SON AYLARDAKİ KAAN ARSLANOĞLU KISA FACEBOOK YAZILARI

SON AYLARDAKİ KAAN ARSLANOĞLU KISA FACEBOOK YAZILARI

28 Nisan 2025

LAZ MÜTAHİTİN DİPLOMASI… On yıllarca kafamızı sıktılar bu elit okumuş güruh… Laz mütahitler şöyle görgüsüz, böyle sahtekar, öyle mafyacı… Bakın yapmayın dedik ta ne zamandır, biz de Lazız, hadi ona alınmayalım da… Tüm mütahitler o kadar kötü değil. Yok dediler, şehirlerimizi mahvettiler, kentlerimizi betona boğdular, ülkeyi haraca kestiler, kültürümüzü bozdular… Laz mütahit de Laz mütahit… Yapmayın etmeyin dedik, tüm suçlu onlar değil. Dinletemedik… Sonra ne oldu.. Kurtarıcı olarak Laz mütahiti getirdiler başlarına. Hem de en tipiğini. Büyük konuşma demiş büyüklerimiz, o büyük lafında boğulursun bir gün…

DİPLOMA da Diploma… Erdoğan’ın diplomasına taktılar 15 yıldır… Her biri kül yutmaz Şerlok Holms, her biri ayrı Harvırd mezunu. Yapmayın etmeyin dedik. Erdoğan’ın diplomasında sorun yok… Yazdık bunları. Hem velev ki sorun olsun, bu siyasi bir mücadele, siyasi mücadele böyle yapılmaz. Buldumcuk olmuşsunuz, güya bir açık yakalamışsınız, ama bunun b.kunu çıkarmak akıllıca değil, aptalca dedik… Defalarca. Okurlar mı, dinlerler mi? Diploma da diploma… Al SANA DİPLOMA… Diplomadan vuruldular. Erdoğan’ın diplomasında karanlık noktalar var, ama İmam’ın diploma alma yolu ahlaksızca. O çok açık. Bunu savunmak daha da ahlaksızca.

YOLSUZLUK da yolsuzluk… AKP yolsuzluklarına taktılar. Bunda yanlış bir şey yok. Siyaseten de etkili bir yol. Ama taş atanlarınız en masumlardan olsun dedik. Dinlemediler. Kendileri boğazına kadar yolsuzluğa batmış. Bunu 10 yıldır söylüyoruz. Muhalifler de ve özellikle CHP kitlesi tabanından tepesine yolsuzluğa batmış. Anlattık. Böyle yapmayın dedik. Böyle yaparsanız sizi iyice batırırlar dedik. Dinlediler mi? Tabii ki dinlemediler. Al sana yolsuzluk…

TEK ADAM da TEK ADAM… Yahu bunu dilinize dolamışınız da… Her yerde tek adam var, dedik. Bunu yineleyip durmak siyaseten doğru ve dürüst bir muhalefet değil, dedik. Sizin partileriniz de tek adam sultasında dedik. Ne oldu… AL SANA TEK ADAM… Yolsuzluktan tutuklu biri tek adam olarak partiyi yönetiyor, tüm muhalefeti yönetiyor. O dünya komedisi ön seçime tek adam olarak girdi, şimdi de tek adam CB adayı. Kongrede parayla seçtirdiği adam yeniden kongreye gitti. Tek adamın tek adamı.

Bu kadar akılsız muhalefet olursa işte onu böyle akılsız takıntılarıyla döverler… Siz Közcü okumaya devam edin, Halt-TV’den şaşmayın. Daha görecek günleriniz var…

 

30 Nisan 2025

Zülfü Livaneli’nin Baykal’ı ağır suçlayan yazısı “viral” oldu geçen günlerde. Zaten ne kadar mikrop paylaşım varsa onlar “viral” olur. Baykal’ı gayet yetersiz bulurduk ama, Baykal kim Zülfü kim… Zülfü’nün sahteciliğini, kalitesizliğini yazacaktım ki, vazgeçtim.

Çünkü bu kalitesiz popüler figürler bir, beş, on değil ki… Yüzlerce… Her yandan niteliksizlik fışkırıyor, çünkü genel kitle böyle. Biri illa Yılmaz Özdil paylaşır, öbürü Celal Şengör, Emre Kongar, İlber Ortaylı… Kaç tane sayayım.

Yazarlığa başladığım 80’li yıllardan beri en önce kalite mücadelesi verdim. Ve en önce bunun için her yerden dışlandım. Genel anlayış bizden olsun, nasıl olursa olsun anlayışıydı. Bu anlayış daha da güçlendi. Siyaseten senden mi, tamam, kalite sonra gelir. Ya da siyaseten sendense osuna busuna bakılmaz, demek ki şahanedir. Popüler olsun, bizi desteklesin, canımızı alsın! Tüm siyasi çevrelerde kafa bu. Geldiğimiz nokta da bu.

Ben sen o… dışlanırız bunun kavgasını verdiğimiz için, bu pek de önemli değildir. Ama genel olarak solun ve muhalefetin geldiği nokta belli. Muhalefet bozuksa iktidarı da değiştiremezsin.

Peki, yine ben mi abartıyorum sorunu, yine ben mi kusur buluyorum süper mükemmel insanlarda. O zaman bakın bu kitlenin lider seçtiği, kurtarıcı seçtiği insanlara. Baykal’ı beğenmiyorduk, Kılıçdar geldi yerine, Baykal’ı arar olduk. Şimdi de Kılıçdar’ı arar hale geldik. Şu Özgür, Ekrem ikilisine bakın. Korkunç… Demek ki sorun bizim gibilerin müşkülpesentliği değilmiş.

İşin kötüsü kalite, nitelik ölçütünün kalmadığı, ortalığın böyle unsurlara kaldığı yerde… Kalite nedir, nitelik nedir feriştahı gelse anlatamaz. Öyle bir kavram kalmamış ki, öyle bir ölçü yok ki artık, neyi kime anlatacaksınız. Ekrem’deki, Özgür’deki muazzam seviyesizliği görmüyorsanız, zaten iş bitmiştir. Bunu da daha fazla okumayın.

Peki bunları söylemek de boşuna mı? Bir yerde öyle, bir yerde değil. Yine de bizim çabalarımız toplumdaki güçlerin vektörüne çok az buçuk ayar verir belki diye mücadeleyi sürdürüyoruz. Vardır elbet minimal de olsa bir faydası.

Bunları İnsan Bu adlı kitabımda etraflı anlatıyorum. Psikolojik, evrimsel, felsefi, sosyolojik sebepleriyle. Gönül ister ki kitaplar üstünden tartışalım. İşte yine kalite sorunu. Kitaplar üstünden konuşamıyoruz, çünkü en yakınlarımız bile bu kitapları okumuyor. Kitap okumayan kişilere kitabı telepati yöntemiyle anlatamayacağımıza göre. Buralarda küçük çıkışlar aramaya devam ediyoruz.

 

6 Mayıs 2025

PSİKOPAT KATİLLERİ ÖVMEK ZORUNDA MIYIZ? Öldürdüler, öldürdüler, öldürdüler, öldürdüler, öldürdüler… Batılı katillerin himayesi sayesinde… Bununla kalmadı… Son 40 yılda tüm entelektüel aleme, edebiyata, sinemaya, akademiye, siyasete, sola, hakim oldular… Yine Batılı katiller desteğiyle. Zehirli, cinai söylemlerini tatlı söz, bal dudak, şeker dil gibi gösterdiler… Şakayla, espriyle, fıkrayla da soktular, soktular… Bilgi, bilim ve sanatı köküne kadar kuruttular. Sonra iyice güçten düştüler askerin, polisin canı pahasına savaşıyla. Sonra onlara barış eli uzatıldı. Mecburen kabul ettiler.

Şimdi bu süreçte ne kadar samimiler, sözleri tutacaklar mı… yine hiç belli değil. Belli olana dek sabredelim. Tamam, üstlerine gitmeyelim, kışkırtmayalım. Sabırla bekleyelim. Ama övmek zorunda mıyız… Tamam siyaset kurumu böyle bir şey… Üçte biri gerçek, üçte ikisi yalan bir samimiyetsizlik. Ama daha ne kadar susacağız? Katillerin, katil sözcülerinin övülmesine nereye kadar tahammül göstereceğiz? Milletin de sabrı taşmak üzere.

 

14 Mayıs 2025

Gerçekleşirse iyi olur. Fakat henüz bayram yapmak için de erken, karalar bağlamak için de…

Ben asıl PKK silah bırakacak diye karalar bağlayanlara gülüyorum. Ne güzel savaşıyorduk değil mi… Savaş biterse ne yaparız, nasıl böyle renkli bir gündem buluruz bir daha…

Bu bir tezgah, PKK’ya korkunç tavizler verilecek diyenlerin küçük bir kısmına hak veriyorum. Bunlar Çarşı Her Şeye Karşı takımından. Tavırları genelde pek akılcı değil, ama tutarlı. Onlara diyecek fazla söz yok.

Ama karşı çıkan “süper vatanseverlerin” önemli bir bölümü daha düne dek PKK ile aynı cephede olanlar, PKK ile işbirliği yapanlar. PKK-HDP’nin açıktan desteklediği Kılıçdaroğlu cephesinde yer alanlar. Kent uzlaşısı diye açıktan PKK ile kol kola belediye seçimlerine girenler.

Sadece seçimler mi. Bunlar çoğu yerde tabip odalarında PKK’nın adamlarına oy atıyorlar, meslek odalarında öyle, barolarda öyle. Medyaları aynı, sosyal medyaları aynı… Hepsi Halt TV, Közcü, Nah-TV’de kenetlenmiş durumda. AKP’ye karşı olan PKK-HDP ne güzel dosttu öyle değil mi… Hepsi hep birlikte İmamoğlu için ayaklandı ve düne kadar birlikteydiler.

Demek ki ittifak yapılabilecek PKK silahlı PKK olmalı, Türkiye ile savaş halinde PKK olmalı. PKK ancak silah bırakırsa ve AKP’ye yaklaşırsa ülke düşmanı oluyor anlaşılan. Silahsız PKK silahlısından çok daha tehlikeli. Belki de öyle. Düşünmek lazım, bu kadar çok insan yanılacak değil ya…

 

18 mayıs 2025

SİYASİ TARAFLILIK AKIL ve AHLAK DÜŞÜRÜYOR… Siyaset psikolojisi işi benim işim. On yıllardır bu konu üstüne okuyor, düşünüyor, yazıyorum. Bu süreçte vardığım bu noktayı defalarca ifade ettim çok örnekle. Ancak kafamda daha da netleşti, daha da açık ve kısa anlatayım.

Uzun yıllarca örneğin biz solcular şöyle düşünürdük: Haklı olan biziz, buna rağmen başarıya ulaşamıyorsak en önemli nedeni, karşı tarafın, yani sağın yalanlarla halkı aldatması. Sonra ne yaptık? Madem biz haklıyız, karşı tarafın yalanlarına karşı ne yapsak meşrudur…

Ve bir bakıyorum, solun tarihi üst üste yığılmış, korkunç yalanlarla dağ gibi üstümüze çökmüş. Olay sağ sol olayı değil aslında. Her insan kendini haklı görüyor, kendini en doğru görüyor. Bunu kendine ve başkalarına kanıtlamak için apaçık pek çok gerçeği görmüyor, gizliyor, anlatmıyor. İşine gelen gerçekleri ise abartıyor, gerçek bulamadığında uyduruyor.

SONUÇ BİR REZALET… Herkes yalan söylüyor, ama yalan söylediğinin farkında bile değil. Tek yanlı bakmayı marifet sanıyor, bununla övünüyor. Tek yanlı yalanlarını doğru duruş diye başkalarına satıyor, bununla böbürleniyor.

Sağ siyaset zaten pragmatiktir, aldatma fıtratında vardır. Sol onu geçmiş vaziyette. Sol “aydın, entel, dantel, sanatçı” camiasında daha baskın olduğundan gerçeğe sadakat duygusunu yok eden zehrini daha pervasız saçabiliyor. İşi iyice azıttılar. Karşı taraf tek olumluluk göstermeyen pislik yuvasıdır onlara göre, kendi tarafları hiçbir eleştiri hak etmeyen melekler ordusu. Gına geldi artık bu aptal fanatiklikten. 

Oysa gerçek bir aydın, gerçek bir gazeteci, gerçek bir yazar, gerçek bir sanatçı tarafı ne olursa olsun gerçeği tüm yanlarıyla olduğu gibi görmek, anlamak, anlatmak zorundadır. Bunu yapmayan bırakın aydınlığı doğru dürüst insan bile değildir. Oysa bunu yaptığımızda kimsenin sevmediği, herkesin dışladığı “manyak” durumuna düşüyoruz. Gerçeği tüm olumlu ve olumsuzluk yanlarıyla görebilmek onlar için ihanet anlamına geliyor. Çünkü ortalık ahlaksız, yalancı, paragöz, paçoz taraflı yazarlardan geçilmiyor. 

Aslında insanlar tek tek bakıldığında günlük yaşamlarında o kadar kötü değil. Her kesimde iyisi, kötüsü, vasatı var. Hatta meleksi insanlar da var. Ama siyasi taraflılık ve bu çıkarcı kör propaganda herkesin zekasını ve ahlakını bozuyor.

 

4 Haziran 2025

ATATÜRK VİDEODA NE DESE ÇOK FAZLA İZLENİRDİ? On milyonlardaki Atatürk sevgisi göz yaşartıcı… Lakin bunların Atatürk’ü değil kendilerinin Atatürk aşkını, yani kendilerini sevdiğini söylüyorduk. Nitekim tüm veriler onu gösteriyor. Bu on milyonlar Atatürk’ü bilmek, tanımak istemiyor.

Video büyük beğeni topladı. Duyurusu da hiç fena yapılmadı. Ama toplam izleyen henüz 9400 küsur. Nasıl oluyor bu?

ŞUNDAN OLUYOR. Daha doğrusu videodaki Atatürk onlara farklı şeyler söyleseydi, şimdi izleyen sayısı en az 100 bini aşmıştı.

Atatürk AKP’yi suçlamalı, CHP’yi övmeliydi. Fakat bunu yapamazdı çünkü 1930’larda kendine ihanet başladığında AKP yoktu. İhanet CHP içindeydi. Ata öldüğünde ihanet CHP’yle şahlandı.

Bugün iktidarın Atatürk karnesi zayıf. 10 üstünden 3 alabilir en çok. Ama başta CHP, Atatürkçülerin Atatürk karnesi 10 üstünden eksi 3.

Atatürk’ün bu videoda Güneş-Dil kuramından söz etmesi büyük hataydı. Tek başına bu bile videonun gömülmesi için yeterli. Çünkü Ata’nın dil ve tarih devrimi, özellikle Güneş-Dil öyle uğursuz ki, öyle büyük bir yasak nedeni ki. Bu yüzden Atatürk’ü bile diri diri gömdüler, videosuna mı bakacaklar. Dokunan yanar! Abartmıyorum. Bu öyle bir şey. Korkunç bir uluslararası lanet.

Tabii Atatürk Batı’ya bizi şikayet etmeliydi, özgürlük yalakalığı yapmalıydı, “İmamoğlu Free” falan demeliydi. Böyle dese izleyici sayısı milyonu geçerdi.

Atatürk Atatürk olduğu için tutulmadı. Bugün canlansa gelse, İDDİA EDİYORUM kimse yüzüne bile bakmaz. Çünkü bizim Atatürk’ten daha Atatürkçü yüzlerce popüler figürümüz var. Cilber Yantaylı, F. Daltaylı, Çolel Kemgör, Yozdil… ve daha onlarcası. Bunların yanında gerçek Atatürk kim ki! Her bir Atatürkçümüz Atatürk’ten çok daha üstün ve görkemli…

 

25 Haziran 2025

TÜRK DİLİ ve TARİHİ ÜSTÜNE ÇALIŞMALARIMIZA SİYASİLER NEDEN DESTEK OLMUYOR? Neden köstek oluyor? Her türden siyasiyi, siyasi çevreleri ve tüm partileri kast ediyorum… Özellikle milliyetçi ve ulusalcı çevrelerin engel çıkarması daha da ilginç. Bunun 2 ana nedeni var bence.

1- Siyasiler kendi hedeflerini, kendi güncel konum ve çalışmalarını, gündelik siyaseti her şeyin üstünde görür. Bunun dışında her şeyi engel, hatta kendine düşman görür. Kendilerinin önemli, güncel ve siyasi görmediği her şey yok edilmelidir. Siyaset genelde oyuncağını paylaşmak istemeyen 4 yaşındaki çocuk zekasındadır.

Siyaset şunu dert etmez: Derin siyaset, felsefe, kültür, dil, tarih önemsenmeyince zaten doğal olarak düşük olan insan kalitesi daha da düşer. Siyasetçiye yüksek insan kalitesi gerekli değildir ki. İnsan kalitesi ne kadar düşerse siyasi liderler söylemleriyle o kadar çok insanı ikna eder. Seviye düştükçe kandırma güçleri artar, siyasetleri güçlenir. Bir sanatçı veya yazar ancak popülerse, onlara vitrin, kitle ve para sağlıyorsa onlar gözünde değerlidir ve hepsi bu kadar.

Ama bu nereye kadar gider? Siyasetçi bugünü düşünür, bugün taraftarı yeterliyse bu iyidir. Orta ve uzun vade başarı, ülke ve toplum yararı… bir ölçüde umurundadır ama üçüncü, dördüncü öncelik sırasında.

2- Türkçenin dünya dillerinin kökünü oluşturduğu, Eski Türklerin dünyanın pek çok bölgesine yayılarak dünya milletlerinin çoğunun atalığını yaptığı tezi onlara tehlikeli gelmektedir. Bugünkü söylemlerini riske atacak, dikkati kendi gündemlerinden saptıracak savlardır hepsi için. Ve daha fenası pek çoğu dış bağlantılı akımlardır. Bazıları siyasi ve ekonomik olarak milli değildir. Az çok milli olanların da neredeyse tamamı kültürel, “bilimsel”, ideolojik olarak dışa göbekten bağlıdır.

Peki bu durumda bu engeli aşmak için ne yapmalı?

 

27 Haziran 2025

NEREDE YAHU BU GENÇLER?.. İstatistiklere bakıyorum, feyzpuk bayağı bir yaşlı işi olmuş arkadaşlar. Uzmanlar da öyle diyor: Feyzde büyük çoğunluk 55 yaş üstü. 65 yaş üstü ise üçte bire yakın. 35 yaş altı pek nadir.

Burayı beğenmiyorduk ciddi bir şeyler anlatmak için. Burası bar-kafe havasında, neyi ne kadar anlatacaksın. Twit daha genç dediler, orası da gece kulübü gibi. İnstagram daha genç.. Fakat orası da diskotek, pavyon... Bir sonraki aşama randevu evi gibi bir şey mi olacak ne? 🙂

Sahi bu gençler ne yapıyor, ne yapacak? Ne b.k yaparlarsa yapsınlar. Biz önümüze bakacağız. Ortamda kim varsa onunla çalışacağız.

Gençler sokağa çıkmış da.. harikaymış da... Üç gün bağırıp ona buna küfrederler, sonra ortadan kaybolurlar. Bizim zamanımızda.... 🙂 Türkiye'yi sallayan partilerin, örgütlerin yönetici kadroları 30 yaş altıydı. Şimdi baba parasını kesin, tuvalete bile gidemez çoğu... Emekçi gençliği kast etmiyorum. Onlar her zamanki gibi ışıldıyor.

Bakın partilere. En genç genel başkan bile 45 yaşında. Bir tane 46 var. Gerisi hep yaşlı. Lafa gelince herkes gençlik hayranı. Bırakın liderlikleri onlara o zaman. Çıkın partilerden, gençlere teslim edin tüm aktif görevleri...

Neyse, ne... Şimdiden ileri yaşlanmış gençliği mençliği boş vereceğiz, işimize bakacağız. Bu gençlik bizden önce yaşlanacak zaten... 🙂

 

1 Temmuz 2025

İKTİDARIN KÜLTÜREL KOFLUĞU ve FAŞİST SOLUN REZİLLİKLERİ… Gençliğimizde ve hatta 2000’lere dek mizah için şöyle derdik: Mizah, özellikle iyi mizah muhalefetin, özellikle sol muhalefetin işidir. Sağcılardan pek ender kaliteli mizah çıkar… Doğru muydu… Doğru olduğunu hala düşünüyorum. Peki soldan artık neden mizah çıkmıyor, muhalefetten neden mizah çıkmıyor? Çünkü on yıllardır sol tümüyle aşırı sağ haline geldi, en pespayesinden faşist hale geldi.

Tabii bu mizah dergilerine en önde yansıdı. Leman başta olmak üzere sözde solda duran muhaliflerin üretebildiği tek şey kepazelik. Sürekli güncel siyaset yaparak, politikanın b.nu çıkararak para kazanmaya, popüler olmaya çalışmak. Karşı siyasi akımları, onların liderlerini çirkin, çok çirkin, iğrenç çizerek sözüm ona prim toplamaya çalışmak.

Mizahtan anladıkları da bu işte. Beş yaşında çocuk zekasının altında üretimler. Aşağılama ve hakaret. B.k dedik ya, cidden, b.k çizerek, k.ç çizerek, sümük, salya çizerek, bol kıllı adamlar çizerek mizah yaptığını sanmak… Sanki bunları çizenler, bunlara müdavim olanlar Bradd Pitt, Nicole Kidman…  

Buna karşı yapılması gereken kültürel mücadele, siyasi mücadele. O konuda iktidar kanadı kof ve boş. O zaman gelsin adli tedbirler, gözaltılar, tutuklamalar. Pireyi deve yapmalar. Sonuç akıl, zeka, ahlak, kültür ve mizahın daha da gerilemesi.

Günün anlam ve önemine binaen aşağıda ilk yoruma Beethoven’in Hz. Muhammed İlahisini koydum. İnsanlığın atılım çağında ilericilik, ilerici sanatçılarca işte böyle kavranıyordu.

 

3 Temmuz 2025

ÇAV BELLA… denince nedense Tunç Soyer ve Neptün Soyer geliyor aklıma… Aslı Bella Ciao … onu anlatacağım.

Önce bir soru: Benim dil ve tarih yayınlarıma siyasi çevrelerden hiç destek gelmiyor, daima köstek geliyor. Fazla siyasi bireyler de hiç hoşlanmıyorlar zaten benden. Acaba dil konusu çok önemlidir diyerek, ki gerçekten önemli… Siyasete hiç mi girmesem bundan böyle. Çünkü felsefi siyasi görüşlerim tüm kesimlerden bir hayli farklı. Bu da doğrudan siyasi olmayan alanlardaki çabalarımı açıkça baltalıyor.

Çav Bella kan ter içinde zorlu koşullarda çalışan İtalyan emekçi kadınlarına moral vermek için söylenen bir şarkı. Kelime kökenini araştırırsanız bir yığın uyduruk şey okursunuz. Ama aslı şudur: “Ciao” İtalyanca hello, selam demek. Latin kökenli bir sözcük ve bittabi Türkçe “çav, çağır” bağırma, seslenme anlamında. Çav > ciao… Bu kadar doğrudan. Eski Türkçe “çav”dan zamanımıza bir çağır, bir de “çavuş” kalmış. “Çavuş”un eski anlamı bağıran, emir veren.

Bella ise güzel demek. Fransızca “bien” ile, Latin, İngiliz, İtalyan bene, beneficial, bonus vb. ile akraba. Onlar da iyi, güzel demek. Türkçe “beğen, beğenme” köklü. Onun da kökü “bey, beg”, yani beylere layık. Ayrıca bence Türkçe “bil” köküyle de bağlantılı. Bilmek Türkçede yalnızca bilmek demek değil, kabul etmek, onaylamak, hissetmek (feel bella < bilge

Çav Bella devrimci sosyalistlerin şarkısı gibiyken giderek meyhane, taverna, oyun havası müziğine evrildi. Sonra da bir kısım elit solcunun ağzında “ÇAL BELLE”ye dönüştü. Fırsatını bulan bol bol çalsın bellesin bakalım.

 

9 Temmuz 2025

KLİMA … BODRUM … BAĞDAT… Sıcaklardan müthiş rahatsız olan günümüz modern insanı çareyi sıcaktan yanan bölgelere kaçmakta buluyor. Güney sahillerimiz hınca hınç dolu. Bunu yakınlarımıza soruyorum: Daha iki kuşak öncemizdeki ilkel atalarımız sıcak bastırınca yaylalara çıkardı. Kafaları çalışmıyordu tabii. Sıcak bastırınca daha sıcak yerlere toplaşmak varken? Cevapları şu: Ama denize giriyoruz, serinliyoruz. Sıcak hoşaf gibi sulara girip serinlemek… Hadi doğru kabul edelim. Deniz kenarlarına gidiyoruz. Vatandaşın denize girmekten anladığı şey üç dakika dalıp çıkmak. Hepsi bu.

Onun haricinde manda gibi yatıyorlar çıplak vaziyette. İyi ya işte çıplak gezebiliyoruz, diyorlar. İstanbul’da ve hatta Düzce’de bile çıplak geziyorsunuz zaten. Deniz kenarına ne gerek.

Bu işin yarı şakası. O sıcağa nasıl dayanıyorlar? Yüz binlerce klimayı kökleyerek. Müthiş bir enerji kaybı. Korkunç bir çevre ısınması. Sonra da ORMANLAR NİYE YANIYOR diye en çok bilen, şahane fikirler yumurtlayanlar yine kendileri.

SUYU da tüm ahali zalimce, hunharca, gaddarca israf ediyor. Biz klima kullanmadığımız için manyağız, suyu israf etmeyin diye onu bunu uyardığımız için sapığız. En akıllı bu kapitalist kapçık ağızlı insanlık.

Eski Bağdat o cehennem sıcağının ortasında iki büyük dönem dünyanın bilim ve kültür başkentiydi. Sıcağa karşı uygun binalar yapıyor, doğal ve sağlıklı önlemler alıyorlardı. Gayet de sıkı çalışıyorlardı. Sıcaktan kimse erimez. Kültürsüzlükten görgüsüzlükten ölür insanlık ama. Bodrum mu daha ileri Bağdat mı?

Bir yandan tüm insani salaklığa, onun yol açtığı iklim felaketlerine, orman yangınlarına herkesten fazla üzülüyoruz. Bir yandan da eden sonucuna katlanır, yapan sonunda BELASINI BULUR diye içten içe seviniyoruz.

 

10 Temmuz 2025

Atatürk Samsun’a çıkmasa ne olurdu? Celal Şengör anlatmış, 1 MİLYON YÜZ BİN izlenmiş. Bu ise 2 Milyon 600 bin izlenmiş. Ben Atatürk’ün Güneş-Dil kuramını anlattım, hem de ODA-TV’de…  8 bin ancak izlendi. Yapay Zeka ile Atatürk’e dil – tarih – emperyalizm tezini anlattırdım. 11 bin ancak izlendi. Bu kadar mı fark olur yahu…

Sonra aynı kitle, aynı toplum her gün ağlıyor, halimiz niye böyle diye. Bir süre ağlayıp sonra büyük büyük laflar ediyor… Onu suçluyor, bunu suçluyor… En çok AKP’yi, Erdoğan’ı suçluyor. Ama asla kendi haline, kendi seviyesine bakmıyor.

Kötü giden bir şeyler varsa... ki çok var… En büyük suçlu işte bu toplum. Bu starları yaratıp, onların budalası kesilen bu ahali.

STAR SİSTEMİ… 90’lı yıllarda İnsancıl Dergisinde çalışır, yazardık. En önemli misyonumuz “star sistemi”ni deşifre etmekti. Sistem kitlelerin kafasını boşaltmak için boş, gereksiz, zararlı söylem üretenlerin içinde en yeteneklileri alır, star yapar. Toplum o starları baş tacı yapar her alanda ve başı hiçbir zaman beladan kurtulmaz. Bu sistemin olmazsa olmazıdır. Kitleleri böyle esir eder, onlarla oyuncak gibi böyle oynar.

Ben çok uzun süredir ne sistemi suçluyorum bu işte… Ne de bu starlardan nefret ediyorum. Starların adları önemli değil, 40’ı gider, 45’i gelir. Önemli olan kafaların boşluğu, niteliksizliğe gösterilen bu hayranlıktır. Bu insanın doğal seçimi. İnsan aldanmayı, aldatılmayı bilinçli olarak seçiyor. Bile bile seçiyor. Bundan zevk alıyor, böyle huzur ve rahat buluyor. Gerçekler insana batıyor: İNSAN BU…

 

13 Temmuz 2025

ÇALANLAR AMA ÇALIŞANLAR… ÇALANLAR BİR DE ÇALIŞMAYANLAR … Muhalefet aslında iktidarda deyip duruyordum beş altı yıldır. Hem ekonomik olarak muhalefet iktidarı iktidarla paylaşıyor, hem de medya, kültür, “mahalle”, dış bağlantılarla siyasi anlamda iktidarda diyordum.

Bu paralel iktidarın en önemli ayağı belediyelerdi. Açık iktidar sanki beni duydu, o birer devlet bütçesi paraları CHP’ye bırakmam dedi, saldırıya geçti.

CHP belediyelerinden devasa lağım kanalları gibi yolsuzluk akıyor. Mahkemeler sonuçlanmadan yargılama diyenleriniz olacaktır. Mahkemeler beni ilgilendirmiyor. Bu belediyelerin yolsuzluk batağında olduğunu dava açılmasa da biliyorduk. Kenarından köşesinden defalarca yazmıştık.

Peki, iktidar inandırıcı mı, samimi mi? Hiç değil. Kendi tarafındaki çok daha büyük gösteriş düşkünü görgüsüz israfı, şaşaalı hayatı görmüyor. Görmemek ne kelime bunu teşvik ediyor,  bununla övünüyor. Kendi tarafındaki çok daha büyük doymak bilmezliğin üstüne gitmiyor. Bir davalar açılsa çok daha büyük yolsuzluklar kolayca kanıtlanacaktır. Ama dürüst tarafsız görünme ihtiyacı bile duymuyor. Ekonomik kötü yönetimin en önemli ayağı budur.

En kötüsü ne biliyor musunuz. Böyle bir ortamda muhalefet adına her türlü pisliği yapmanız halk katında doğru ve meşru hale geldi. Hırsızlık yaparken yakalansanız cevabı basit: Muhalif olduğumuz için yakalandık. Onlar da yapıyor. Casusluk yaparken yakalansanız cevap hazır. Muhalif olduğumuz için. Amerika’yı, İngiltere’yi yardıma çağırsanız yine meşru. Ne yapalım eziliyoruz, demokrasi yok. Onu bunu alenen satın al, belli olsun: Muhalif olduğumuz için öyle diyorlar. Yalan söyle, dolap çevir, katakulli yap… Her şey meşru. Muhalif olduğumuz için saldırıyorlar… 

Muhalefetin arkasında hala büyük sermaye desteği var. Hala zenginlerin büyük çoğunluğu muhalif tarafta. Dış musluklar ayrı. İktidar oralara da el atarsa şaşmayın.

Fakat toplumsal ahlak? Dibe vurduk mu diye mi üzülelim, yoksa ezelden böyleydik diye mi avunalım. İkisi de berbat.

 

23 Temmuz 2025

En neşeli olmamız beklenen yazlar artık bomb.k geçiyor... Orman yangınları... kuraklık... Gerçi insana dair fikirlerim her gün daha sağlam kanıtlanıyor... İnsanlar bunun farkında mı? Tabii ki hayır... Haklı çıkmak güzel mi? Hayır, berbat... 🙁 Keşke kanıtlanmasaydı... Keşke haksız çıksaydım...

 

12 Ağustos 2025

PİS MİLLET... İki haftadır biraz evden uzaklarda, dışarılardayım... Halkımızın pisliği, çöp kafalılığıyla tekrar yüzleşiyorum. Her kesimden on milyonlarca insan... Sokaklara, sahillere, ormanlara, çevreye azılı düşman gelse bu kadar zarar veremez. Kural tanımaz, terbiyesiz ve arsızlar. B.k gibi emdikleri sigara izmaritlerini her yana saçıyorlar. Ormanlarımızı yakıyorlar, suyu hoyratça yok ediyorlar. Laçka ve palavracı bir iktidar, varlık nedeni yurda zarar, yalancı bir muhalefet....  Vallahi bu milleti yola getirecek, ama ne yöntemle, hangi çizgide olursa olsun yola getirecek bir güç çıksa peşinden gideceğim. Faşist, Kuzey Koreci komünist, cihatçı ... Kim bir düzen sağlayacaksa artık. Onlardan da bir nane olmaz ya, biliyoruz, ama öylesine çaresiziz. 🙁

Kaan Arslanoğlu 




Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...