Dil Efendim... Dil... (6)

Dil Efendim... Dil... (6)

14. BÖLÜM

ATA’m, bu durumda eleştiri oklarını en çok hangi hedefe yöneltmeliyiz?

CHP’ye. O kesin. Bu iktidarın garantisi, meşruluk kaynağı en başta CHP. Üstelik ahlaken en düşük kesim o kesim. PKK’lıyla, teröristle mücadele askeri anlamda zordur, acılıdır, kanlıdır. Ama siyasi anlamda daha kolaydır. Onları dağa çıkartan, teşvik eden, siyasetlerini yapan HDP daha tehlikelidir. Fakat onlar bile belli bir risk alıyorlar, daha bir belli yaptıkları. Bu anlamda en tehlikelisi CHP’lilerdir. Onlar rahat evlerinden, yazlıklarından Sözcü, Cumhuriyet, Birgün bilmem ne mesajları yayarak insanlığın en sinsi biçimde altını oyuyorlar. PKK’dan daha fazla ve daha tehlikeli PKK’cı bunlardır. Bunlar insan kurban edenlerin soyundan geliyorlar.

O nasıl bir şey ATA?

Gezi Hareketi sırasında 8 kayıp vermişsiniz. O insanlar yıllardır medyada sosyal medyada milyonlarca kez resimleriyle, isimleriyle paylaşılmış, anılmış. Sen de üzülmüşsün. Üzücü bir şey tabii. Bu gençler “şehit” kabul ediliyor sizin kesimlerce. Peki PKK’nın öldürdüğü 10 binden fazla sivil, silahsız insan? Hiç anılmıyorlar. Unutulmuşlar. Değil resimleri, adları bile bilinmiyor. Neden? Çünkü bunlar şehit değil, insan kaybı değil, kurban kabul ediliyor. Kurbanların insan bile olsalar adları yoktur. Anılmazlar. Kutsal dava uğruna kesilmiş, kanları akıtılmıştır. Onları ayrı ayrı değerler olarak bilmek gereksizdir.

İşte tek başına bu bile CHP’lilerin, sizin solcuların PKK olduğunun en açık kanıtı. Ve ayrıca şunu da gördüm ki: Bu Gezi Şehitlerini ananların çoğu gerçekten üzülerek değil, içten içe sevinerek paylaşıyor bunları. Kendi şehitleri 8 değil 18 olsa daha çok sevineceklerdi, çünkü düşmanları daha zor duruma düşecekti. Kendi şehitleri bile kurban aslında. Kendi ölülerinden siyaset yapıyor, daha fazlası olsun istiyorlar. Kendileri yaşadığı sürece hiç sorun yok. Kurbanı isteyen, kesen, dağıtan onlar çünkü. Bundan kıvanç duyuyorlar. Bunlar insan kurban eden kavimlerin torunları. Solcular, CHP’liler…

15. BÖLÜM

İstanbul Kanal girişimini büyük bir kaygıyla izliyoruz. Siz ne diyorsunuz?

İnsan soyu kendinde sınırsız bir öldürme hakkı görüyor. İnsan öldürme, hayvan öldürme, ağaç öldürme hakkı. Bakın, neo-Nazi Almanya katliam şebekesinin başı Selahattin Demirtaş’a bu yüzden "insan hakları" ödülü veriyor. İnsan ekonomiyi yürüteceğim diye kendisinde sınırsız bir tabiata tecavüz hakkı görüyor. İnsanları yönetmek için iktidar hakkı almış güç kendinde coğrafyayla keyfince oynama hakkı görüyor. Bu onların diliyle konuşursak Allah’a şirk koşmaktır. Bu Tanrı’nın yarattığını beğenmeyip, daha iyisini yapma iddiasıdır. Sonu çok büyük bir tokattır. O Tanrı veya doğa bu insanlığa bir koyacak ki, geriye tohumu bile kalmayacak. Şimdiden pek çok işaretini veriyor. Ama gözler mühürlü, akıllar kilitli. Kanal İstanbul’un yakın dönem faydaları mı ağır basıyor, zararları mı? O özele girmiyorum. Meselem de o değil. Genel bir bakışla uzun dönemde bu sistemin yöneticilerinin tüm dünyada yapıp ettiği her şeyin insanlığı sonuna yaklaştırdığını net görüyorum. 

Şimdi bu doğa katliamlarına muhalefet edeceğiz de yanımızda kimi bulacağız. CHP’yi, HDP’yi, onların kitlesini. Onlar da ağaç düşmanı, onlar da orman kundakçısı, onlar da inşaatçı, rantiye, betoncu… Daha kötüsü bir de cinayet şebekesi… Amerikalının, Almanın ajanı. Şimdi o tabloya bakan sıradan vatandaş diyor ki, “Ülke düşmanları İstanbul Kanal’a karşı çıkıyorsa demek ki Kanal iyi bir şeydir.” Mantık böyle işliyor. Görüyor musunuz Türkiye’de muhalif başkaldırıyı daha başından yenilgiye mahkum eden kimlermiş. Takılıp kaldığımız çıkmazın düzeneği nasıl kurulmuş!

Bu muhalefet olmasa asıl o zaman muhalefet yapılabilir. Veya muhalefet yapmak için bu muhalefeti ortadan kaldırmak gerekir. Batı ise tam tersini emrediyor. Emirler baş üstüne yerine getiriliyor.

Evet, Batı ne diyorsa tam tersini yapın. Batı kendi ülkesi içinde eğer uslu çocuksan sana sınırsız demokrasi verir. Düzeni bozarsan tepene biner. Şiddete kalkarsan hemen öldürür. Gramşi’nin kuralı: Rızayı beyin yıkayarak elde et. Şayet bu işe yaramıyorsa sopayı indir. Ülke dışındaysa kendine bağladığı en faşist unsurları destekler. Batı aslında kendini çok güzel makyajlamış Hitler’dir. İşte o Batı bizde, kendi ülkesinde bir hafta içinde kapatacağı iki partiyi destekledi: AKP ve HDP. 2012’den beri de kendi ülkesinde bir günde kapatacağı iki partiyi destekliyor: CHP ve HDP. Bu iki partinin dünyanın hiçbir hukuk sisteminde yeri yok zaten. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar büyük bir terörü açıktan destekleyen bir parti yok. Bana sorarsanız siz HDP’den önce CHP’nin kapatılması için uğraşın. CHP’lilere asıl layık parti HDP’dir, oraya gitsinler.  

Duydunuz mu ATA, Amerika Medyascop sitesine 476 bin dolar vermiş. Daha birçok siteye yüz binlerce dolar. Bravo Ruşen Çakır’a. O kirli 5. kol işleri bedava yapılmaz. Hiç değilse döviz kazandırmış ülkemize. Medya ve siyaset dünyasındaki önemli isimlerin tamamına yakınının ajan olduklarını yıllardır yazıp duruyorum. Para kaynaklarına, örgüt ilişkilerine kadar gösteriyorum. Ama pek çokları inanmamakta, inkar etmekte ısrarcı. Bu ajanlığı kategorilere bile ayırmıştım. Kadrolu ajanlar, profesyonel ajanlar, budala ajanlar. Dediklerimizin hepsi birer birer çıkıyor. Lakin ajanların bolluğuna inanan sayısı yine değişmiyor.

Yakında bunların ajan kartları bile açığa çıkacak. O bile kâr etmeyecek, çünkü milyonlarca kişi kendi kartlarını gösterecek, “ne olmuş, o bizde de var” diyecek. Türkiye solcularında, CHP’de kilit yerlerde profesyonel ajanlar yerleşmiş. Tabanda ise milyonlarca budala ajan kaynıyor. Gönüllü, Batı hayranı okumuşlar. CIA’nın, MI5’in, BND’nin bir ağırlığı, ciddiyeti vardı eskiden, Türkler onu da bozdu. Artık ciddi ajan filmi çekilemez, ancak komedisi çekilir. Bodrum’a çevirdiler güzelim teşkilatları.  

 

16. BÖLÜM

Stockholm Sendromu ve Ülkemize Dolan Göçmenler Meselesi

Madem sen esprili yaklaşıyorsun ben de şakacı konuşayım . “Stockholm Sendromu” denen kavram siyasette pek sık kullanılıyor. Nedir: Celladına aşık olma. İnternete girin, şöyle bir açıklama görürsünüz: Stockholm’de bir banka soygunu sırasında rehin alınan kız, soyguncuya aşık olur ve nişanlısını terk edip suçlunun hapisten çıkmasını beklemeye başlar.  

Yalan! İşin aslı şudur: Türk devrimciler emperyalist Batı’ya karşı ölümcül bir mücadeleye atılırlar. Sonra Batılılar ülkede darbe yapar. Türk devrimciler kitleler halinde Batı’ya kaçarlar. Stockholm ve öteki Avrupa şehirlerine, hatta darbeyi yapan ABD’ye… Sosyalist ülkelere değil. Orada Batı değerlerini pek güzel sindirirler, Batı hükümetleri, vakıfları, gizli servisleri de onları Turkish kebap gibi afiyetle sindirir. İş bu sindirimden iki psikiyatrik sendrom ortaya çıkar: 1- Cinderella Syndrom (Sindirella Arazı): Bağımsızlıktan korkma (açın bakın görürsünüz, aynen böyle yazar), 2- Stockholm sendromu.

Ülkemizde solun kendi celladının eksenine girmesinin en önemli nedenlerinden biri budur.

Evet ATA, buna değinmiştim. Aslında kaçak göçmenlik sorunu o zamandan beri kafamı kurcalar. Öteden beri çok sinir bozucu bulmuşumdur. Canını kurtarmak için mecburen kaçanlara bir şey diyemeyeceğim. Gerçi o durumda bile bunlar sosyalist ülkelere değil de neden düşmana sığınıyorlar? Demek ki o devletler düşman değilmiş! Burada “sosyalist samimiyetsizlik” pek çirkin sırıtıyor, tuz daha oradan kokmuş. Öte yandan mecburiyetten kaçanların en az on misli bir kitle siyasi ezilmişliği bahane ederek, türlü yalanlar söyleyerek Batı’ya sığındı. Tam sayısı bilinmiyor. En az birkaç yüz bin deniliyor. Bir milyona yakın diyen de var. 

Şimdi şu son yıllarda ve özellikle şu son aylarda ülkemizde de kaçak göçmenler sorunu en güncel konulardan biri. Bildim bileli bu suistimal beni çok rahatsız eder. Fakat kolay çözülecek bir şey de değil. O göçmenler onca riski boşu boşuna almaz, o çileleri hiç yoktan çekmez. Ancak öte yandan bunların çoğunda bir hazıra konuculuk karakteri hakim. Ülkelerinde kalma fedakarlığı gösterenlere de haksızlık. Ve yine öte yandan kendi canlarını büyük tehlikeye atmaları bir psikopatlık. Hele çocuklarının hayatını neredeyse hiçe saymaları bir sapıklık. Elbette her olgu ayrı ayrı ele alınmalı, genellemeye pek gelmez.

Ama bu büyük sorun dünyanın belası. ABD, Avrupa çözemiyor, bizde ise herkes pek kolay çözümler arıyor. Bu sorun cidden bela, ama kestirip atmaya da gelmiyor. İnsani bakımdan, siyasi bakımdan. Göç alan büyük devletler bunu az zarar çok faydaya dönüştürmeye çalışıyor. Bu göçmenler üstünden göç veren ülkeleri denetim almaya çalışıyor. Başarı kazanıyorlar. Dediniz ya Stockholm sendromu. Türkiye’nin hesabı da bu. Güçlü ve iddialı ülkeler her zaman mülteci kabul ederler. Bu, o ülkenin tercih edilen, refah yönünden güçlü ülke olduğunu gösterir. Göçü alan ülke oradan etki artırmaya çalışır.

İşin daha garip tarafı, Batı’ya yüzbinlerce göç vermiş solcuların önemli bir kısmının şimdi bize göçe karşı olması. Göçmen göçmene karşı. Ben de karşıyım ama ben bizden Batı’ya göçe de başından beri karşıyım. Onlar o zaman gündeme bile almıyorlardı bunu. Daha bitmedi: Türkiye’ye göçe karşı çıkanların önemli bir bölümü çocuklarını Avrupa’da, Amerika’da okutan ve onlar orada iş bulup evlenip kaldıklarında mutluluktan uçan kesimler. Eee, hayat boşluk kaldırmaz… Siz Batı’ya göç ederseniz birileri buraları her bakımdan boş bulup buraya göç eder. Bir de buna “beyin göçü” falan deyip yüceltmeye çalışıyorlar. Batı’ya yerleşenlerin yüzde biri bile değil Batı’nın zekalarından yararlandığı seçme insanlar. Gerisi çeşitli sektörlerde çalışan sıradan kişiler. Yani bu bir beyin göçü falan değil, hayranlık göçü, Amerika, Avrupa rüyası göçü. Tıpkı taşralının İstanbul rüyası gibi sıradan bir rüya bu.

Soru sormam gerekirken uzun bir tirad patllattım, kusuruma bakmayın. Siz ne dersiniz acaba bu konularda?  

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. Yılların deneyimi sonucu bu bizde böyle.
  • Medyacı Macit

    Medyacı Macit 26.07.2021

    şahsen .. Ruşen Çakır, medyascop, T-24, Tele1, Sözcü, HalkTv, yazar çizer, programcı Y.Ozdil, U.Dündar, İ.Saymaz .. gibi parayla, fonla, rantiye, kitap satışı .. ile cukkayı kapanlara, profosyonel ajanlık yapanlara pek kızamıyorum ! fekât .. emperyalizmin muhalefeti dizaynında .. Atatürk, laiklik, solculuk demokrasi ayaklarında oltaya takılan, paspas gibi kullanılan bizim gariban cehaapee'lilere çok acıyorum ! sazan gibi bilem ! davranmıyolar, sazana bile oltanın ucundan biraz solucan, kurtçuk falan takılır verilir, öyle avlanırlar ! Bunlar 2 .. 3 lâfla, bi kaç TV programıyla, Kılıçdar'ın ekibindeki 3 .. 5 çakalın gazıyla tufaya geliyolar. bedavadan çalışıyolar. yazıktır, günahtır ( ; - /

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 26.07.2021

    CHP'yi tekrar desteklemem için neredeyse tek ama artık çok kesin şartım PKK katliamlarını kınamaları, HDP ile ortaklığı sonlandırmaları, içlerindeki HDP'lileri atmaları. Bazıları bunu duyunca hakaret ediyor, bazıları arkadaşlığa son veriyor, az bir kısmı ayıp ettiğimi söylüyor. Ama asla HDP ile ortaklığı sonlandıralım, katliamları kınayalım demiyorlar. Bin dereden su getiriyorlar. Ama o konuya yaklaşmıyorlar bile. İş işten çoktan geçmiş. CHP bitmiş. Bunu anlatmaya çalışıyorum.

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 26.07.2021

    Ayrılıkçı PKK terörü gibi süreğen sorunlar, zamanla kanıksanıyor. İstemesek de gerçek bu. Suçlanacak olanlar ise en başta ülkeyi yönetip bu sorunu çözmeyenlerdir. Gezi ya da Sivas Toplu Kırımı gibi tek ve tarihi olaylar ve bu olaylarda ölen beş on kişinin anılması daha kolay, pratik ve doğal. Örneğin Gezi’deki sayı Sivas Toplu Kırımına göre daha düşük olduğu için tek tek; Sivas’takiler ise tanınınmış şair ve sanatçıların adları tek tek sayılıp tanınmayanlar da toplam ölüm sayısının içinde “Gizli Özne“ biçiminde anılmış oluyorlar. Bunun bir sakıncası ve kınanacak bir yan yok. Karşılaştırma ise anlamsız. Sayın ve değerli aydın Arslanoğlu CHP’yi kapatmakta buldu çözümü ve Bahçeli ile bir kez daha aynı noktada buluştu. Doğrusu düş kırıklığına uğradım.:) Kendisini takipteyiz yine de ve saygılar.

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 26.07.2021

    Benzer yönde FB'da eleştiri yapan bir arkadaşıma verdiğim cevabı ALP'e de tekrarlayayım: PKK katliamlarını kınamamak ve PKK ile işbirliği yapmak ayıp değil. Onca kana, cana rağmen bunlar ayıp değil. Katilsiniz ve katillerle işbirliği yapıyorsunuz demek ayıp. İşte yeni dünya demokrasisi,. Kınayın PKK ile işbirliği yapanları, bu ayıptan kurtulun, bu kadar basit. Sevgiler.

  • Alp

    Alp 25.07.2021

    Biraz ayıp olmuş,çok genelleme yapmışsın chp için, katıldığım noktalar olsa da. Ayrıca yanlış şeyleri karşılaştırmışsın.gezide öldürülende,pkknın öldürdükleride bizim masum insanlarımız.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.