:51 (6)
++ meselesine. Baal'in El, Elohim, ilah, Allah ve al-el içeren pekçok semitik sözcükle ilintisini sorgulamak bile abes kaçar. İbranice'de "bäl" diye telaffuz edilecek bi sözcük var ki anlamı "koca". Efendi, evin efendisi... Kenan tanrısına niye bu kada bozuldunuz? Kamil tanrısı ya da Kutbettin tanrısı mı deseydim? Canaan neresi? Bizim arka sokağın üzeri sinekli çöplüğü mü? Zvuv'un İbranice'den çevirisi sıkıntılı işte. Çünkü her yazıda aynı geçmiyo. Sami dillerinin yazıya geçişinde bi sıkıntı vardı hani. Ün'lü sorunu... Tabii bi de noktalama ve space bar kullanılmaması... Transkripsiyon garip olabiliyo. 300 yıl sonraki bi misunderstanding de "sineklerin tanrısı" diye okkült mü, yanlış çeviri mi belli olmayan bi duruma +++
03-03-2016 10:51 (7)
+++ yol açıyo. 3. Baal'in bazı formlarda hilal'le temsil edildiği biliniyo. Bolluk bereket vaynat hatta yesorrayt. İtiraz mı ettiydim buna? Ama bağ ile ba eşleşmesi de cıksss üstü cıksss. Hilal ve buynuz, buğa eşleşmesine dikkat. Beetle da uçmuşsunuz. Kabul edin. Boru gibi cermanik o sözcük. Özgürvili diye ona kılçık attımdı. Ve haklıyım. Etimolojide böyle eşleştirmesyon fazla freekick sayılır. Bi tık ötesi teke zortlatması, onun da bi tık ötesi clang çağrışım olur. Ba ise bal gibi bağ değil "ev" olur. Akadca da olur. Asur dili de olur. Hatta Sümer bile olur. 4. Türklerin kutsal kitabı ne? İngilizlerin varmış ya bi kutsal kitabı. Yani sizin mantığa göre soruyorum. Ey Yehova, beni niye gıcık yarattın? Madem unutacaktın ++
03-03-2016 10:54 (8)
++ diye iborotti feryadı da atiym zabah zabah, zbh zbh, zvh zvh, zvv zvv, zbb zbb... King James version da, NIV de ingilizce holibaybıl çevirileridir. Bunlar gibi niceleri vardır. İnanın bana, birbirlerinden bayaa farklıdırlar. Ama kimse bunlara ingilizlerin holibaybılı demez. Diyene de aryuğkiding derler anca. 5. Ve aşkolsun. İki kere hemi de. Birincisi, ben hiç adsız çıkmam. a.y.a. yazdımdı ya... Cık cık cık. İkincisi de şu: yani harbi sizin yazdığınız bişeyi özlediğimi belirtiyorum ve görünce de ufak iki yorumla şükranlarımı sunuyorum. Kontratar (k değil, r) atara olur. Ben atarlanmış mıyım yukarda? ayda yürümeyen adam arif yavuz aksoy önce cık cık cıksss sonra yine de Emel Sakınç'a (sakıncası yoksa) şükransss
03-03-2016 12:13 (9)
Teşekkürler ve sevgiler Arif Yavuz Aksoy. Bu sitedeki yorumların atar kapasitesinin çok yüksek olduğu fikrimi de belirtmeden geçmeyeyim.
04-03-2016 19:29 (10)
Merhaba, Sineklerin Tanrısı için değişik bir yorum da benden olsun: http://sinefilivefonkarakter.blogspot.com.tr/2015/04/bu-tanri-baska.html Miyase Aytaç Yılmaz
05-03-2016 09:30 (11)
"Sineklerin tanrısı" insana umudu yok eden kapitalist, anti-sosyalist bir kitaptır. Çocukların beynini erkenden yıkamak için okullarda okutulur. Kitaptan çıkarılacak sonuç; insanların kendilerini yönetmeyecek kadar kötü olduklarının teslimidir. Çocuk olmalarına rağmen kitap boyunca karakterler, pek gelişmez. "Reality show"u andırır daha ziyade. Kitap "vahşi" topraklara medeniyetin getirilmesi fikrinin de savunucusudur. Bu kitapla büyüyen çocuklar "Irak'ta, Afganistan'da ne işimiz var" sorusunu soramazlar. Ralph'i yamyamların elinden kurtarmaya gittiklerini düşünürler. Aslında çocuklar, kapitalist demokrasi toplumunda eğitilmiş büyükleri engellemese, birbirlerini yemezler. Ebeveynlerinin hataları yüzünden korkunç insanlara dönüşüyorlar. Ezel Parsa
07-03-2016 14:06 (12)
Madem ölmeden önce okunması gereken 1500 temel eser serisine başladınız 1984 ve Hayvan Çiftliği için de bir değerlendirme, çözümleme yazısı istemek hakkımızdır. Müdüriyete duyurulur. mh
07-03-2016 20:53 (13)
Golding’in kitabını yıllar önce okumuştum ve ağzımda kötü bir tat bırakmıştı. Önemli ve sarsıcı bir kitap. 6-12 yaş arası çocukları hikaye eden kitap bizim bu çocukların en başından “masum” ve “melek” olduklarını kabul etmemizi istiyor. Yetiştikleri toplum, sınıf, okudukları okullar ve kimilerinin aldığı “koro” disiplinine yakından bakacak olursak; “yes sir”, “ no sir” le yetişen çocukların bu disiplinden (baskıdan) kurtulup tamamen kuralsız bir ortamada, içinde yetiştikleri değil, içine düştükleri bir ortamda ne yapacaklarını bilemez hale geldiklerini, anarşi ve kötülüğe sürüklendiklerini görüyoruz. Golding’e göre bu onların “doğasında”vardır.Bu yaş çocuklar gerçekten kötülüklerle henüz tanışmamışlar mıdır? Domuzcuk,Ralph’e Jack‘den söz ederken : ‘‘Ben öyle uzun zamanlar yataklarda yattım ki düşünmeye vakit buldum. İnsanları bilirim ben. Kendimi bilirim. Onu da bilirim. Sana şimdi zarar veremiyor. Ama sen önünden çekilirsen, senden sonra gelenin canını yakacak.O da ben olacağım."++
07-03-2016 20:53 (14)
++Burada bahsedilen hayat tecrubesinin sahibi Domuzcuk değil, pekala 30 yaşında bir plaza çalışanı da olabilir…Bir başka konuşma bize farkında olarak veya olmayarak çocuklara anlattığımız canavar ve kötülük “masallar”ının güzel bir örneğini sunuyor. Çok yaramaz bir çocuğu okul çıkışında yalnız sıkıştıran ve ona haddini bildirmeye kararlı kötü bir öğretmenin veya dinin bize anlattığı şekliyle “içimizdeki şeytanın” söylevi de olabilir bu: “Seni istemiyorlar. Anladın mı? Biz eğleneceğiz bu adada! Onun için bir haltlar çevirmeye kalkma, benim zavallı yolunu şaşırmış çocuğum, yoksa… Yoksa, dedi Sineklerin Tanrısı, seni yok ederiz. Anladın mı?” Bu örneklerle demek istediğim çocukların adaya düşmeden önce kötülüklerle çoktan tanışmış ve temsil ettikleri toplumun (uygarlığın) değer yargılarıyla donanımlı oldukları.Diyelim ki yan adada tamamen yerlilerden oluşan aynı yaş grubu çocuğun ailelerinden ayrı düştüğü başka bir örnek olsaydı orada neler yaşanırdı merak ediyorum.++
07-03-2016 20:53 (15)
++Kitabın 1950’lı yılların tutucu,depresif döneminde yazıldığını,arkasından 1960lı yıllarda insanların daha çok “özgürlük” için toplum kurallarına rest çektikleri bir dönemin geldiğini hatırlamak da önemli olabilir. Schopenhauer’a gelince; kadınların ancak çocuk doğurabileceğini ama onları sevecek kapasitelerinin olmadığını ve ancak bir erkeğe (bir efendiye!) hizmet ederek yaşayabileceklerine inanan birinden insanlığın iyiliğini yüceltmesini pek bekleyemeyiz sanıyorum. İnsanın iyiliğe de kötülüğe de yatkın olduğunu biliyoruz da insanın “doğa” sının ne olduğunu bilmkten gittikçe uzaklaşıyoruz. Kapitalizm de bize bunca varlık içinde hala “survival” için kötülüklerin kabul edilebilirliğini “reality show”larıyla çaktırmadan empoze etmeye devam ediyor. Bu kışkırtıcı kitabı gündeme getirdiği için Emel Sakınç’a teşekkürler. (Sanırım görseldeki kitap orijinalin bir özeti, oldukça kalın bir kitaptı diye hatırlıyorum). Elif F.
07-03-2016 22:01 (16)
Özet değil. 262 sayfaymış. Ki orcinali de edisyona göre değişerek 185-225 sayfa arasında imiş. Kayndıl edisyonu bile 227 sahife gözüküyo. Çok kalın değil zati. Neyse ne. Ben aslında bu kitaba kalın bi referans yaptıydım vakti zamanında. Gürsel abi bi yazı yazdıydı. Çocuklar iyidir, melektir, peridir falan mealli. Ben de cartdadanak "abim, siz lord of the flies'ı okudunuz mu?" diye giriştiydim. Geçmiş zaman, silinmiş yazı. Ama yorum arşivinde o silsile duruyo. Eee, işimin adı ne?! Fultaym saykopati. Çocuklar iyi değildir. Melek kelek hiç değildir. Minyatür adam da değildir. Kreşlere bi bakın. Nası hinoğluhin organizasyonlar, hizipçilik, adam satma, teyatora, gücünü yetirebildiğine diş geçirme var şaşarsınız! a.y.a. cinsss
07-03-2016 22:02 (17)
Bu arada Miyase Aytaç Yılmaz da fena varyasyon yapmamış hani. Şindi gördüm. Komalar, komalar... Kova kova biralar beni beni kovalar... Anca ayıyorum. a.y.a. aysss
07-03-2016 22:02 (18)
sayın harma, takılmadan edemiyciğm. yine bi herşeyi devletten bekleme havası seziyorum. elinizi tutan mı var? siz yazın, biz de okuyalım. yorum çızıktırmak vallaha en sorumsuz iş. a.y.a. sorumsuzsss
08-03-2016 16:33 (19)
Merhaba; Arif Yavuz Aksoy size kocamandan da kocaman bir hürmetsssssss. Ben de yormunuzu ŞİNDİ gördüm. Kışın yediğim hurmalar....Yorumlarınızı ilginç buluyorsssssss. Akıllı insanları ben seviyorsssssss. Saygılarımla, Miyase Aytaç Yılmaz
09-03-2016 09:58 (20)
Müdüriyet katına yeni müdür tayin oldu da benim mi haberim yok? Yoksa müdürler toplu izne çıktı da vekil mi bıraktılar yerlerine? mh
09-03-2016 10:31 (21)
editörlerin yazara yazı sipariş etmesi normdur. tersi vaki değildir! bu durumu hatırlatmak akademik bir ödevdir. sanırım yeterince açık olmuştur. imza: ayda yürümeyen adam... kimseye proksi olmayan adam da denilebilir. mucuksss
09-03-2016 13:42 (22)
EDİTÖRÜN HATIRLATMASI: Bu yazının altına, "Çözümleme derken, bu ağır bir sorumluluk olur" ve demin de "Buna benzer bir hikayeyi Michael Haneke" cümleleriyle başlayan imzasız yorumlar geldi. İmza atın ki yayımlayabilelim. Saygılar.
09-03-2016 15:21 (23)
Buna benzer bir hikayeyi Michael Haneke Beyaz Bant ile görsele sunmuş. Ki bu kitabın filmini vakti zamanında Peter Brook yönetmenliğinde yapılmış olup, ABD sınırları dışında yapılan ilk film ünvanınada sahiptir, tabii bildiğim kadarıyla öyle olması gerekiyor. Kitabın konusu oldukça gerçekçi. Hani işin boyutunu kapitalizme kadar getiriyoruz ama işin gerçeği tabiatımız itibariyle hangi yaşta olursak olalım içimizde doğal ehlileştirilememiş bir vahşilik var. Michael Haneke yine bu konuyu da kurdun gününde çok açıklayıcı bir şekilde beyaz perdeye sunmuş. Sonuç olarak bugün ki dünya konjonktürünü de yaratan bu insanın ta kendisidir. Tabii vakti zamanında gelen din ve peygamberlerle bu işin insani boyutunu terbiyeye davet ederek başlangıç yapılmış olunsa da iki peygamberi öldürerek bu işin ne kadar zor olacağını tanrıya ispat etmiş bulunduk. İş garip tarafı adada ki kilise kökenli çocukların savaş, ölüm ve korku yaratmaya daha bir yatkın olduklarıydı. İmzasız gönderi için özür. Ercan GÜNEY
09-03-2016 16:42 (24)
abd sınırları dışında yapılan ilk film unvanı kısmını tam çözemedim. yazar ingiliz. peter brook da shakespeare yönetmeni bi ingiliz zati. ayrı yazılacak "ki"ler ve "de"ler sıkıntılı. öldürülen iki peygamberi de çözemedim. a.y.a. uykudan önce rehavetsss ve hatta guzsss
09-03-2016 19:08 (25)
iki peygamber; bay isa ile bay musa'yı kast etmiştim. Peter Brook için tam olarak emin olmadığımı belirtmiştim. -ki ve -de ler için :)))) bu arada sss'ler nedir, yeni bir dil mi geliştiryorsss.
09-03-2016 21:54 (26)
Bay musa öldürülmedi. Bay isa'nın yaşadığı bile meçhul. O s'ler alamet-i farikadır. Saygı, sevgi, selam. 4 tane olunca da saniyelik sıtık sıyrılması sendromu. a.y.a. mil hürmetsss
10-03-2016 08:46 (27)
InsanBu sitesinde yazıları takip edip durdum, sayfa açıldığından bu yana. Yazıların altına eklenen yorumları ise, okuduğum bir yazının altındaysa fark ettim. Oysa sayfada bir "son yorumlar" sekmesi / bağlantısı varmış. Bu kadar geç fark etmiş olmama üzülmekle birlikte, bu sayede artık okumadığım yazıların altındaki yorumları da takip edebiliyorum. Okuyucuları, yorumcuları ve yazarlarıyla güzel bir site oldu insanbu. Kuranların ve bugünlere gelmesinde emeği geçenlerin ellerine sağlık. Sineklerin Tanrısı, adını çok duyup okumadıklarım listesinin içerisindeydi. Martı, Küçük Prens de listenin diğer kitaplarından. Martı ile Küçük Prensi listeden çıkarttım, okuyarak seneler sonra. Darısı Sineklerin Tanrısı'nın başına. Emel Sakınç'a ve yorum yazanlara teşekkürler. Sabah sabah farklı dünyalara gittim sayelerinde. Özgür Coşar
DOST SİTELER
Toplam Giriş Sayısı : 2210149
Arama

İmzasız yazı yayımlanmaz. Yazıların sorumluluğu öncelikle yazarına aittir.