BARK ile Yolculuğum

BARK ile Yolculuğum

Bark sözcüğünün çözümsüzlüğü ile ilk kez Şinasi Tekin'in “İştikakçının Köşesi” kitabında karşılaştım.(1) Bu sözcüğün anlamı olarak ister çadır ister türbe, barınmak anlamı veriliyordu. Ayrıca ba kökünün bağlanmak ve bar fiilinin “bir kimseyi, bir şeyi bir yere bağlamak”> “korumak, siper altına almak” anlamlarından hareketle, barkın anlamının; “korunmuş, siper altına alınmış” olabileceğini yazmıştı. İlk kez dil konusunda böyle bir çalışma ile karşılaşmıştım, büyük bir heyecanla okuyordum kitabı ancak bark sözcüğünden sonra devam edemedim, aklım barka takıldı kaldı. Yapılan yorumların hepsi doğru bile olsa yeterli değildi sanki, yoksa neden huzursuz olayım. Sonuçta bu eski bir kitap, bugüne kadar başka yorumlar yapılmış ve çözülmüştür diye düşündüm. Bu konuda çok fazla yorum yapılmış, mezar yeri olduğunu söyleyen de var, evle ilişkili bir tapınma köşesidir diyen de; dilbilimcilerin yorumları daha çok bar kökü ile ilişkili ve varmak olarak açıklanmış, ayrıca barınak olarak. Şinasi Tekin’den farklı bir şey söylememişler gördüğüm kadarıyla.

Güneş-Dil Sözlüğü barınmak ile barınak ve baraka ilişkisini ve diğer kaynaklardaki içler acısı durumunu bakın nasıl gözler önüne seriyor. (2)

“Barrack (İ): Baraka. Eski Türkçede “Borak”, “Bark.”

 

Barrack: “1680s, “temporary hut for soldiers during a siege,” from French barraque, from Spanish barraca (mid-13c. in Medieval Lat in) “soldier’s tent,” literally “cabin, hut,” a word of unknown origin. Perhaps from Celt-Iberian or Arabic. Meaning “permanent building for housing troops” (usually in plural) is attested from 1690s.” OED

 

Burada “askerler için geçici kulübe, barınak,” diyor. 17. yüzyılda ortaya çıkmış sözcük. Kökeni bilinmiyormuş. Arapça kökenli olabilirmiş. Barınak sözcüğüne hiç bakmamışlar. N’ye göre kökeni Fransızca Barraque. TDK’ya göre İtalyanca Baracca orijinine sahip. Buna etimoloji skandalı demeyelim mi? El birliği ile etimoloji barakası kurmuşlar. Barq: (Y, s. 770), 8. Yüzyıl: Ev, bark. Bark: (DLT, s. 70). Barınma ne oluyor peki? Bargâh: Otağ (DK, s. 37). ÜM, s. 156.” 

 

Peki “bark” barınak ise  eğer, ev neydi?  İngilizcedeki “house”, “home” sözcüklerinde olduğu gibi; biri yapı tanımlarken, diğeri orada yaşanan duyguyu mu tanımlıyordu? Aile, yuva sıcaklığı, kendinizi iyi ya da güvende hissetmek gibi duygular, “home sweet home” ya da “evim güzel evim” diye ifade ettiğimiz tüm duygular bunlar. Varmak üzerine de hayli düşündüm; bugün kızın erkeğe, erkeğin kıza varması, o gün de bu şekilde mi anlam buluyordu? Eski Türk aile yapısında kız evden çıktıktan sonra artık bir toydan başka bir toya geçiş yapmış olur ve kutsal sayılan ocağın sönmemesi esasına dayalı bir yaşam sürerdi, burada varan kız diye de düşünülebilir. Varmak sözcüğü; kızla erkeğin bir araya gelmesi, birbirlerine varması olarak da açıklanabilir ancak bunlar ev bark sahibi olmanın anlamını tam vermiyor. Sonuçta sadece bana değil, pek çok kişiye yeterli gelmemiş olmalı bu açıklamalar ki herkes bir şey yazma, yorum yapma ihtiyacı duyuyor halâ.

O günden bu yana Bark sözcüğünün etki alanından çıkamadım. Öncelikle sözlüklerde bark sözcüğünün karşılığını aradım. İngilizcede bark; köpek havlaması, ağaç kabuğu ve tekne gibi anlamlara geliyordu, ilişki kuramadım. Türkçe kaynaklarda ise hep ev bark ikilemesi şeklinde ele alınmış; doğrudan bark sözcüğüne bir açıklama getirilmemişti. Cevabı, ba ve bar ile başlayan sözcüklerde aradım. Bahçe olabilir mi düşüncesi vardı aklımda hep; bugünkü gibi bahçeli ev yani eb ve bahçe sahibi olmak, olabilir geldi. Bu anlamda bağ var bostan var ama yeterli değil.

Kaşgari Sözlük’te bulduğum, bağırtlak dikkatimi çekti; bu bir kuş, yine de ilişkili olabilir miydi? Hani kumru, eşler arası sevgiyi simgeler ya, belki dedim.(3) Bağırtlak kuşu, güvercingillerden bir kuş, atalarımızla birlikte yaşadığı ortada, peki sahip olunan bir kuş olabilir mi? Çok ayrıntılı bilmiyorum, ama bu da mümkün. Bağırtlak sözcüğünün etimolojisi çalışılmış ve bu isim bağırmak ile ilişkilendirilmiş. Birkaç yerde nasıl bağırıyormuş diye bakma ihtiyacı duydum, bana hiç bağırıyor gibi gelmedi. Bu yorumu yapanlar, hiç martı görmemişler diye düşündüm açıkçası. Bağırmaya gelene kadar; bağ var, bağı var, bağır var; üstelik kuşun bağrında farklı renkte, bariz ayırıcı bir bant var. İlginç olan geleneksel kıyafetlerde kadınların benzer bir üstlük giymesi ve bunun da adının bağırtlak olması. Burada bebek, ağlamak, emzirmek fiilleri düşünülünce bağırmak da olası elbette, yine de bu isimlendirmede bu kıyafetin ismi mi belirleyici olmuştur yoksa kuşun bağır bandı mı, yoksa anlamı bark sözcüğünde mi saklı biraz karışık. (4) (5)(6)(7)

En iyisi Eski Türklerde yaşam ve ev üzerine biraz okumak diyorum. Burada çadırlarla ilgili bir yazıda; çadırın etrafında koruyucu bir çit yaptıklarından bahsediyor ve bir de çadırın hemen yanına yağmur suyundan korunmak için ark yapıyorlarmış.(8) Bu mudur, diyorum.

Önce ba kelimesinin çiti ifade ettiği ve arkla birleşerek bu alanı tanımladığı düşüncesine, bir süre sonra da çiti  tanımlayan sözcüğün ba değil, bar olduğu sonucuna vardım.

Bar dilimizde doğrudan çit anlamında kullanılmasa da; farklı kullanımlarında bu anlam var. Ata barı diyeyim,  barmak diyeyim, varmak anlamındaki barmak değil bu, parmaklık sözünün geldiği  parmak. Ayrıca halk ağzında barı, çit anlamına geliyor. (TDK)(9)

Halk ağzında barmak sözcüğünün anlamları ilginç. Öncelikle parmak ve bağırmak olarak ayrıca dokuma kilim ve çullarda kullanılan bir motif, eğlenmek, nişan ve dikiş kesme merasimlerinde yapılan bir çeşit ekmek, varmak, araba tekerleğinin orta kısmını kenarlara bağlayan demir çubuklar, bağ budanırken dal vermek için bırakılan küçük çubuk olarak kullanım bulmuş. (9)

Kaşgari’de bar sözcüğünün iki anlamı var, biri  var, mevcut, biri büyük; arık için de ırmak, ark, germeç, kaş ve kanal denmiş.(3)

Ark ilginç bir sözcük, çocukluğumdan bu yana kırk kılığa girmiştir; önceleri karık, sonraları arık şimdi de ark dediğim, bahçede sulama için yapılan su yolu. Buna halkımız harık da diyormuş. (9)

Burada bar ve ark olarak düşünsem de, nedense ba ve ark sözcüklerine takıldım. Edirneliler bağ anlamında bâ diyorlarmış yetmez ama bulunsun.(9) Ba kökünün "bağlamak, bir araya getirmek, ilişkilendirmek" kısaca bağlayıcılık ifade ettiğini de not düşeyim buraya. (10)

Bağ sözcüğünün aslının ba olduğu, yani oradaki toprak parçasının ba olarak tanımlandığı, ba-ı var demek için ğ eklenmesi gerektiği düşüncesi oluştu bende, bu olası elbette. Bu da beni, ev bark sözcüğünün açılımının eb, ba ve ark  sözcükleri olduğu düşüncesine götürüyor. Eb yani ev sözcüğünün karşılığının kapalı bir mekan olduğu kabul görmüş görünüyor, ben de bu kabulle ev sözcüğünü çok sorgulamadım. Şimdi burada ev, çadır anlamına geliyorsa ve bark sözcüğü tek başına bir bütünse eğer; önemli bir anlamı olmalı, sadece bahçe tanımlamamalı.  Neden daha vurgulu, daha uzun bir sözcük seçsinler bahçe için. Hoş, bugün de öyle yapıyoruz ya. Gerçi o gün bahçe, bugünden farklı olarak evin yaşamasını sağlayan bir işlev üstleniyor. Bark sözcüğü bütün değilse eğer ve iki sözcüğün birleşmesinden oluştuysa; o zaman da eb ve ba anlamlı ama ark sözcüğünün en az onlar kadar ya da daha önemli bir anlamı olmalı. Bu düşünce tarzı ne kadar bilimseldir tartışılır, tamamen duygusal bir yorum da denebilir. Yine de belli mi olur, belki en sonunda varacağım nokta bu olur. Ev için ne demişler bakayım yine.

ev

Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler)

Eski Türkçe: [ Orhun Yazıtları, 735]
özüŋ edgü körteçi seŋ ebiŋe kirteçi [sen iyilik göreceksin evine gireceksin]Eski Türkçe: [ Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
év ايو: al-bayt [[ancak kısa elifle ev daha fasihtir]] (...) [[Türkler eve ev der ancak Oğuzlar ve benzerleri ew derler.]]

Köken

Eski Türkçe ev "yaşam alanı, konut" sözcüğünden evrilmiştir.

Ek açıklama

İlkel anlamı belki "çevrili yer" olabilir. Karş. Eski Türkçe evürmek "çevirmek". Karş. Arapça dār "ev", dāra "çevirdi". (4)

 

Ark için ne demişler:

TDK ETİMOLOJİ SÖZLÜĞÜ

 

Ark:  ‘içinden su akıtmak için toprağı kazarak yapılan açık oluk, kanal’

Ağızlarda arık olarak da geçer. Yerel olarak hark biçimi de kullanılır. Bu biçimin başındaki h- sonradan türemiştir.
~ Az arx. -Tkm ārık. -TatK arık. -Nog arık. -Krg arık. -Kzk arık. -Kklp arık. -ÖzbA ariq. -YUyg erik.
Kâşgarlı Mahmud’a göre Orta Türkçede arık olarak kullanılır. Eski Kıpçakçada ark biçimi geçer. Kökünü açık olarak bilmiyoruz.
‘Sulama kanalı’ olarak kullanılan arık, Orta Asya topraklarında büyük bir yer tutmuştur (Barthold: K istorii orošenija Turkestana). Doerfer, atlı göçebe Türklerin yapay sulama terimlerine gereksinim duymadıklarını vurgulamıştır. Onun bu gözlemine katılan Ligeti, göçebelerin savunma sistemlerinde arklardan yararlandıklarını seslendirmiştir. Macarların da atlı göçebelerin saldırılarına karşı yurt sınırlarında arklar açtıklarını biliyoruz.
Türkçeden Farsça, Kürtçe gibi dillere geçtiği gibi Balkan ve Kafkasya dillerine de girmiştir. Rusça ve Moğolcada da Türkçe bir alıntı olarak kullanılır. Macarcada da eski Türklerden kalma bir alıntı olarak saklanmıştır.

Türkmenler bu sözü ‘evlek’ olarak saklamışlardır. Anadolu’da ise atız’ın yerini evlek almıştır. bk. evlek. (9)

.

evlek, -ği

Rumca

1. isim, halk ağzında Tarlanın, tohum ekmek için saban iziyle bölünen bölümlerinden her biri:
      "Bu korkunç mücadeleye üç evlek toprak için Mustafa'dan başka bizim köyde kimse girişmezdi." - Sait Faik Abasıyanık

2. isim, halk ağzında Dönümün dörtte biri kadar olan alan ölçüsü.

3. isim, halk ağzında Tarlalarda suyun akması için açılan su yolu.

4. isim, halk ağzında, eskimiş On liralık kâğıt para. (9)

 

evlek

1. ‘su yolu, su arkı’

2. ‘sabanla tarlada açılan iz’

3. ‘dönümün dörtte biri’

< R αὐλάκι ‘Furche; Bewässerungsgraben; Feldrain; Beet’. -Azeri alanında kullanılan evlǝk ‘saban izi’ Türkçeden alınmıştır.
Anadolu ağızlarında evleğe mandal adı da verilir. bk. mandal2. (9)

 

Şimdi benim anlamadığım Nişanyan Sözlük’te ev Eski Türkçedir deniyor da, neden TDK evin kökeninin bilinmediğini ve evlek sözcüğünün Rumca olduğunu söylüyor bize. Nişanyan Sözlükte’de evlek için durum aynı; ev, Eski Türkçe kökenli ise evlek nasıl Rumca oluyor, çözebilmiş değilim.

Eski Türklerle ilgili yazılanlardan göçebelik kavramının bir kısım için geçerli olduğunu ve bunların da yarı yerleşik tanımına daha uygun olduğunu anlıyorum. Yerleşik olanların bahçeleri bugün kırsal alanda gördüklerimizden farklı olmasa gerek, yarı göçer denilenler yine aynı iki yer arasında hareket ediyorlarsa bunlar için de aynı. Daha sık yer değiştirenlerin bahçe kavramı daha zor. Çadırlarının konumlandırılışı ile kendilerine ve hayvanlarına güvenli alan oluşturmuş olmalılar. Daha ilkel dönemlerde zaten bahçe kavramı yoktur. Biz bark sözcüğünün izini en fazla Orhun Abidelerine kadar sürebiliyoruz ancak kullanımının çok daha gerilere dayandığı ortada.

O gün yarı göçebe dediğimiz, özellikle bozkırda yaşayanlar ve hayvancılıkla uğraşan, büyük sürüleri olan kesim; bunların sabah akşam süt sağma ihtiyacı olduğunu düşününce, hepsinin bahçesinde koyunları keçileri olmalı ya da sürü halinde tek bir yerde tutulmalılar. Kurtlarla her an muhatap olunan bir ortam, çadırdan çıktığınızda kurtla karşılaşmak istemezsiniz. Tüm ihtiyaçlarını çadırın içinde karşılamaları mümkün değil. En azından tuvalet ihtiyacı, bunun bahçede çözülmesi gerekir. Ayrıca çadırdaki ocak ısınma ve pişirme amaçlı olsa da orada kuzu çeviremezsin. Bahçede; tandırları, ekmek pişirdikleri ocakları ve mutfakları, yiyeceklerini depoladıkları kilerleri olmalı. Başka ne olabilir diye düşünüyorum; bu ocak aynı zamanda banyo ihtiyaçlarını giderdikleri mekânın, belki mutfağın ısıtılması amaçlı kullanılıyor olmalı ve

çamaşır yıkama amaçlı. Bahçede açık alanda belki koyun keçi ve yanında tavukları, kim bilir belki bağırtlak kuşları, belki de atları. Atın kültürümüzdeki önemi ortada, erkek ya da kadın kaç yaşında buna sahip oluyordur, çok küçük yaşlarda olmalı. Evlilik ile birlikte en azından bir belki iki atın, o evin yanında olduğunu düşünebiliriz. Belki de ev bark sahibi olmak ev ve at sahibi olmak anlamına da geliyordur. Bu bahçedeki bir su kanalından daha anlamlı en azından. Bu kadar basit olmamalı, belki de inançla ilgili bir duruma işaret ediyordur bu sözcük.

Türkler inançla ilgili pek çok kavram geliştirmişler. Pek çok kültürde olduğu gibi Ateş ve Ocak kültü yaşamlarının merkezinde olmuş. Ocak ruhlarla ilişkilendirilmiş ve çoğu Türk kültüründe halâ yerini koruyor. Dilimizde yerleşmiş olan baba ocağı, asker ocağı kavramları ve ailenin dağılması ya da yok olmasını ocağın sönmesi olarak nitelememiz, tüm bunlar geçmiş kültürümüzün yansımaları. Sağlık ocağı da yine sağlık sorunlarının çözümünü önceleri kamlarda sonraları her hastalık için etkin olan ocak sahiplerinde aramamızdan. Ocak ya da ateş soyun devamıyla ilişkilendirilmiş. Ocağın yanında, ev işlerinde kadına yardımcı olacak ruhların olduğuna inanılmış. Kötü ruhların etkilerinden korunmak için çadırın belli yerlerine belli nesneler asmışlar. Ateşin üzerinde yandığı taş  ataların  temsilcisi olarak kabul edilmiş.  Ataları temsil eden balballar yani taştan heykelcikler yapılmış ve onlarla birlikte bir yaşam sürdürülmüş eşikte uyuduklarına inandıkları için eşiğe basmıyorlar.

Gökte güneş kadın, ay ise erkek olarak kabul edilmiş.  

Altay Türkleri arasında ateşin güneşin elçisi olduğuna dair bir inanış vardır. AltaylıTürklerdeki, “

 Kün ana körüptür 

”, Mişer Türklerindeki “

 Kuyaştır ant ediyorum

” şeklindeki yeminler bu inanışın tezahürüdür. Yine kam dualarında ateşten söz edilirken “güneş ve aydan ayrılmışsın” cümleleri güneş ve ateş arasındaki ilgiyi ortaya koyar (Çay 1988: 200).(11)

 

Şimdi burada  Gök Tanrı inancı ile bağlantılı olarak bark sözcüğünün; öncelikle ev ve çevresi için fiziksel korumaların yapılması, bahçede ark açılması, bar yapılması, belki kangal gibi koruyucu bir köpeğin bulunması, yine simgesel bir takım elemanların yerleştirilmesi; çadırın içinde ise ocağın olmazsa olmaz bir eleman olarak yerleştirilmesi ve belki hatta yakılması, gerekli görülen tüm ritüellerin yerine getirilmesi sonucunda Tanrı tarafından korunacağına olan inancın ifadesi olduğunu düşünüyorum.

Aslında hem bahçenin bark olduğu, hem de çadırın bark olduğu yani gökyüzü ile ilişki kuran her elemanın Tanrı tarafından korumaya alındığı düşüncesini görüyorum. Bunu derinin vücudu koruduğu gibi bir koruyucu kılıf gibi mi tasavvur etmeliyim yoksa görünmez bir kalkan ya da paralel bir kubbe mi ? Belki de ev ve kabuğu demeliyim.

Buradaki çadır; en ilkel haliyle ahşap iskeleti olan, önceleri hayvan derisi ile kaplanmış, sonraları keçe kullanılmış basit bir yapı ve tepesinde bir açıklığı ve yağmur sularının girmesini engelleyici bir örtü ya da eleman olan bir yapı. Bahçenin bark olarak tanımını yapabiliyorum da buradaki çadırın da bark olması gerekir bu durumda. 

Kaşgari Sözlük’te kutanmak sözcüğünün karşılığı olarak geçen bork ve börk  sözcükleri var.  (3) Bunların anlamları nedir diye bakıyorum yine şaşkınım. Günümüzde hala kullanılan ve iklimi soğuk olan bölgelerde eminim çoğunluğun bildiği bir başlık türü bu. Bunun bark olduğu ortada ve bu İngilizcedeki külah anlamındaki bark ile de örtüşüyor.  Barkın esas olarak korumayı ifade eden bir sözcük olduğunu düşündüğüm için diyorum bunu. Burada çadırın üzerinde böyle bir başlık olmalı ya da üstte açıkta kalan yapının adı bu diye düşünüyorum.  Bakın ne buldum.

 

baca şapkası ne demek?

  1. Bacaya yağmur, kar veya rüzgâr girmemesi için baca külahının üzerine yerleştirilen kapak.
  2. (en)Cowl.  (12)

 

 

Cowl sözcüğünün baca şapkasına ilave olarak; rahip cübbesi, kukuletalı cübbe, motor kapağı ve kaplama gibi anlamları da var. Ben kendimi ikna ettim de sizi bilemem.

 

İngilizcedeki külahla bağlantı kurabileceğimi hiç düşünmemiştim açıkçası ancak barka (barca)ile ve barkarol(barcarolle) ile yani tekne ile bağlantının olması gerektiğini düşünüyordum.  

Eren Etimoloji Sözlüğü’ne göre: ( TDK)(9)

barka

‘büyük sandalʼ

< İtal barca ‘bark, boat, lighter, barge’.

undefined

Meyer: TürkSt 73; Bonelli: Elementi 183; Barbera: Elementi 81; Kahane-Tietze: LFL 71.

 

Güncel Türkçe Sözlük’e göre: (TDK)(9)

barkarol, -lü

Fransızca barcarolle

1. isim Venedik gondolcularının söz ve müziği önceden yazılmadan içlerinden geldiği gibi söyledikleri şarkı.

2. isim Ritmi üç zamanlı müzik eseri.

 

İngilizce Etimoloji Sözlüğünde “bark”ın bir anlamı şöyle;

bark (n.2)

"any small vessel or ship," early 15c., from French barque "boat" (15c.), from Late Latin barca, which is probably cognate with Vulgar Latin *barica (see barge (n.)). More precise sense of "three-masted ship fore-and-aft rigged on the mizzenmast" (17c.) often is spelled barque to distinguish it.(13)

 

"herhangi bir küçük deniz aracı veya gemi", 15yy başları, Fransızca barque "tekne”den (15c.), Geç Latince barca'dan, muhtemelen Kaba Latince *barica ile aynı köktendir (bkz. barge (n.)). “Üç direkli gemi"nin mizana direğine yerleştirilmiş sübye armalı(Direklerinde seren yelkenleri olmayıp sadece yan yelkenleri bulunan tekneler.) olanı”nın daha kesin anlamı (17c.), genellikle ayırt etmek için barque olarak ifade edilir.

 

Şimdi bu açıklamalar barge sözcüğüne yönlendiriyor. O ne imiş?

 

barge (n.)

early 14c., "seagoing vessel of moderate size with sails," from Old French barge "boat, ship," Old Provençal barca, from Medieval Latin barga, perhaps from Celtic, or perhaps from Latin *barica, from Greek baris "Egyptian boat," from Coptic bari "small boat." From late 14c. as "river craft; barge used on state occasions; raft for ferrying;" meaning "flat-bottomed freight boat" dates from late 15c. In former times also "a magnificently adorned, elegant boat of state," for royalty, magistrates, etc. (1580s).(13)

erken 14yy., "yelkenli orta büyüklükte deniz aracı", Eski Fransızcada “barge”dan "tekne, gemi," Eski Provençal “barca”dan, Ortaçağ Latin “barga”dan, belki Keltçeden, veya belki Latince * barica'dan, Yunanca "Mısır teknesi” anlamındaki “baris”ten,." Kıpti “küçük tekne” anlamındaki bari'den.  14. yüzyılın sonlarından itibaren "nehir teknesi; devlet durumlarında kullanılan mavna; taşımacılık için kullanılan sal" olarak; "Düz dipli yük gemisi" anlamı 15yy'nin sonlarına aittir. Eski zamanlarda, kraliyet, sulh hakimleri vb. için "muhteşem bir şekilde süslenmiş, zarif bir devlet teknesi" (1580'ler).

 

 

Bu sözcük de beni Paris’e götürüyor. Ben mi yanlış düşünüyorum bilemedim.

 

Paris 

capital of France, from Gallo-Latin Lutetia Parisorum (in Late Latin also Parisii), name of a fortified town of the Gaulish tribe of the Parisii, who had a capital there; literally "Parisian swamps" (see Lutetian).

The tribal name is of unknown origin, but it is traditionally derived from a Celtic par "boat" (perhaps related to Greek baris; see barge (n.)), hence the ship on the city's coat of arms.(13)

 

“Fransa'nın başkenti, Gallo-Latin Lutetia Parisorum'dan (Geç Latince de Parisii), orada başkenti olan, Parisii'nin Galya kabilesinin müstahkem bir kasabasının adı. ; kelimenin tam anlamı "Paris bataklıkları" (bkz. Lutetian).

Kabile adının kökeni bilinmiyor, ancak bilindiği haliyle Keltçe par "tekne"den (belki Yunan baris ile ilgili; bkz. barge (n.)), dolayısıyla şehrin arması üzerindeki gemiden türetilmiştir.

 

“Türkler şehir, kale, saray manaları karşılığı için umumiyetle kökü balçıktan gelen “balık” kelimesini kullanıyorlardı.” (14)

Paris Bataklıkları ile balçık ilişkisi çok ilginç. Şimdi ben burada yorumu; neden balçık olduğunu bilenlere ve size bırakıyorum.

Bu arada bark sözcüğünün park ve padokla da ilişkisi var. Park İngilizce Etimoloji Sözlüğünde etrafı çitle çevrili, korunaklı alan olarak tanımlanmış. Onları da yazmaya kalkarsam çok uzayacak, not düşmüş olayım. (13)

Atalarımızın Avrupa’da dil olarak ne kadar yerleşmiş olduklarını anlamam için sözcükler dünyasında bir yolculuk yapmam yetti. “Kurut”tan yola çıkıp “Church” sözcüğüne varışımın hikayesi bu. Bu yolculuğumun hikayesini anlatmak için sabırsızlanıyorum ancak bark engelini aşamıyorum bir türlü.

Ben bu barca ve barcarolle sözcükleriyle ilk karşılaştığımda İtalya limanlarında atalarımın izini buldum diye düşünmüştüm. Bu ne mene bir teknedir diye epey araştırmış, hiç anlamadığım Portekizcede izini sürmeye çalışmıştım. Kaynağı konusunda ikna olmuştum zaten ancak bizim ev bark ikilemesi ile nasıl ilişki kuracağını bilemiyordum.

Bark engeli deyince aklıma geldi, bariyer de aynı yerden mi kök almış acaba?

Bariyer

 

Köken

Fransızca barrière "engel oluşturmak için kurulan düzenek, mania" sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Fransızca barre "çubuk, engel" sözcüğünden türetilmiştir.(4)

 

TDK’da aynısını demiş ama bu da bizim bar işte.

 

İlkel tekneleri düşünüyorum, çadır yapımından farklı değil yapımları.  Yine aynı ahşap çatkı üzerine deri gerilerek yapılmışlar. Bunlar bark ve bizim çadırımız da bark olmalı. Zaten barınmak, barınak, ev bark daha ne olsun ki. Atalarımızın kullandığı teknelerin adı da bark ya da bark benzeri bir sözcük olmalı. Hava şartlarından ya da sudan koruyan anlamları ortak, içine girilen, sığınılan anlamları da. Bir de baskın olan Tanrı tarafından korunma ifadesi zaten tekne için belki daha da gerekli.

 

Halk ağzında barak hem tüylü, kıllı çuha hem de bir cins tüylü av köpeği anlamına geliyormuş. (8) Çadırın yüzeyini kapladıkları malzeme bu olsa gerek. İngilizlerin köpeğin havlamasına bark demesiyle bizim bu tüylere hav dememizin arasında da garip bir ilişki var. Komik hatta. Ayrıca parka sözcüğü de yine bizim diyarlardan kök almış.

 

Ar sözcüğünü ve dekar, hektarı; alan tanımlayan sözcükler olarak kullanıyoruz. Ar yüz metrekarelik toprak parçası anlamı taşıyor. Türkmenler ark sözcüğü yerine evlek demiş ve bu da dönümün dörtte birini tanımlıyor. Bu çadırın ya da evin yerleştiği ev bark tanımına uygun bir alan gibi görünüyor ya da bir eve yetecek toprak parçasını. Bu da ayrıca açıklığa kavuşturulmalı.

Bu barkın nasıl şekillendiğini çözebilmem için biraz okumam gerekti ve Hayat Ağacı ile barkın ilişkili olabileceği düşüncesi oluştu. Bunun evde ocak kültüyle birleştirilmiş olduğunu düşünüyorum. Kökleri ile geçmişi simgeliyor yani toprağın altındaki atalarımızı, o gün kan bağı diye açıklanan, bugün genetik miras diyebileceğimiz ilişkiyi. Gövdesi, yani çadırla ilişkili olan kısmı ile bugünü, kadın ve erkek ilişkisini; dalları ile yarını yani doğacak çocukları simgeliyor. Hayat Ağacının üç katman olarak düşünülen yeraltı, yer yüzeyi ve gök arasında geçişi sağladığı inancı; burada çadırın  üzerindeki açıklığın göklere açılması ile ifade buluyor.  Bir yerde ocağın  isi  ve kurumunun dahi önemli olduğunu okumuş ve şaşırmıştım. Şimdi buna anlam verebiliyorum. Siyah ölümün simgesi, isin olduğu bacadan ruhun uçup Gök Tanrıya ulaştığı düşüncesi isi ya da kurumu değerli kılan. Ayrıca ateşe yüklenen anlamla da ilişkili; külü, isi her şeyiyle bir bütün ve kutsal. Burada Hayat Ağacı’nın Ocak’la ilişkisi dört ana unsur olan hava, su, ateş ve toprak bütünlüğünü de sağlıyor. Ağaç figürü kadar kuş da önemli bir figür, ruhun uçup gitmesini kuşlarla ifade etmişler. Elbette ölüm aynı zamanda yeniden doğuş anlamına geliyor. Sonsuz bir yaşam. (15)

Hayat Ağacının dallarının uzadığı bahçe sınırına kadar bir alan  düşlemeliyim  belki, aynı şekilde köklerin uzadığı yer altında bir alan.  Tüm bunları içine alan hayali bir küredir belki barkın sınırlarını tanımlayan.  

Burada Ocak çok önemli, Halk ağzında çoğu yerde halâ göbek olarak niteleniyor. Bu kadının hamileliğini ve doğumu simgeliyor. Bağır sözcüğü de, başlık anlamındaki bark da ilginç. Ev aynı zamanda yaşayan bir canlı gibi organlarıyla mı tanım bulmuş? Aşağıdaki yazıya göre olabilir duruyor.

 

“Eski Türkler yerin ve göğün direğinin hayat ağacı olduğuna inanırlardı. Yerin direği de yeraltı ağacıdır. “Türk düşüncesinde göğün direği” kutup yıldızıyla sembolize edilmiştir. Bunun için kutup yıldızına “demir kazık” ve “altın kazık” demişlerdir. Uzaydaki bütün yıldızlar ve göğün direği ona bağlanmıştır. Türk düşüncesine göre Kutup yıldızı yerden göğe açılan bir kapı gibi düşünülmüştür. Kutup yıldızı bu ağacın tepesindedir. Gök ve bütün uzay, bu ağacın ekseninde döner. Yine göğün direği olarak tasavvur edilen hayat ağacının en tepesinde kutup yıldızı bulunur. Bu direğe “at çakı” da denmiştir. Çünkü gökteki yıldızlar bir at gibi düşünülmüştür. Eski Türkler Tanrılarını da kendileri gibi düşünmüşler ve Tanrının da kutsal bir atı olduğunu, bu atın da kazığa bağlanması gerektiğini tasavvur etmişlerdir (Ögel, c.II. 1995: 191-197).” (16)

 

Kalp sözcüğünün TDK Sözlükteki anlamı: Bir durumdan başka bir duruma çevirme, dönüştürme.

Yürek de Eren Etimoloji Sözlüğünde:  Türkçe yür- ‘hareket etmek’ kökünden geldiği açıktır: yür- + -(e)k eki.(9)

 

Kalp midir deri midir, böbrek mi, böğür mü hatta börkenekle ilişki ne ki derken bakın neler buldum. (4)

 

burka

Arapça brḳˁ kökünden gelen burḳaˁ بُرْقَُع  "yüzün tümünü örten peçe" sözcüğünden alıntıdır.

 

hırka

Arapça χrḳ kökünden gelen χirḳa(t) خِرْقة  "kafa ve kol delikleri olan üstlük, özellikle derviş giysisi" sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça χaraḳa خَرَقَ  "yırttı, deldi" fiilinin fiˁla(t) vezninde ismi merresidir.

 

çarık

Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler)

Eski Türkçe: [ Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
yaḏaġ atı çaruk küçi azuk [yayanın atı çarık, gücü azık - atasözü] (...) ol aḏakun çarukladı [[ayağına Türk usulü çarık giydi]]

Köken

Eski Türkçe çaruk "kaba ayakkabı" sözcüğünden evrilmiştir.

 

 

yarık

Köken

Eski Türkçe ar- veya yar- "uzunlamasına kesmek, yarmak" fiilinden evrilmiştir. Eski Türkçe fiil Eski Türkçe aynı anlama gelen ır- veya yır- sözcüğü ile eş kökenlidir.

 

Bu sözcüklerin hepsi bark ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı. Tüm bunların örtmek, sarmak, korumak anlamları bark ile örtüşüyor ayrıca belki barkın sınırını belirlemek anlamına gelen ark yapmak anlamını da taşıyor. Bunlar ilk aklıma gelenler, Türk Lehçelerindeki ark bark ilişkili sözcüklere baktığınızda sonu gelmez. Oruk, örük gibi sözcükler bile ilişkili duruyor.  

 

Burada içime sinmeyen neydi, bu su kanalı olan “ark”ın bu kadar vurgulanması  gerekli miydi?  Sahip olunan ev kadar önemli bir unsur muydu?

Ark tanımını güçlendirmek için aklıma gelen; arkın yağmur suyundan korunmanın yanında, Hayat Ağacının yanında çoğunlukla betimlenen su elemanıyla ilişkisi olabilir mi düşüncesi. Hem Su Tanrısı ile ilişki hem de Hayat ağacını canlı tutma isteğinin simgesi belki.

Tüm bu yorumları yaptıktan sonra yaşam alanında bark sözcüğünü tanımlayabiliyorum da, çoğunluğun barkın karşılığı olarak gösterdiği türbe ya da mezar ile nasıl ilişki kuracağım diye düşündüm.

İngilizcede barrow diye bir sözcük var anlamları ilginç.

İsim olarak iki anlamı var. Birincisi dört kollu dediğimiz, diğeri tepe mezar höyüğü anlamında. Bu sözcüğün dayandığı kökten türemiş ve “barrow”daki anlamları üstlenen pek çok sözcük var; tepe yanına kurulan kentlere de isim olmuş burg olarak, hatta burger bile var içlerinde ancak daha öteye gitmeli miyim çok emin değilim. Barrow sözcüğünün de bark ile ilişkisi var diyebilirim.(13)

Aynı şekilde arch sözcüğünün kemer, kavis, yay ve baş olarak anlam bulması, bunun da ilişkili olduğunu düşündürüyor ancak henüz yorumlayamıyorum.

Türbe ile ilişki kurabilmem için ölümle ilgili düşünceleri, mezarlar, kurganlar ve Şamanizm konusunda biraz daha bilgi edinmem gerektiğini düşündüm. (17)

Bark sözcüğünün tek olarak kullanıldığı; görebildiğim bir yer var sadece şimdiye kadar rastlanan, o da türbe olarak yorumlanmış.

Türbedir diyenlerin gönlünü alalım biraz. Şimdi ben bark sözcüğünü tamamen Dünyadaki yaşamla sınırlı gibi yorumlasam da, burada inançları gereği ikinci bir yaşam alanı oluşturmuşlar. Orası da ev ve aynı zamanda bark. Dünya yaşamı için gerekli olan ne varsa her şeyin orada da olması düşüncesi hakim. O yüzden bedeni mumyalıyorlar ve kullanılan eşyaları yerleştiriyor ve yiyecekler koyuyorlar. Duvarlarda resimlerle süslemelerle yine ritüelleri yerine getirmeye çalışıyorlar. Burada paralel iki yaşam var. Bedenin yerin altında ya da üstünde olması, yaşamın sonsuz döngüsünü değiştirmiyor. Beden çadırdan bir şekilde çıkarılıp işlemlerden geçiriliyor ve yatay bir taşınma süreciyle ikinci evine naklediliyor. Ruh farklı bir rota izliyor. Çadırın üstünden uçup Tanrı’ya doğru yükseliyor sonrasında yine bedenin olduğu yere ulaşıyor olmalı. Bu kavisli bir hareket midir yoksa ağacın merkez aksının Polaris’le kurduğu doğrusal ilişkiyle bir ilgi kurulabilir mi bilmiyorum. Yine de göklere yükselip evden mesafeli bir yerdeki ikinci eve gidişin gök kubbe düşüncesine paralel olarak kavisli bir hareket olduğu düşünülebilir.

Çadırın etrafına ark yapılması konusuna tekrar dönüp baktığımda ark ile çit ilişkisinin farklı bir yorumu olduğunu gördüm.

“Çadırın etrafına yağmur sularının içeri dolmasını önleyecek bir ark kazılır, ayrıca keçi ve tavuk gibi hayvanların üzerine çıkmasını ve yanlardan içine girmesini önlemek için de etrafına çalıdan bir çit çevrilir.” (8)

Burada bahçe var ise ikinci bir çit düşünülebilir, ya da bahçenin olmadığı durumda bile arkın varlığını koruduğu.  

Şimdi burada kurbağa, kaplumbağa konusunda birkaç satır yazmak istiyordum ki dipsiz kuyuya düştüm yine. Yazı hayli uzadı. Ben bu yorumlarımı yine bu yazının tamamlayıcısı olarak sonraya erteliyorum. Bu iki yaşam alanı arasındaki nakil işleminin de bark olarak anılması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu biraz araştırmam gerekiyor. Türk lehçelerinde ev ve bark konuları da önemli. Bir de ön-arka; önce-sonra; doğu-batı; doğum-ölüm gibi sözcükler var bununla ilgili olabileceğini düşündüğüm. Burka gibi bürgü, bürümcük hatta börek sözcüğüne varan bir dizi sözcük, hepsinin anlam olarak ilişkisi var. İngilizcede yine bark ile ilişkili başka kökler var. Elbette ikileme olduğunu unutmadan ev konusuna da daha çok eğilmem gerekecek, yani en ilkel haliyle çadırın izini belki Kızılderililere kadar sürmek gerekecek. İşim uzun yine de kısa zamanda görüşürüz umarım.

Son söz olarak diyeceğim; bark sözcüğünün dilimizin ve geçmişimizin şifrelerini içinde barındıran en önemli sözcüklerden biri olduğunu düşünüyorum ve anlaşıldığı zaman da pek çok bilinmezin çözülmesini sağlayacağını.

Deniz Can

 

Kaynaklar:

 

  1. “İştikakçının Köşesi”- Şinasi Tekin
  2. “Eleştirel Bakışla Güneş-Dil Kuramı ve ilk Güneş-Dil Sözlüğü”- Kaan Arslanoğlu, İlknur Arslanoğlu, Arif Yavuz Aksoy
  3. https://www.turkbitig.com/p/eskiturkcesozluk.html
  4. https://www.nisanyansozluk.com/?
  5. https://www.bilgiustam.com/bagirtlak-familyasi-kuslari-nasil-canlilardir/
  6. https://www.nkfu.com/bagirtlak-ordegi-nedir-bagirtlak-ordegi-resimleri/
  7. https://www.youtube.com/watch?v=3mcDgrwP8BU8/
  8. *https://islamansiklopedisi.org.tr/cadir
  9. https://sozluk.gov.tr/
  10. https://www.facebook.com/turkcenindirilishareketi/photos/ba-
  11. https://www.academia.edu/27754214/T%C3%9CRK_M%C4%B0TOLOJ%C4%B0S%C4%B0NDE_ATE%C5%9E_K%C3%9CLT%C3%9C_Fire_Cult_In_Turkish_Mythology
  12. https://www.nedirnedemek.com/baca-%C5%9Fapkas%C4%B1-ne-demek
  13. https://www.etymonline.com/
  14. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1469187
  15. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/90145
  16. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/253501
  17. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/745024

Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. Yılların deneyimi sonucu bu bizde böyle.
  • Deniz Can

    Deniz Can 21.01.2022

    Önceki yorumumda bir noktayı düzeltmek istiyorum. Bark sözünün anlamını kavradığımızda ‘börk’den türemiş sözcükleri de tam anlayabileceğiz demişim. Oysa tek yönlü bir çözüm pek olası görünmüyor, zaten yazımda da bork ya da börk gibi sözcüklerin desteğine ihtiyaç duymuşum. Bark ve onunla ilişkili olabilecek tüm sözcükler, aynı bütünün parçaları ve birbirlerinden bağımsız değiller. Ben yine bu parçaların da desteğiyle bark ile ilgili yorumlarımı aklıma en yatkın olan şekliyle tamamlamak gayreti içindeyim. Tamamladığımda bile tam olmayacağını biliyorum; bu bütünün tüm parçaları bir potada toplanıp ele alınmadıkça, ve aralarındaki ilişki doğru bir şekilde tanımlanmadıkça hem bark hem de diğerleri için çözüm bitmiş olmayacak. Bu da benim bark ile ilgili çalışmamın çok ötesinde ve uzun soluklu, ciddi emek isteyen ayrı bir çalışma konusu.

  • Deniz Can

    Deniz Can 8.01.2022

    Fahri beye ve Mehmet beye değerli yorumları için teşekkür ediyorum. Yıllar önce bir grup arkadaşla birlikte Tokat’a gitmiştik, soğuk kış günleriydi ve bir arkadaşımız bu tüylü şapkalardan almıştı, hatırlamadığım garip bir adı vardı. Şimdi onun börk olduğunu görüyorum. Börkçü gibi Börklüce sözü de var, bark sözünün anlamını kavradığımızda, bunların da şapkadan öte anlamlarını kavramış olacağız. Kürşat Efe’nin yazısını okuyamadım henüz ancak göz attığımda çoğu yeri tanıdık, bol alıntı yapılmış olmalı. Selamlar, saygılar.

  • Mehmet Pekel

    Mehmet Pekel 6.01.2022

    “Barlık” soy adını taşıyan insanlar da var, sanırım çok varlıklı oldukları için söylenmiştir belki... Sözcüğün başında v-b değişimi olduğunu düşündürüyor. “Kaşgari Sözlük’te kutanmak sözcüğünün karşılığı olarak geçen bork ve börk sözcükleri var. (3) Bunların anlamları nedir diye bakıyorum yine şaşkınım. Günümüzde hala kullanılan ve iklimi soğuk olan bölgelerde eminim çoğunluğun bildiği bir başlık türü bu. Bunun bark olduğu ortada ve bu İngilizcedeki külah anlamındaki bark ile de örtüşüyor. Barkın esas olarak korumayı ifade eden bir sözcük olduğunu düşündüğüm için diyorum bunu. Burada çadırın üzerinde böyle bir başlık olmalı ya da üstte açıkta kalan yapının adı bu diye düşünüyorum.” Bizim köy soğuk değildir ama bir “börk” öyküsü barındırır. Börkçü diye bir semt vardır köyümde. Burada dedemden kalma tarlalarımız vardı. Sık sık buradaki tarlalara gider, incir, üzüm, ceviz toplardık. Halkın ağzında Börkçü’ye gittim, Börkçü’den geldim... Hiçbirimiz Börkçü ne demek bilmezdik. Bir de bu

  • Mehmet Pekel

    Mehmet Pekel 6.01.2022

    Yeryüzünde insanoğlunun serencamı başladığında insan için en yaşamsal olan nedir? Sanırım barınabileceği bir yer; mağara,kulübe,oyuk,çadır, sığınak yani ev. Karnını doyurdu, sonra, sonra ne olacak? Türünü devam ettirebileceği, çocuklarını, ailesini barındırabileceği bir ev gerekli. Türklerde yerleşik yaşamdan önce sanırım “çadır” çok önemliydi. Günümüzde Toroslarda yörüklerin hala kullandığı, keçi kılından örülen ve türkülerde yaşayan “kara çadır is mi tutar, elin kızı yas mı tutar” türküsünde görüldüğü gibi. Ev bark ikilemesi, Muğla yöresinde; ev bark sahibi olmak deyimi içerisinde kullanılır. Ev, herkes için çok önemli yaşamsal değer taşıdığından önce o kullanılmış; sonra da diğer varlıklar. Sonraki varlıklar: At, araba, silah, tarla, ağaç, kulübe, bahçe... yani ne “var”sa. Barlık, evden sonra gelen her şey. Onun için bunlara var-lık yani barlık denilmiştir. Başka bir deyim de “varlık içinde yokluk” yani her şeyin var ama kullanamıyor ya da kullanmıyor anlamında. “Barlık” soy adını

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 6.01.2022

    Araştırma yazısında “Orhun Yazıtlarında bark kelimesi ‘taşlarla yapılıp süslenen mezar odası, tapınak, mabet’ anlamındadır. “Hakan türbelerinin yanına bir de mabet yaptırır. Orada kurbanlar kesilir, ev de mukaddes bir mabet olduğundan bark adını alırdı.” (Gökalp, 1976: 296). “Bark kelimesi daha sonraları ev kelimesiyle birlikte kullanılmış, ‘mal mülk/mal varlığı’ anlamında kullanılmıştır.” (Tekin, 1998:99). “Yurt sözü de eski Türklerde sadece ‘ev, çadır’ anlamlarında, ev de ‘vatan’ anlamında da kullanılmıştır.” (Tekin, 1998:101,116,192) bark’ kelimesi “Ev, mülk, aile, çoluk çocuk anlamlarındaki ev bark birleşik sözünde geçen bir söz. Ev bark: 1. Ev, mülk; 2. Aile, çoluk çocuk.ev kelimesi ile birlikte kullanılan bark kelimesi günümüzde tek başına kullanılmamaktadır” ve daha geniş açıklamalar var.

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 6.01.2022

    Daha dört-beş gün önce “Tarihî ve Çağdaş Türk Lehçelerinde ‘Bark, Ev, Dam, Yurt’ Kelimelerinin Kullanım Alanları"-Kürşat Efe (Amasya Ünv.) araştırma yazısını okudum ve bundan esinlenerek de “Aylardan Ocak” adlı şiirimsiyi karaladım. İyi rastlantı. Doğalgaz dedikleri/ Adı gibi doğal ve saf değilmiş/O da yakanı yakıyor./Alev alıp kendimiz gaz olalım./Gel birlikte ve tam gaz yanalım./Orgazm olup gazabımızı yenelim./Kulağımıza güzel bir gazel okunsun./Sen beni tutuştur ben seni! /Sevgi ateşi ile yansın evimiz./Nefesimizle yükselsin alevimiz./Odamız otağımız olsun./Ben seni sen beni yak!/Isınalım ve ışık saçalım./Ocağımızda ateş,/Rengimiz özdeş olsun./'Soğumayan sıcak sönmeyen ocak/Daha daha ne günlerimiz olacak' /Diyen umudumuz olsun.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.