Çok kişisel bir Hrant Dink yazısı

                                    Çok kişisel bir Hrant Dink Yazısı

Hrant Dink’in ölüm haberini ilk aldığımda sanki uzun zamandır beklediğim bir haberi almış gibiydim; olacağını bildiğim ancak ne zaman olacağını bilmediğim, duymaktan korktuğum ancak duymayı beklediğim bir haberdi.  Bir bekleme salonunda tavana asılı sesi anlaşılmaz bir televizyon ekranında belleklere kazınan ayakkabılarını gördüm.

H.Dink’i ölümüyle tanıyan biri değildim. Öncesinde onlarca yazısını okumuş, söyleşilerini izlemiş, birçok konuşmasını dinlemiştim. H.Dink’in baştan beri bende uyandırdığı duygu, hiç görmediğim “çok yakın akraba” hissi olmuştur. Onunla hiç karşılaşmadık ancak yolda rastlaşsak sanki hemen samimiyetle köydeki annemin, memleketteki amcamın hatırını soracak bir insan gibiydi. Söylediği şeylerin içeriği kadar söyleme şeklindeki insani sıcaklığıydı bu.

 

Bilinçli “yanlış anlaşılma”

Onu çakalların önüne atan o vahşi manşet atıldığında, manşete çıkarılan o ifadenin geçtiği yazıyı okumuştum. O manşeti gördüğümde “ o yazıyı nasıl böyle  yorumlayabilirler” diyerek şaşırmış olsam da sonradan bunun bir yanlış anlaşılma olmadığını ya da oldukça bilinçli bir “yanlış anlaşılma” olduğunu anladım. Okuma yazma bilen ve orta düzeyde zihinsel yetisi olan bir insan, o yazıdan asla böyle bir anlam çıkaramazdı.

O yazıda geçen “Türkten boşalacak zehirli kan” ifadesini H. Dink’in yazısında kast ettiği anlamla hiçbir ilgisi olmayan bir noktaya çekerek onu bir ırkçı gibi gösteriyor, ona iftira atıyorlardı. Bu iftira karşısında ekranda çabalıyor, kendisine bulaştırılmak istenen bu lekeden kurtulmak için umutsuzca çırpınıyordu.  Boyunları ve cümleleri kravatlı sopsoğuk kişiler karşısında bütün insanlığıyla kendini savunmaya çalışıyor ancak bunu başaramıyordu.  Güvercin tedirginliğini, o meşhur yazısını yazmadan çok daha önce ilk orada gördüm. 

Önceleri bu iftirayı bir yanlış anlama zannettiğimden dolayı bu konuyu internette tartıştığım kişilere yazdığı yazının tamamını yolluyor, H. Dink’in bu yazıda asla böyle birşey söylemediğini yazıyı uzun uzun yazarak anlatmaya çalışıyordum.

                

Ölüm haberini aldığımda yaşadığım şehirde yoğun bir kar yağışı vardı. Arabama binip şehrin 5-10 km dışındaki ormana gittim, tamamen karla kaplanmış ormanda ağaçların arasında bir süre yürüyüp insansız bir yer buldum. Bu duygularla kara uzanıp dakikalarca hıçkıra hıçkıra ağladığımı hatırlıyorum.  Sanırım kardeşimi kaybetseydim hissettiğim duygular yaklaşık olarak bu kadar olurdu. Onun için üzüldüğümü kimseye belli etmedim. Edemezdim, bulunduğum yerde onun için fazla üzülen kimse yoktu çünkü.

 

“Bizim Hrant” ve “Sayın Arkadaşları”

Sonra bir çok insan televizyonlara çıkıp konuştu. Hepsi H. Dink’in ne kadar yakın arkadaşı olduğunu adeta kanıtlamak istercesine onu “Hrant” diye anıyorlardı. Ancak hemen hiçbirinde H.Dink’i dinlerken hissettiğim samimiyet, insani sıcaklık, hakikilik yoktu.  H.Dink’e ne kadar yakın olduklarını kanıtlamak istercesine onu ön adıyla anıyor, ilgili ilgisiz çeşitli anektotlar anlatıyor, ona ne kadar yakın olduklarını gözlere sokmak için birbirleriyle yarışıyor, mesajlarını Hrant’ın insanlarla kurduğu samimiyetin sırtına yükleyip bizlere fırlatıyorlardı. Nedense insanı iten kuruluk, garip bir içten pazarlıklılık, H.Dink’teki samimiyetle karşılaştırılamaz bir art niyet hissediyordum.

H. Dink’in bende bıraktığı izlenimi tanımlayacak tek bir sözcük olsa sanırım bu “sahicilik” olurdu. H.Dink sahici idi.

Oysa bu konuşanlar, kravatlıydı; kravat taksalar da takmasalar da hepsi kravatlıydı; kendileri, hele hele cümleleri... Sözcükleri, açıklamaları smokinli, papyonlu, grand tuvalet giyinmiş, adeta  maskeli balodan çıkmıştı. Hepsi “Sayın” idi. “Bizim Hrant”’ın katledilmesi hakkında “Sayın Bayramoğlu”, “Sayın Mahcupyan, “Çok çok Sayın Belge”, “UltraSayın Uras” konuşuyordu. Ekran ağzına kadar sayısız “Sayın”larla dolmuştu. “Yüzleşme” “katliam”, “kurban” ... sözcükleri havada uçuşuyordu. Ama bu insanlardan bana doğru akan bir terslik vardı. Sezgisel olarak hissettiğim ancak bilincime çıkaramadığım bir sinsiyet, bir arka plan vardı sanki. Bu cinayette bir kayıp hissi yaşamıyor gibilerdi, sanki cinayetten çok sonuçlarıyla ilgileniyorlardı.

 

Henüz

O sırada henüz “yetmez ama evet” kampanyası yoktu. Ahmet Altan ve Alper Görmüş henüz Hrant Dink Ödülü’nü almamışlardı. Kendilerini “Hrant’ın arkadaşları” olarak tanımlayan grubun bir kısmı, faillerin bir kısmını henüz saklamaya başlamamıştı. Cinayete göz yumanlar henüz terfi ettirilmemişti. “Kırmızı Cuma” nın mimarları, henüz kayıkçı kavgasına girmemiş, taze mi taze bir aşk ile el ele, göz göze, kol kolalardı. O sırada “hepsi oradaydı” ... Nedim Şener, İstihbarat Yalanları kitabını yazmamış ve henüz tutuklanmamıştı. Amerikan Büyükelçisi Hrant’ın cenazesinde en önde yürütülmemişti henüz. Hrant’ın gazetesine, Hrant’ın koltuğuna, gelecekte başbakan danışmanı olacak kişi henüz oturmamıştı.

Bütün bunlar henüz olmamıştı.

 

Hrant’ın arkadaşı olarak televizyonda konuşan kravatsız adamın “kravatlı cümleleri” ve ”kravatlı suratı” bende huzursuzluk yaratıyordu.  Bu adamlar o kadar çoklardı ki onun ölümünün neden olduğu üzüntüyü tekellerine almışlardı. Sanki yakın bir akrabam öldükten sona, birileri onun naaşını gaspetmiş ve kendilerine mal etmiş gibilerdi. Hrant’ı parsellemişler, adeta cesedini parça parça satıyorlardı; bendeki his bu idi.

Yıllar içinde bu sezgimi doğrulayan onlarca olay oldu. H.Dink’in dostu görünen ödüllü gazetenin yazdıkları, daha çok da yazmadıkları, gizledikleri, ısrarla görmezden geldikleri, kör göze parmak bağlantılarda aptala yatmaları...  Bunlar artık biliniyor.

Beyaz bereli katili yakalandıktan birkaç gün sonra caddelerde gördüğüm birçok polisin kafasında beyaz bere vardı. Umutsuzluğa en çok gömüldüğüm birkaç zamandan biriydi bu.

H.Dink’in ölümünden yaklaşık 1 yıl sonra İstanbul’a yolum düştüğünde aradaki mesafeyi gözetmeden mezarına gitmeye kalkışmıştım, gittim de. Ancak saatler süren yolculuk ve yürümeden sonra mezarlığın kapısına vardığımda hava kararmış, mezarlık ziyarete kapanmıştı.  Oldukça yüksek duvarlı mezarlığın demirden kapılarının ardında köpekler havlıyordu.  Ziyaret etmek için ısrar edemeden geri dönmek zorunda kaldım. İkinci bir fırsat da hiç olmadı.

Ben Hrant Dink ile hiç karşılaşmadım. Dediğim gibi mezarına bile gitmeyi başaramadım. Ben hiç “Hrant’ın arkadaşı” olmadım.  Onun “vefasız” bir yakın akrabasıyım. Onu canlıyken “platonik” sevdim, öldüğünde mezarına ise en fazla yattığı mezarlığın duvarı kadar yaklaşabildim.

 Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

                                                                                                          Taylan Kara

                                                                                              taylankara111@gmail.com

 

 

Facebook
yorumlar ... ( 41 )
08-02-2015
08-02-2015 10:32 (1)
Sevgili Taylan... ne kadar sahicisin. Ne temiz bir yüreğin var, dilerim ömür boyu sende kalır bu.-Kalacağına inanıyorum.- Kolay değil çünkü. O andığın adamlar da bir zamanlar belki sahici'ydi. Sonra neler oldu; kim bilir; nasıl bu hallere geldiler? Ne üzücü, ne berbat, ne kahrolası bir olgu. İşte yazdığın nedenlerle de "sol" da aynı "riya'nın" bir parçası oldu. Kavramlar insanlarla-hayatla taşınıyor; bu insanlar bu riya çamurunda "neşe" ile oynaşıyorsa, taşıdıkları kavramlar da aynı çamura bulaştırılıyor. Ve sonraki kuşak bu kavramları, bu çamurdan arıtmak için daha çok uğraşmak zorunda kalacak. Çamur adamlar yüzünden. Neyse. Sonuçta kaybeden de onlardır; onlar için de işin en berbat yanı bu zavallılıklarının, bu riyakarlıklarının farkında olabilecekleri aklı taşımalarıdır. Bu "aklı" inkar ederek yaşayamazlar; inkar onları olabilecekleri çok daha sefil bir insanlık haline taşıyacaktır. gürsel
08-02-2015 10:33 (2)
Sevgili TK kardeşim, 'ölümüne' yapay, plastik hale gelmiş bu b.tan zamanda öyle içten yazmışsın ki! Yüreğine sağlık. UA.
08-02-2015 11:21 (3)
'Hrant'ın katledilmesine bu toplumun en az %80-90'ı haketmişti zaten demediyse ben bu toplumu tanımıyorum. Kindar bir nesil o kadar kolay yetişiyor ki, lafını edenler bile şaşırmış olmalı. Zaten toplum hazırmış da kıvılcım bekliyormuş. Muassır medeniyet seviyesi yerine bu hedefe ulaşmak çok daha kolay oldu. Aslında herşeyiniz tastamam! Adalet var, eğer layık görülene razı olursan. Refah içindeymişiz meğer, eğer karnın doyuyorsa. Muhalefet hakkı var, eğer zülf-i yâre dokunmazsan. Basın özgürlüğü var, fazla kaşımazsan. Gösteri bile yapabilirsin, eğer fazla kalabalık olmazsan. Doğruları söylemene engel yok, eğer fazla kişi duymayacaksa. Bakın toplumumuz ne de güzel kindar oldu. Hemen harekete geçirilebilir, kolay yönlendirilebilir ve sadece gerektiği kadar sorgulayan. Aydınının nasıl olduğunu sayın TK zaten çok güzel özetlemiş. Imamın gaz kaçırdığı yerde cemaat nasıl hacetini yaparsa aydının böyle yavanlaştığı toplumların da ortaçağ kafası ile yaşaması doğal bir sonuç değil midir? UA
08-02-2015 11:22 (4)
Sol içinde çok ama çok yaygın bir eğilim vardır: araçsallaştırma. Akla gelen, gelmeyen her şey "amaca" hizmet adına araçsallaştırılır. Hiçbir şeyin kendi başına bir anlamı ve önemi yoktur, her şey "amaca" hizmet ettiği ölçüde değerlidir. Bu eğilim sahicilikten uzaklaşır ve uzaklaştırır. Bir noktadan sonra gerçeklik duygusunu yitirmeye başlarsınız. Burada "duygulardan" söz ediyoruz, yani insanlar sol adına yaptığınız şeylerin sahici olmadığını "hissederler". Samimiyetinize inanmaz ve güvenemezler. Söyledikleriniz ve yaptıklarınız ne kadar "doğru" olursa olsun toplumdan destek bulamazsınız. Dahası mücadele adına araçsallaştırdığınız şeylere zarar verirsiniz. Bu son tahlilde bizzat kendi mücadelenize zarar vermeniz anlamına gelir.AA.
08-02-2015 11:28 (5)
Bu yorumunu bizim sağ üst köşeye taşıyayım sevgili Akif. Bu sitede bütün söylemek istediklerimizin özeti. UA'nın yorumu da güzel, ona da teşekkürler. K.A.
08-02-2015 12:09 (6)
İyi ki Taylan KARA, Akif AKALIN gibi değerler var. Onlarda olmasa, iyice hayal dünyasında, sahicilikten uzak yaşıycaz. çok teşekkürler. iyi ki varsınız. iyi ki sizi okuyoruz. saygılarımla. Recai kulaksız
08-02-2015 13:21 (7)
UA ve Akif Akalın,"vicdan istasyonu"nda çalışan iki çalar saat gibiler.Recai Kulaksız'ın bir yorumundaki"Sol'un en sağcı yer,edebiyattır"saptamasındaki"hakikatli acı"yı da selâmlıyorum ayrıca.-B.D.
08-02-2015 15:10 (8)
Sayın B.D." sosyalist sol'un en sağcı olduğu yer,edebiyattır" saptaması bana ait değildir. Taylan Kara'nın çok yerinde ve haklı bir tespitidir. Ben de bir yorumumda alıntı yapmıştım. düzeltmek istedim. saygılarımla. recai kulaksız
08-02-2015 15:10 (9)
Recai Kulaksız'ın saptamasını eksik almışım.Şöyledir:"Sol'un en sağcı olduğu yer,edebiyattır."-B.D.
08-02-2015 17:39 (10)
Aynı cümleyi,Taylan Kara'dan mutlaka okumuşumdur ya,bir dalgınlıktır gidiyor,gözümden kaçmış işte!..Gözümden kaçması,savrukluğumu bağışlatmaz elbet.Taylan Kara ve Recai Kulaksız'dan özür dilerim.-B.D.
08-02-2015 19:54 (11)
4 no'lu yorum. AA'nın. Evet. Hikayemiz bu.Bu denli bir kaç cümle ile ifade edilebilecek denli basit ve korkunç. Ama sonuna geldik artık! gürsel
08-02-2015 20:23 (12)
Ben küçük bir çocukken Malatya'da harabeye dönmüş bir kilise görmüştüm. İçimi derin bir hüzün kaplamıştı.. Sanki hissetmiştim o kilisenin sahip ve sakinlerinin ortadan kaybolup geride ıssız bir bina bıraktıklarını. Tabii artık iyiden iyiye belirginleşen Taliban zihniyeti o binadan bir parça bil*e bırakmamıştır. Tarihte olanları herkes kendi hesabına ve ideolojik olarak durduğu noktaya göre yorumlamaya çalışıyor. Bizi Ermeniler'in aslında hiç buranın kadim insanlarından ve medeniyetlerinden biri olmadığına ve buharlaştığına inandırmaya çalışanlar bile var. Aslına bakarsanız, kökeninizin ne olduğu hiç önemli değil. Belki Sümerler'e, Hititler'e, belki de Ermeniler'e uzanan bir kök ve tarihiniz olabilir. Önemli olan İNSAN olabilmeniz. Zaten Atatürk Cumhuriyet'inin en büyük hatalarından biri "Türkleştirme" ve herkesi Türk olduğuna inandırma sevdasıydı. Renk renk çiçekleri, gür dal ve yaprakları bulunan bir ağacı budarsanız zaten geriye o zenginliğin yok edil*diği kuru bir kök kalır. ++++
08-02-2015 21:03 (13)
İzninizle devam edeyim. Evet, Ermeniler içinden de, milliyetçi ve ayrılıkçı akımlar yeşermiş olabilir. Ağır vergiler filan gibi bunun haklı nedenleri de olabilir. Bunların hiç biri, bir halkı kökten temizleyip yok etmeye kalkışmak için geçerli neden teşkil etmez. Ama maalesef tarihte var bu tür şeyler. Türkler ve Kürtler'in el birliği ile ve birçok defa Ermeniler'in mallarına el koymak için yaptıkları kıyım dışında, tarihte özellikle Avrupalılar, mesela Portekizli ve İspanyollar da, tabii yakın zamanlarda Almanlar da büyük kıyımlar yapmışlardır. Nerede mesela Aztek uygarlığının torunları? Doğru ve insani tutum gerçeği kabullenip, hiçbir siyasi hesap ve kaygının çirkinliğinde kıvranmadan gerçeği kabullenmektir. Hrant Dink bunun için uğraşıyordu. Haklıydı. Bakın bgün kültür olarak ne kadar yoksuluz? Arapların kılıç zoruyla kabullendirdiği islamiyet ve islamcı bakış açısı ile edindiğimiz gayrımüslim ve ateist düşmanlığı sonucunda ne kadar yoksul bir kültürün içine doğuyoruz? +++
08-02-2015 21:04 (14)
Devam.. "Yoksul kültür" deyince abartmıyorum. Mesela Adile Naşit'i hatırlayın. Ermeni idi aslında ama bu ülkenin en büyük zenginlklerinden biri değil miydi? Daha nicesini sayabiliriz. Zamanla yok edip daha da yoksullaşmayı başardığımız zenginliklerin. En son kalanları da yok etme kararlılığı ve daha küçüklükten aşılanan ırkçı, Türk-islamcı nefret kendi gibi görmediği her şeyi yok etmeye yöneldiği için, çöl misali kurak bir kültür ortamında bulduk kendimizi. Özellikle islamcılığın bu ülkede yarattığı tahribat çok ağır oldu. Bazıları Hrant Dink cinayetini "Türkçüler'in marifeti" gibi göstermeye çalışarak çarpıttı. Oysa hayır. Gerçekte Türk-islamcıların marifeti idi. Zaten hepsi oradaydı be!.. Kısacası, korkunç ve zalimce bir nefretle yok ettikçe, git gide kuraklaşan ve kimseye huzur ve tebessüm de vermeyen kurak bir kültür ile baş başa kalıyor ve sonuçta kendimize ettiğimizi anlayamıyoruz bile. Bir düşünün... Hrant Dink ile mi yaşamak isterdiniz, RTE ile mi?
08-02-2015 22:03 (15)
Etyen Mahçupyan'dan, Cengiz Çandar'dan nefret edebilirsiniz ama onlar, yani Hrant'ın arkadaşları adıyla bilinen, çokça aşağılanan kişiler, sağlığında sahiden de Hrant Dink'in en yakın dostlarıydılar, aile dostuydular. Daha fazla ayrıntı için Tuba Çandar'ın "Hrant" adlı biyografisini okumanızı öneririm. Objektif bir değerlendirme yapıldığında Hrant Dink'in liberal sol cenahta yer aldığı kolayca görülür. "Hrant iyi de çevresi kötü" yaklaşımı kulağa hoş gelebilir ama hatalıdır veya eksiktir. Hrant Dink yaşıyor olsaydı, yetmez ama evetçi, dsipli, liboş diye aşağılanacaktı pek muhtemelen.
08-02-2015 22:20 (16)
15 nolu yorumcuya bende katılıyorum. Hrant Dink'i tanımam etmem. ancak çevresindekileri en azından yazılarıyla, tv deki konuşmalarıyla tanıyoruz. hakkaten çevresi her bakımdan nefret ettiğim tiplemeler. Recai kulaksız
08-02-2015 22:30 (17)
Sn. çocukluğunda Malatya'da terk edilmiş kilise gözlemciliği yapmış 12, ABD vatandaşına Amerikalı, Çin HC vatandaşına Çinli, Rusya vatandaşına Rus dendiği gibi TC vatandaşına da Türk denir. Bunun asimilasyonla alakası varmıdır? Ya ne olaydı, ne desek beğenirdiniz acaba. Gerçi artık gönlünüz neyi isterse onu deyin, vazo artık kırılmıştır. Beleş petrol parası hülyaları bir kısım vatandaşımızı çoktan zehirlemiştir bile. MH
08-02-2015 23:08 (18)
Bu doğru değil. Kişisel dostluk bakımından doğru söylüyor olabilirsiniz. H.Dink Nihat Genç ile de çok yakın dosttu. Doğu Konferansına birlikte gitmişlerdi. N.Genç'e sorabilirsiniz. Ancak Dink'in siyasal ve insani görüşleri bu insanlarla hiçbir ilgisi yoktur. E.Mahcupyan'ı eskiden beri okurum, hakkında eskiden epey yazmıştım. H.Dink'in görüşleri ile ilgisizdir. Andığınız kitabın arka sayfa yazısına bakın. O paragrafı E.Mahcupyan ya da C.Çandar'ın yazdığını gördünüz mü? H.Dink'in politik duruşu DSİP'e değil ÖDP'ye yakındı. Dink, Çandar gibi geçmişteki sol kimliğini hiç reddetmemiştir. Hepsi bir yana... H.Dink'in bu kişilerle en temel farklılığı bu ülkenin insanlarıyla, bu kültürle kurduğu ilişkidir. H.Dink buralıydı, ayakları bu topraklardaydı. buranın insanının iyiliğini düşünüyordu. Dink'in 10larca konuşmasını dinlemiş, 10 larca yazısını sağken okumuş biri olarak söylüyorum bunları. Bu isimler politik olarak karşılaştırılamaz. saygılarımla t. kara
08-02-2015 23:28 (19)
yalçın küçük'ün dostu, dünürü akp li prof ergun özbudundur. yine yalçın hoca defaatle söylemiştir: aydın menderesle ve h. cindoruk ile iyi dostturlar. hoca bilirsiniz her fırsatta 27 mayısı kendisinin yaptığını söyler. radikal kürtçü görüşleri nedeniyle yıllarca hapis yatan yılmaz odabaşının en ykın dostlarından biri, ona hep yardım eden kişi, cumhuriyet mitinglerinde sahne alan ulusalcı edip akbayramdır. sırrı süreyya önder, çok değil 8-9 yıl önce tuncay özkanla can ciğer kuzu sarması, kanalında yöneticiydi. kısacası, aile dostu gibi şeyler, politik duruşunu göstermez. hem ermeni cemaati gibi çok dar bir grupta mahçupyanla dost olması çok normal. burdan bir yargıya varmak doğru değildir.
08-02-2015 23:28 (20)
17 no'lu yorum için gereken aşağılayıcı cümleleri kurmadan yanıt vermeye çalışacağım... /////////// 12-15 arasında yazılı olanlar olumlu, önyargılarını aşmış, evrensel ve tarihsel-insani gerçekliğe uyan bakış-duygu açısını içeren "eğitimle" yazılmış.. Sizin yazdıklarınız ise Milli eğitim tedrisatının "ayar verdiği", azami 12 yaş çocuğunun önyargısı ve duyguları ile... Orantısız emek yani! gürsel
08-02-2015 23:28 (21)
hrant'ın da yazının da önünde eğiliyorum... nufer k...
08-02-2015 23:33 (22)
17 numerolu tepkisel arkadaş. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına "Türk" denmez. Bazı şeyleri ne biliyorsun, ne de anlayabilmişsin. "Türk" bir etnik köken ismidir. Tıpkı Alman ya da İngiliz gibi. Almanya'da yaşayan ve Alman vatandaşı olan bir Türk sana göre Alman mıdır aslında? Yaptığın çarpıtmanın farkındasın ama çarpıtmadan duramıyorsun. Amerikan vatandaşlarına "Amerikalı" denir. İster İtalyan, ister Türk olsun. Çünkü Amerika bir coğrafya ismidir ve USA vatandaşları da kendilerine "American" demektedir. Gerçi boşa konuşuyorum. Yazdığının gülünçlüğünü çoğu insan kolayca fark edebilir. O yüzden uzatmayayım.
08-02-2015 23:34 (23)
17 MH,Bu yalana sizden başka kaç kişi inanıyor hala. Türk, TC vatandaşı olan herkesin adı, hiçbir etnisiteyi temsil etmiyor öyle mi. O halde Oğuz Kaan, Göktürk, Orta Asya diye niye okuduk? 16 Türk devleti arasında niye etnik türk dışında hiçbir devlet yok. ermeni krallıklarını, PONTUSu, niye bu devletler arasında saymadınız. yıllarca koca koca yalanlar söylediniz. inkar, asimilasyonun daniskasını yaptınız, şimdi ABD sizi terk edince antiemperyalizminiz mi geldi? ulusalcının antiemperyalizmi, ABD onu terkedene kadarmış. E o da bıji Obama diyor işte. sen yılarca NATOculuk yaparken sorun yoktu di mi. bıji Obaması da NATO üyesi ordu da karşı çıkılması gereken. Karşı çıkacaksan 2sine de karşı çıkacaksın. Bunu yapmazsan sana kimse inanmaz. Yıkık bir kiliseyle ilgili insani bir yaklaşıma bile böyle duygusuz yaklaşmak da nasıl bir bilincin ürünü? SC
08-02-2015 23:35 (24)
Bu, kimin kiminle dost olduğu problemi o kadar masum değil arkadaşlar. Hrant Dink için söylemiyorum özel olarak, ama şu laf vardır, ki doğrudur: Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Deniz Baykal'la ilgili bir haber vardı başka bir yazının altında. Canan Barlas'ın doğumgününe katılmış, Mehmet Barlas'la samimi pozlarda. Bunlar hafife alınacak şeyler değil.
08-02-2015 23:55 (25)
topu topu 70bin adet Ermeni kalmış bu ülkede. bunların okulları, vakıfları, kiliseleri belli, nerde yaşadıkları da. Son derece dar bir cemaat. Kendi içlerinde kurdukları sıkı bağlar gayet normaldir. japonyada yaşasaydınız, oradaki türkleri o solcu, bu dinci,şu chp li diye ayırır mıydınız? hem şimdi şu yorumun üzerine düşünüyorum. benim aile dostlarım kimlerdir diye?5-6 tane aklıma gelen var. bunlara bakan benim dinci olduğumu düşünür kesin, ama alakası yok. özetle, h. dink bir gazeteci, politik bir figürdür. herşeyden önce kendini "türkiyeli, ermeni, solcu" diye tanımlayan birisiydi. solculuğu da dsip tarzı tatlı su solculuğu aktivistlik falan değil, basbaya militanlık düzeyinde idi, sosyalistti. aile dostu vsden daha ötede politik kimliğini dikkate almak daha doğru olurdu. şu yetmez ama evetçilerin hepsini toplasan H.Dinkin tırnağı etmezler. ben bunu bilirim.
09-02-2015 09:11 (26)
Hrant Dink, Doğu Konferansı için hasbelkader Nihat Genç ile yan yana gelmiş olabilir, insani açıdan yakınlaşmış, bir kaç gün birlikte vakit geçirmiş olabilirler ama E. Mahçupyan bunun kankasıydı kankası. Her gün telefonlaşıp birbirlerine at yarışı tüyosu verecek kadar kanka yani. Ali Bayramoğlu da öyle. Ulan'lı, oğlum'lu konuşacak kadar kanka. Arada böyle dev bir fark var. Romantikliği bir yana bırakıp objektif değerlendirdiğinizde, Hrant'ın arkadaşları adlı oluşum hem siyasi hem de insani açıdan H. Dink'e en yakın çevredir ve Hrant'ın arkadaşları sıfatını herkesten önce onlar hak etmektedirler. Nitekim H. Dink de Ufuk Uras'ın lideri olduğu ÖDP'nin üyesiydi, Alper Taş'ın genel başkanı olduğu ÖDP'nin değil. En yakın arkadaşları E. Mahçupyan, A. Bayramoğlu, Baskın Oran olan Hrant Dink bugün yaşasaydı, Ufuk Uras'a mı yakın olurdu, Alper Taş çizgisine mi? Etyenler, Çandarlar, Ufuklar liberal sol diye onları Hrant Dink'in arkadaşlığına layık görmemek komiktir. Rahmetli TKP bunu sık yapardı.
09-02-2015 09:12 (27)
H.Dink, U.Uras'ın başkanı olduğu ÖDPye yakındı bu doğru. Alper Taş başkan olduğunda çoktan ölmüştü! U.Uras, bugün ÖDPdeki herkesin başkanıydı o zaman, Alper Taş'ın da diğerlerinin de. Perinçek 1990larda ölseydi, "Apo dostu" olarak anılırdı. Y.Küçük de öyle. Orhan Miroğlu 2007 de BDP nin milletvekili adayıydı, şimdi ise cepheden düşmanı. Musa Anter ile birlikte öldürülseydi şimdi Anterle birlikte aziz sıfatıyla anılacaktı. Baskın Oran 90larda ölse, "ünlü aydınlıkçı yazar" olacaktı. Çok avantajlısınız, gelecekten bakıyorsunuz çünkü, sonradan olacakları biliyorsunuz, 2007de ölenler bilmiyor. İçinizden Ufuk Urasın bugünkü halini görmeden önce ondan şüphelenen kaç kişi var, dürüstçe söyleyin? Urasın milletvekili olmasına kaç kişi üzülmüştü? Mahcupyanı zaman gazetesinde yazana kadar matah zanneden bir sürü sosyalist vardı, birikimdeki yazıları nedeniyle. kısacası, uras, mahcupyan tayfası hakkında bugünkü düşünceleriniz, 2007de de var mıydı ki, Dink'i Yetmez ama evetçi yaptınız bir anda?
09-02-2015 09:13 (28)
H.Dink ÖDP dostuydu doğru ama parti üyesi olmadı hiç. 2007 de melih altınok, cemil ertem birgün gazetesinde yazıyordu. bir dönem mehmet metiner birgün gazetesinde yazıyordu! Ufuk Urasa oy verenlerin hepsi yetmez ama evetçi miydi? bu Ufuk Urası kim seçti ÖDPliler seçmedi mi? bir ara metin çulhaoğlu da urasla birlikte değil miydi ödpde? iyice kokusu çıkmış, bugün ne oldukları apaçık ortada kişileri, henüz renklerini belli etmedikleri dönemlerdeki ilişkileri üzerinden değerlendirme yapmak doğru değildir. Ufuk Urasa oy verdim ben. Şimdi olsa şeytana verir, gene ona vermezdim. Ama o Uras, şimdiki Uras değildi, en azından bize verdiği imaj bu değildi. Dink de bugün yaşasa, bu kırılmadan nasibini alırdı bence. Bu kişilerin birkısmıyla çok büyük bir olasılıkla ayrışırdı. Herşey bir yana... H.Dink samimi bir adamdı, hep böyle gördüm. gerçek bu.
09-02-2015 09:13 (29)
Hrantın samimi olduğu dostları arasında cenazesinde en önde yürüyen ABD büyükelçisi de sayılıyor mu, Hrant Dink Vakfı denen garip vakıf? Hani şu Sivasta yakanların da mağdur olduğunu söyleyen kadının yönetim kurulu üyesi olduğu? Sizce Hrant, başbakan danışmanı olur muydu? Politik duruşu bir yana. Hrant Dink namuslu bir adamdı. Kendini satacak birisi değildi. Çevresindekiler için bunu söyleyebilir miyiz?
09-02-2015 10:24 (30)
Fikrimi daha iyi anlatmak için bu yazının çıkışını izah edeyim. Şu soruyu sordum kendime: H.Dink yerine E.Mahcupyan ya da H.Cemal ya da O.Çalışlar bu şekilde öldürülseydi, bu yazıyı yazar mıydım? Yanıtım net: kesinlikle hayır. Son saydıklarım bende bu yazıdaki duyguların hiçbirini uyandırmıyor. Böyle bir yazı yazamazdım. Yazımın ana teması Dink'in politik duruşunun doğruluğu değil. Söylediğinizde haklı olabilirsiniz: H.Dink yaşasaydı belki de bu anılan isimler gibi yetmez ama evetçi olacaktı. Ama azımsanmayacak bir ihtimal, onlarla ayrışabilirdi de. Bunu bilmiyoruz. Ancak yazıdaki izlenimlerim çok net. İsmi anılan kişilerin yazılarını da en az H.Dink kadar takip etmiş biriyim. H.Dink'in bende uyandırdığı sahicilik duygusu, yazılarındaki duygu, diğer anılanlarda kesinlikle yok. Hatta M.Belge, benim bütün söylediklerimin aynısını söylese dahi, "bir pislik var bu işte" duygusu yaratıyor bende, bir an bile insani bir his oluşturmadı. Yazının odağı bence bu. saygılarımla t.kara
09-02-2015 10:24 (31)
Bunu sık sık yaşarım. Bazı konuşmacılar, öyle doğru şeyler söyler ki, her dediği bana göre doğrudur, ama adamda ters birşeyler vardır, gerisinde bir samimiyetsizlik, sanki bir başka gündem sezersiniz. Sanki az sonra gizlice cüzdanınızı çalacakmış gibi gelir. Bazı insanlar ise, sizle en zıt fikirler içinde olsa dahi insani bir ilişki içindedir. Mahcupyan ile Dink arasındaki fark da böyle bir farktır. Aynı sözleri tıpatıp söyleseler bile, insanda yarattığı bu duygu önemlidir. Daha iyi anlatmak için bir isim vereyim:örneğin Pınar Aydınlar. Sanki plastikten yapılmış gibi bir his yaratıyor bende. Söyledikleri ne olursa olsun, ne kadar doğru olursa olsun, hiç güven uyandırmıyor, onunla bir ilişki kuramıyorum. Sözleri ile, bedendili, ses tonu birbirine zıt şeyler anlatıyor bana. Belki daha çok işlenmesi gereken bir konu bu. Bu yazdıklarım tamamen kişiseldir, asla nesnel bir değerlendirme değildir. Bunları sadece konuyu daha iyi anlatmak için yazıyorum. Saygılarımla Taylan Kara
09-02-2015 10:56 (32)
Değerli Taylan Kara'nın örnekleri bende de oluyor. Hakkaten ters bir durum olduğunu insan hissediyor. Hrant Dink'i tanımam etmem demiştim ama porte olarak bakıldığında yüzünde bir samimiyet var. Aynı şeyi Mahçupyan'da mesela ben göremiyorum. Değerli Taylan KARA, yeri gelmişken, bir şey sorayım. Sağcılık-Solculuk açısından baktığınızda hangi tarafta daha fazla maskeli, samimiyetsiz var sizce. saygılarımla. Recai kulaksız
09-02-2015 11:41 (33)
Hrant'ı ben de hiç tanımadım, tanıyanlardan biliyorum. O yüzden Taylan'ın sezilerine katılıyorum. Onun samimi ve sahici olduğuna inanıyorum, aksi kanıtlanmadıkça. Yalnız "Hrant'ın dostları" konusunda ciddi bir problem var. Hrant dahil birçok sosyalist (çoğunu samimiyetsiz bulurum) politikayı üstten yapılacak bir şey olarak algılıyor. O yüzden sosyalist büyükler arasında veya medyada sözü geçenler arasında bulunmak onlar için bir değer, bir siyaset yapma biçimi. Onlar "sıradan" aydına, yazara veya vatandaşa ayrı bakar (samimiyse eğer içten bakar) ama ileri gelenlerin meclislerinde bulunmayı da kolay feda edemez. Bu genel anlamda halk tipi bir siyaset veya medyacılık değildir. Kaan Arslanoğlu
09-02-2015 12:04 (34)
20, kuracağın aşağılayıcı cümleleri misliyle işitirsin, benden söylemesi. Bilgiç öğretmen düzeyi yorum yorumlaman, tarot falı kıvamında. Salla gitsin. MH
09-02-2015 12:39 (35)
22 isimsiz kişisi, Almanya'da yaşayan ve Alman vatandaşı olan bir Türk sadece bana göre değil, hukuka göre elbette Alman'dır. Ya ne olacaktı. Pasaportunda "Alman vatandaşı" yazar, "Alman vatandaşıdır ama Türkiye kökenli Gürcü'dür" yazmaz mesela. Türkiye'de suça karışırsa mesela, Alman Konsolosluğundan arıyıverirler hemen, Türkiye kökenlidir bu demeden. Türk anne Kürt babadan doğma bir çocuğu hangi etnisiteye sokacaksın acaba bu ırk temelli düşüncenle. Irkçılık gülünç değil tehlikelidir. MH
09-02-2015 12:39 (36)
Değerli Recai Kulaksız, sorduğunuz soruyu yanıtlayacak kadar bir birikimim yok. Elimdeki veriler çok çok az. Ama şunu söyleyebilirim: bir insanın sağcı ya da solcu olması ile iyi ya da kötü insan olması arasında hiçbir ilişki yok. Merhametli ve vicdanlı insan sayısı her grup içinde var, zalim ve vicdansız insanlar da öyle. Biz biraz çubuğu tersine büküyoruz aslında, beklentimizi yüksek tuttuğumuz gruba daha fazla yükleniyoruz, onları daha şiddetli eleştiriyoruz. Eğer okumadıysanız K.Arslanoğlu'nun politik psikiyatri-yanılmanın gerçekliği 2 kitabında "insanlar niçin sağcı-solcu olur?" başlıklı birkaç makale vardı. konuyu derinleştirebilir, okumadıysanız öneririm. saygılarımla taylan kara
09-02-2015 12:40 (37)
23 SC, ben "Türk, TC vatandaşı olan herkesin adı, hiçbir etnisiteyi temsil etmiyor" demedim ancak bunu sen uydurup, yukarıdaki çorbayı yazmışsın. Elbette tüm etnik unsurlara karşı düşmanlığa hayır! ancak etnisiteyi kaşımak ki, çok tutan bir emperyalizm oyunudur mezhepçilikle birlikte, bir halk birliği/cumhuriyet/cemahiriye'yi yıkar, atomlara ayırır. Yugoslavya güzel bir örnektir buna. ABD, Fransa vs. kendi etnik unsurlarını bir ortak birlik içinde yaşatsın ama bunu Türkiye yapınca olmaz öyle mi? Romantizma gerek yok. MH
09-02-2015 14:26 (38)
37 M.H. Halen çarpıtmadan duramıyorsunuz. Biz burada ne anlatıyoruz, siz hangi telden çalıyorsunuz. Daha basit anlatalım o zaman. Bir Afrikalı siyah gelip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçince ve Türkiye hukukuna tabii olunca rengi de beyazlaşıyor mu acaba? Amerika'da ırkçılık yok mu? Siah-beyaz ırkçılığı... Demek ki etnik köken ile vatandaşlık hiçbir şekilde aynı şey değil. Zamanla asimilasyon filan olur, bir Türk'ün çocukları Alman kültürünü özümser ve Alman gibi yaşayıp konuşur, o ayrı mesele. Türkiye'ye gelen bir Japon Türkiye vatandaşlığına geçince anında Türk mü oluyor size göre? Evet, size göre öyle olduğuna hiç şüphem yok da, düpedüz ırkçılık içeren bir bakış açısı taşıdığınız da aşikâr.
09-02-2015 15:05 (39)
38 isimsiz şeysi, Cumhuriyet, vatandaşının derisinin rengiyle uğraşmaz, sizin gibi. Oysa, sizin etnik değerlendirmeniz daha kafatası ölçümleri zaviyesinde. "Demek ki etnik köken ile vatandaşlık hiçbir şekilde aynı şey değil" önermenizin tersini söyleyen var mı? Anlamanız için örnek veriyorum: Japon Atsuko kardeşimiz geldi, Bakanlar Kurulu kararı ile TC vatandaşı oldu. Sonra bir gün Fransa'ya gidecek, pasaport kontrolünde gişedeki zenci Fransız polis soruyor, "what is your nationality? Bizim Atsuko "Turkish, I am a turkish citizen". Polis şaşırır "ama gözleriniz çekik ve ten renginiz, kara Türklere hiç benzemiyor" Atsuko ne dese beğenirsiniz "Siz de bu kara ten rengi, basık burnunuz ve kıvırcık saçlarınızla hiç Fransıza benzemiyorsunuz". Polis "Hayır, ben Fransızım!", Atsuko "Evet, ben de Türküm!". Evet ikisi de haklıdırlar, değil mi? Bunu Rus, Yunan, Fin vs. için de uygulayabilirsiniz. Ne ırkçı, ne dinci, ne de ahmak bir solcuyum. Birazcık akıl. MH
09-02-2015 18:29 (40)
37 ve 38, İkiniz de etnik köken ile vatandaşlığın aynı şey olmadığı konusunda anlaştınız ama, tartışmada "Türk" kelimesini biriniz etnik köken anlamıyla, diğeriniz bir ulusun vatandaşlığı anlamıyla kullandığınız sürece bu tartışma bitmez. Önce bu tartışmada hangi anlamıyla kullanılmasının doğru olacağını tartışın bence. (Böylece bu sabaha kadar sürecek tartışma ertesi günün sabahına kadar sürsün:)) Alev
09-02-2015 20:24 (41)
Mardin Büyükşehir Eş Başkanı Ahmet Türk sadede geldi; "Atalarımızın Ermeni ve Süryani halkına yönelik yaptıklarından dolayı utanç duyuyoruz". Konuş ağa konuş, diyecek çok şeyiniz var daha. Torunların da, bugün Türklere yaptıklarınızdan utanıp, pişman olacaklar ileride. 33 Er
DOST SİTELER
Toplam Giriş Sayısı : 2210923
Arama

İmzasız yazı yayımlanmaz. Yazıların sorumluluğu öncelikle yazarına aittir.