Laiklik Üzerine Notlar

Laiklik Üzerine Notlar

Not: Bu yazılar yakın zamanda facebook sayfamda beş bölüm halinde yayımlanmış ve tartışmaya açılmıştı…

LAİKLİK ÜSTÜNE NOTLAR… BİR YALAN ŞÖLENİ OLARAK SİYASET (1) Herkesin bir fikri var. Birçok insan fikrini en keskin biçimde açığa vuruyor. Sosyal medya bu şöleni çılgın bir festivale dönüştürüyor. Allah herkesin fikrini daim, keskinliğini bileyli kılsın.

İnsanlığın krizleri, savaşları, ölümcül sorunları, iktidar muhalefet kavgaları bitmez. Hiçbir zaman gündem durulmaz. O anın “korkunç” sorunu birinci meseledir. O biter başka korkunç sorun çıkar. Hiçbir zaman sakin kafayla düşünme fırsatı yoktur. Herkes her zaman ateşli ve müthiş haklıdır.

Oysa tüm bu kanlı kansız kavgalar binlerce yıldır birbirini aynen taklit ederek yinelenir. Çünkü hepsinin sebebi insandır. İnsan ölümcül sorunlar çıkaran kafasıyla bunlara çözüm bulmaya çalışır. Çok doğru bir kadim saptama: Sorun çıkaran zihinle o sorunu çözmeye imkan yoktur.

“İnsan Bu” adlı kitabımı işte bu insanı tanıtmak için yazdım. Önceki kitaplarımın özeti mahiyetinde. Elbette okunmuyor, okunmayacaktır. Okunsa da anlaşılmayacaktır. Çünkü sorun çıkaran kafa nasıl sorun çıkardığını asla anlamak istemez. Sorun tam da budur aslında. Genellikle “Çözüm önerin ne, çözüm önerin ne?” şeklinde takıntılı itiraz sorularıyla karşılaşacaktır. Oysa onların çözüm sandığı şeyler çözüm değildir. Onların “Burada çözüm yok” dedikleri şeyler, varsa bir çözüm aslında ona en yakın önermelerdir. 

Konuyu pek çok yanıyla ele aldım kitabımda. Burada “laiklik” konusundan başlayıp örnekler vereyim de, sizde de kitabın ne anlatmak istediği konusunda bir fikir oluşsun.

Bana göre gerçek sol düşünceden temelden uzaklaşan Türkiye solunun, yine bana göre en olumlu odağı TKP laikliği neredeyse Türkiye’nin birinci sorunu sayıyor. Gerçek sola, sol muhalefete bu kadar büyük ihtiyaç duyulduğu bir ortamda bir komünist partinin birincil derdi nasıl laiklik olabilir? 1789 Fransa’sında mıyız, 1600’lü yıllar İngiltere’sinde mi? Bu komünistler kendilerini Robespierre mi sanıyor, Cromwell mi? Burjuva devrimler çağına mı döndük?

Yeni solda bu işler artık böyle.  Kapitalizm – sosyalizm, sistem çelişkileri siyaseti belirlemiyor. Sosyal sınıf farklılıkları belirlemiyor. Yoksulun, işçinin ruhu bu soldan çok uzak. Emperyalizm kavramı çoğu sol kesimin gündeminden çoktan çıktı. Bunların lafları hiç mi edilmiyor? Hayır, bıktırıcı biçimde fazla söz ediliyor. Ancak reel siyaseti, siyasi saflaşmaları kesinlikle belirlemiyor. Eski sol söylemler yalnızca süs, yalnızca alışkanlık, yalnızca farklı görünüp insan çekme tuzağı. Bu temel sol bakış günlük asıl siyasette hiçbir belirleyicilik göstermiyorsa, olguyu  başka nasıl niteleyebiliriz?

Türkiye’nin en olumlusu TKP’li arkadaşların siyasi saflaşma tercihlerine baktığımızda ne demek istediğim ortaya çıkar. Tüm bu söylem solculuğu kritik bir ana gelince süstür, çünkü işte o anda Amerikancı tarafın temsilcisi Kılıçdaroğlu’na oyu basarlar. Belediye seçimlerinde İmamoğlu’nu yeğlerler. İktidar onu tutuklayınca mitinglerde muhalefetin militanlığına girişirler. Zaten iktidar – sözde muhalefet (yakın zamana dek hiçbir anlamda muhalefet değildiler, basbayağı iktidar ortağıydılar) çatışmasında iki kanadı da eleştirirler, ama daima muhalefete yakın, hatta onun içinde dururlar. CHP onlar için eleştirilecek bir rakip güçtür, DEM eleştirilecek bir rakip güçtür. Fakat AKP – MHP “boyun eğilmeyecek”, mücadele edilecek düşman güçlerdir.

Neden? Çünkü “muhalefetin” sınıfsal yapısına bakmazlar. Muhalefetin,  emperyalizmin uzantısı oligarşinin önemli bir kesimine dayandığını görmek, göstermek istemezler. Muhalif tabanın, özellikle en aktif kesimlerinin zengin, burjuva, yüksek ve orta sınıftan oluştuğunu saptamaya yanaşmazlar. Gerçi zaman zaman bunu eleştirirler, ancak esas ayrım noktası, işin esası şudur: Onlara karşı mücadele etmezler, onları sadece eleştirirler, seçim geldiği zaman aynı safa geçerler. Evet, emperyalizm dediğimizde, Türkiye’de asıl iktidara getirmek istedikleri kimlerdir, açığa vurmazlar. Evet ABD ve AB devletleri AKP ile karşılıklı işbirliği içinde. Ama son 10 yıldır artık onların birinci tercihi değil. Defalarca yıkmaya çalıştılar, olmadı. Şimdiki işbirlikleri şartların dayattığı, kerhen işbirliği. Çocuklar bile biliyor ki emperyalizmin birinci tercihi son seçimde 6-8’lik masaydı. Solcular, komünistler bunu bilmiyor mu? Kılıçdaroğlu seçilseydi Türkiye’de nelerin, ne yönde değişeceğini TKP bilmiyor muydu?

İşte tüm bunları aklamanın, akla uydurmanın en elverişli yolu olarak “Laiklik Elden Gitti” söylemi ortaya çıkıyor. Onun için burada laikliği enine boyuna ele alacağız. “Herkes işbirlikçi olabilir, ama bunlar üstüne bir de laiklik karşıtı, Cumhuriyet düşmanı”. Bu seçim dışında da her ortam ve alanda muhalefete yakın durmanın tatlı gerekçesidir. Aslında bu yanlış saptama sola veya TKP’ye özgü bir saptama değildir. Muhalif siyasilerin sağcısıyla solcusuyla büyük kesiminin ortak bahanesidir.

Türkiye’nin tek meselesi ya da en önemli meselesi AKP’nin devrilmesi midir, değil midir? Büyük muhalif çoğunluk için evet, tek sorun budur. TKP de aynı görüştedir. En azından duruşu böyledir. Ama bunu “solculuk” açısından yanlış buluyorlar ki zaman zaman aksi yönde de fikirler ifade ediyorlar. TKP bu konuda da kararlı görünmüyor. İçinde kalmış sol damar onu sık sık ikirciğe düşürüyor.

Peki laiklik dedik, pek önemli dedik. Sadece o dar açıdan bakalım. Kılıçdaroğlu’na oy veren, İmamoğlu’nu destekleyen TKP muradına erseydi hangi laik güçlerin iktidarına yol açacaktı? FETO’nun, Süleymancıların, Adnancıların; Gül, Babacan, Davutoğlu takımının, Saadet’in vb… Solcuların nicel, nitel gücü bunlardan fazla mıydı da, CHP önderliğinde dengeyi sağlayacaklardı? Bir de AKP’den dönecekler bunlara katıldığında? “Solcular” içindeki mezhepsel laiklik karşıtlığını hesaba katmıyorum bile.

3 bölüm daha var… Devam edecek… (AKP’nin laiklik karşıtı tutumundan çok mu hoşnuduz?)

 

DEVAM EDİYORUZ: LAİKLİK ÜSTÜNE NOTLAR… KARŞI TARAF YÜZDE YÜZ HAKSIZ, BİZ YÜZDE YÜZ DOĞRUYUZ SİYASETİ… (2. BÖLÜM)

AKP’yle birlikte siyasette dinsel söylemin bu kadar öne çıkması hoş bir şey değil. “Hoş değil” derken, seçkinci aydınlar veya gardrop Atatürkçüleri gibi incinmiş   estetik duygular açısından yaklaşmıyorum olguya. İnsani gelişim, toplumsal gelişim açısından tüm beklentileri dine bağlamak ilerletici değil, geriletici bir tavır. Gerçekçi de değil. Ancak dinsel fırsatçı söylemi siyasete AKP sokmadı. İlk önce İnönü soktu. Menderes geliştirdi. Demirel yaygınlaştırdı. Özal tarikata bağladı. Erbakan doruğa ulaştırdı. Erbakan’a karşı ordu, devlet darbesinde laiklik yine vitrindeydi, ne var ki asıl problem Erbakan’ın sistem dışılığı, milliciliğiydi. Bunları her sözün başı hatırlamadan yaptığınız AKP karşıtı laikçilik boş söylem olur.

Ne var ki siyasetin temel ve değişmez kuralıdır. İnce düşünmeyeceksin, altını karıştırmayacaksın, fazla bilgi göz çıkarır. Daima kendi partini kusursuz doğru, karşı tarafı tümden yanlış görüp, göstereceksin. Böyle yapmadıkça taban kazanamazsın. Başarı ise bu yolda sallayıp durduğun yalanları ne derece ustaca savurduğuna bağlıdır. Bizim sol kendine yetecek kadar bir taban kazanır, ama başarı için asla. Siyaset derinliksiz söylem ister, ama bu kadar da yüzeysel değil.

AKP’nin laikliği oyması tabii laf düzeyinde kalmadı. Tarikatların tüm devlete yuvalanması… Neresinden bakılsa, eşitsiz, adaletsiz, tehlikeli, sakat bir tutum. FETO bunlara kötü bir ders verdi, ama o dersi kısmen öğrenebildiler. Benzer yapılar bir ölçüde azalsa da etkisini sürdürüyor. 

Bu kadar çok, ihtiyacın çok fazlası imam-hatip okulu açılması. Parası olmayan insanların eğitimde seçeneksiz bırakılması. Toplumsal motivasyonun, idealist duyguların yalnızca din kültürüyle yükseltilmeye çalışılması. Bir ölçüde dikiş tuttu, bir ölçüde tutmadı. Artan yozlaşmanın önüne geçilemedi. Dinin devlet eliyle bu kadar çok halkın gözüne sokulması, dindar kesimden bazı yazarların bile isyanına yol açıyor. Halkı dinden soğutuyorsunuz, diyorlar.

Peki tamam, da AKP bunları neden yaptı? Başka seçeneği var mıydı? Empati yapmaktan değil, geniş bakmaktan, tabloyu tüm yönleriyle görebilmekten bahsediyorum. Geniş bakışı sol siyasilerden bekleyebilir miyiz? Başka ülkelerde görüyoruz. Bizimkiler o düzeyde değil. Şimdiki sol hiç değil. 

Halkın büyük çoğunluğu Sünni Müslüman olan, büyük çoğunluğu dindar olan bir ülkede solun dine karşı tutumu ne olmalıdır? Yüz yıllık Cumhuriyet tarihinde Dr. Hikmet Kıvılcımlı dışında buna kafa yorup bir şeyler yazan bir sol lider, yazar bilmiyorum. Amerikancı liberal solun önceki AKP veya FETÖ destekçiliği konumuz dışı. Dedik ya, onlar Amerikancı oldukları için liberaller, Amerikancı oldukları için siyasal İslam’la birlikteler. Sol, hiç değiller.

“İnsan Bu” adlı kitabımda din ve sol, din ve komünizm konusunda uzunca bölümler var. İnsanın inanma ihtiyacının, evrimsel doğası gereği kaçınılmaz olduğunu anlatan bölümler var. İnsanları, toplumları neyle ayakta tutacak, neyle ilerleteceksin? Manevi duygularla. Sol bunu temelden reddetti. Marksizm bunu reddetti. Düzeni değiştirince insanların tüm manevi yaşamının değişeceğini varsaydı. Sonra mücadele içinde bir şey anlaşıldı ki, maneviyat olmadan sol sol olmaz, mücadele hiç olmaz, devrim olmaz, devrim korunamaz. Yeni bir maneviyat, hayat içinde, mücadele içinde kendiliğinden kuruldu. Bu elbette aşağıladıkları semavi dinlere benzememeliydi. Ama aynı ona benzedi. Yeni bir inanç sistemi, yeni sol dinler, yeni sol motivasyon kavramları kuruldu. Dinlerin neredeyse bütün ritüelleri ithal edildi. Şehitlik mefhumu bile özümsendi.

Ama bir süre sonra sol kendi özünü kaybedince (zengine karşı yoksul, kapitalizme karşı kamusal üretim, emperyalizme karşı çeper devletler, batıya karşı doğu), gücünü kaybedince maneviyat diye bir şey kalmadı. Ya da maneviyat kalmayınca sol da kalmadı.

Eee, şimdi topluma karşı hangi maneviyat sunulacak? Gençlik ve hayat hangi duygularla ayağa kalkacak? Dini peşinen gericilik ilan etmişsin. Geriye Batı’nın evrensel değerleri kalıyor. İçi boş bir laiklik kavramı, içi boş bir özgürlük kavramı. TKP örneğin. Bir yandan Stalin gibi radikal komünizmin en acımasız figürünü kusursuz ideolojik lider kabul edeceksin, öte yandan LGBT hareketini savunacaksın, “İstanbul Sözleşmesini” savunacaksın. Bu kadar toplamacı zihinlerden bir coşku, buradan bir ruh çıkabilir mi?

AKP’yi suçladık durduk ya hep, bir de soralım bakalım, onlar bu yolu neden seçti? Bir kere adamlar, kadınlar dindar. Koyu dindar. “Dindar olmayın” diyemeyiz herhalde onlara. Seçimlerde çoğunluğu ele geçirince elbette buna benzer şeyler yapacaklardı. Şimdi komünistler iktidara gelse onlara “Dindar olun, her yere cami kurun” diyemeyiz değil mi? Kim iktidardaysa onun borusu ötecek.

Öte yandan bunu yüz yılın vermiş olduğu eziklikle hayli abarttılar mı? Evet abarttılar. Ancak gösterildiği, korkulduğu kadar fazla değil. Doğruya doğru. Aşırıya kaçtıklarında, ki kaçtılar, yüklenmek, eleştirmek, buna karşı mücadele etmek gerek. Ama nasıl? 

Burada yine komünistlerin, solcuların, Atatürkçülerin ters yönden abarttığı bir sava değinmek durumundayız. “Cumhuriyet”e sahip çıkmak gerekirmiş. Doğru mu, doğru. Fakat AKP’nin yıktığı ya da yıkmak istediği cumhuriyete sahip çıkmak gerekirmiş!.. Sanki adamlar padişahlık kurdular da cumhuriyet onlarla bizim aramızda ayırıcı kavram. Yahu en çok seçimden bahseden, iyi kötü, hileli doğru en çok seçim yapan ve apaçık seçimlere dayanarak gelen yine bu AKP. İkide bir darbe yapanlar, darbeye kalkışanlar, ülkeyi bölmek için silahlı kalkışma yapanlarsa TKP’nin koruduğu, aynı safta durduğu cumhuriyetçiler, “laikler”. Kavramlara açıklık getirdiğimizde birçok siyasi söylemin ne kadar bomboş olduğu da görülüyor. Zaten solun başarısızlığının asıl sebebi hiçbir kavramında samimi olmaması.

Devam edecek, 2 bölüm daha var (yarın: “Laiklik Elden Gidiyor Siyaseti”)

 

LAİKLİK ÜSTÜNE NOTLAR… LAİKLİK ELDEN GİDİYOR SİYASETİ… (3. BÖLÜM)

Cumhuriyetçiler, solcular, komünistler toplumu diriltecek bir maneviyat mı verdiler, bir idealizm mi kattılar, özverili yeni kuşaklar mı yetiştirdiler de şimdi her olumsuzluktan dincileri sorumlu tutuyorlar. Hayat boşluk kaldırmaz. Sen kitlelere motivasyon veremezsen ya dinciler verir ya da milliyetçiler…

İbni Haldun’un ortaya koyduğu, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın çok önem verdiği “asabiye” diye bir güç var. Toplumun manevi gücü. Toplumları ayakta tutan, dirilten, ilerleten ülkü gücü. Bir zamanlar bunu sol sağlayabiliyordu. Sol bahar kısa sürdü.

Şimdi toplumu diri tutmak için siyasetçiler yine klasik temel yolu seçiyorlar. Ya din ya milliyetçilik… Başka bir şey icat edilmedi. Bunları İnsan Bu adlı kitabımda ayrıntılı anlattım. İşte en son örnek: Emperyalizme karşı Venezuela’nın tavrına, direncine bakın; İran’ın tavrına, direncine bakın. Solun bu ruhsal bitmişliği sizi hiç mi rahatsız etmiyor?

Her toplumun özveriyle çalışan, idealist görevlilere ihtiyacı var. Bunların sayısı ne kadar fazlaysa toplum o kadar ilerler, ne kadar azalırsa toplum çöküşe geçer. Toplum için gece gündüz çalışan, yemeyip hizmet eden siyasilere ihtiyacı var her toplumun. Kamu görevlilerine. Mühendislere, doktorlara, işçilere… Askerlere, polislere, kurtarma ekiplerine… Bizim solcu gençlerden kaçta kaç oranında çıkar bunlar? Tüm hayali Batı’ya kapağı atmak olan, kapağı atamayınca ülkesini kötüleyen, burada Avrupa değerleriyle yaşamaya çalışan kitlelerden kaçta kaç böyle insan çıkıyor? Çıkıyor yine ama çok az. İstanbul sözleşmesi, LGBT savunusu, Netflix dizi kültürü, yabancı ad meraklısı Cumhuriyetçi, solcu, komünist özentili insanlardan kaçta kaç oranında fedakar kişi çıkıyor? Örneğin, toplumcu tıp anlamında, yoksulları destekleyici çalışmalar yapıyoruz. Bunlar sol kesimden takdir alıyor mu? Hayır, ilgilenmiyorlar bile. Hatta bazıları duyduklarında bizleri AKP’yle işbirliği içindeki hainler gibi görüyor. Eksenleri alt tabakadan tamamen kaymış. Yaşama zenginler gibi bakıyorlar.

Anti-emperyalizm deniyor? Askerlik eğitiminden bile kaçan, askerliği küçümseyen kitleler ülkeye bir saldırı durumunda feminizm yaparak mı vatanı savunacak?

Beğenmediğimiz sağ ne yaparsa büyük ölçüde kendi ikbali için yapsa da, çalsa da çalışıyor, belli temel değerleri faydacı da olsa ayakta tutmaya çalışıyor. Ne kadar yapabiliyor? İşte bu kadar. Yine yozlaşma artıyor, yine temel insanlık değerleri azalıyor. Ama öte tarafta o bile yok. Keskin siyaset yaparken insan biraz da kendi tarafına bakmalı, ama siyasetin doğasında böyle bir şey zaten yok.

İktidar laiklik karşıtı dinciliği belki de daha çok abartacaktı. Kuşkusuz laikliği savunan direnişin bu fazla abartının engellenmesinde katkısı vardır. Neyse o.. Bir şey gerçekse ortaya koyarız. Ancak sanılmasın ki AKP taban ve yöneticileri büyük çoğunluğu itibarıyla muhalefetin gösterdiği gibi fanatik dindar. Laiklik savunusu AKP tabanında ve yöneticilerinde de var. Her olumluluğu kendinizden bilmeyin. İlk bölümde belirtmiştik, sözde laiklik savunucularının cephesinde fanatik dindar, iktidar cephesindeki oranda zaten var.

O bakımdan 30 yıldır fışkısı çıkarılan “laiklik elden gidiyor” çığırtkanlığının gerçek laiklik savunusuna olumlu katkısından çok zararı dokunduğunu hiç değilse komünistlerin anlaması gerekir. Ama onlar da yalancı çoban. Bu tavır asla komünist tavır olamaz. Bu Kemalistlerin Amerikancı kanadının tavrı ve öyle kalacaktır.

AKP’nin laikliği erozyona uğratan tutumlarını her gün görüyoruz. Bunları eleştirmek hakkımız. Çünkü akılcı bir laiklik politikası aslında dinselliğin daha özgürleşmesini sağlar. Bunun aksi tek bir mezhebin öteki mezhep, din veya dinsizlik üstüne baskısını artırır ki, bundan o mezhep mensupları da maddeten, manen büyük zarar görür. Çok örneğini yaşadık, en büyük örneği 15 Temmuz.

Ancak nesnel baktığımızda (nesnel bakınca adamı vuruyorlar mı, nedir bu dürüst bakma korkusu) AKP’nin laikliği geliştirici hamlelerini de görüyoruz. Soyut laflarla safsata peşinden koşmayalım, somut örneklere ve rakamlara bakalım. Kadınların çalışma yaşamındaki ağırlığı oransal olarak arttı. Cumhuriyet’in birçok döneminden daha fazla oranda kadın çalışıyor her alanda. Tarım alanındaki istihdamı dışta tutarsak tüm öteki sektörler toplamında kadın çalışma oranı rekor düzeye ulaştı. Kadın yöneticilerin oranı yine rekor düzeylere çıktı. Artık kadın generallerimiz, en üst ligde orta hakem olarak görev yapan kadın hakemlerimiz var. Kadın sporcularımız cumhuriyetin her döneminden daha fazla sayıda ve açık ara daha başarılı. 

Tesettüre karşı çıplaklık pek çok laikçi tarafından uygarlığın, modern yaşamın ölçüsü sayılıyor. Bu böyle değil ama çıplaklık Cumhuriyetin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttı, yaygınlaştı. Batılılardan bile çıplağız. Bundan gurur duymalıyız!..

Birçok Atatürkçü, solcu için alkollü içki tüketimi laikliğin, Batılılığın ölçüsü sayılıyor. Eğer öyleyse Türkiye süper laik, süper Batılı… Toplam içki tüketiminde patlama yaşanıyor. Kişi başı alkollü içki kullanımı 2000 yılında 1.2 litre iken 2023’de 1.8 litreye yükselmiş. Buna kaçak ve ev yapımı içkiler dahil değil. Avrupa’da ise ortalama 8.5 litre. Evet, var bir fark. Avrupalı ve laik olabilmek için daha çook kadeh devirmemiz gerekiyor, çoook. 

Laiklik elden gitti diyenler ülkeyi acaba hangi tür hayallerle karşılaştırıyor?

Devam edecek… 4. ve son bölüm: Laiklik nasıl bir kuş?

 

LAİKLİK ÜSTÜNE NOTLAR… LAİKLİK NASIL BİR KUŞ… (4. Ve Son Bölüm)  Bu fotoğraftaki iki kişi arasındaki fark ne? Dün ondan bahsettim. Konuyu tek karede özetliyor (bu yazının yukardaki kapak fotoğrafı).

Biz devam edersek… Bu iktidara ve genelde iktidarlara karşı muhalefet etmek haklı, meşru ve gereklidir. Fakat muhalefet nasıl yapılacak? Ciddi düzeyde hastalanmış kafalarla mı, yoksa sağlıklı kişiliklerle mi?

Ülkenin iyi muhalefet partilerine, iktidardan iyi bir ana muhalefet partisine ihtiyacı var. Durum ne? Tam tersi. 22 yıldır iktidara gelemeyen partiler ve onların tabanları suçu kendilerinde bulacaklarına AKP’de buluyor. CHP’den zerre kadar umudum yok. Fakat teorik olarak onun da düzelmesi lazım ülke ve halk çıkarı açısından baktığımızda. Bunun için daha solda birilerinin ona baskı yapması gerek. TKP’ye bu noktada büyük görev düşüyor. O ve öteki sol gruplar bu görevlerini yerine getiriyorlar mı? Hayır. Çünkü CHP’den daha solda değiller, ortada sol kalmadı.

Bırakalım solu şunu bunu, oradan da bir şey çıkacağını düşünmüyorum, olgulara daha akılcı, dürüst, nesnel, bilimsel bakmaya çalışalım. Bir çözüm çıkacaksa ancak böyle bakmaktan çıkar zaten. Hayata dürüst, namuslu bakmak bu kadar mı zor?

Türkiye’de her şey mi kötü, çok kötü? İyi bir şey yok mu? AKP’nin her yaptığı mı kötü mü? Hiç mi iyi yaptığı bir şey yok? Her şeyi ve Türkiye’yi her konuda karanlık gören on milyonlar var. Bu açıkça ruhsal bir hastalık. Bu hastalıkla nasıl iktidara gelecekler?

Gelemiyorlar, yeni kuşakları da hasta etmeye çalışıyorlar. Kendini hasta etmiş ve bu hastalıktan kurtulmak istemeyen bir muhalefetle AKP’den nasıl kurtulacak bu ülke? Bir gün hadi iktidara geldiler diyelim. Bu hastalıkla bir ülke yaşar mı? Doğaya aykırı. Nasıl bir kısır döngü, nasıl bir karabasan bu? 22 yıldır kararmış ruhlarla iktidara hizmet eden, ülkeyi tahrip eden bir muhalefet. 

Ve yine laikliğe dönersek… Nedir bu laiklik? Bunun tam olarak ne olduğunu şöyle adamakıllı, ayrıntılı tarif edebiliyor musunuz? Etseniz belki ikna olacağız, sizin gibi düşüneceğiz.

Laiklik elden gitti de, ne zaman vardı? Bu sorunun cevabını vermelisiniz önce. Atatürk dönemi laikliği mi sizce uygun, yoksa ondan hayli farklı hale gelen İnönü tek parti dönemi laikliği mi? Yoksa merkez sağ iktidarlar dönemi laikliği mi iyiydi? Yoksa 1980-2002 dönemi arası laikliğini mi tercih edersiniz? Bu farkları bir ortaya koysanız, belki sizin solculuğunuz nasıl bir solculuk, sağdan neresi farklı, anlayabileceğiz.

Sosyalist ülkelerde, örneğin SSCB’de laiklik var mıydı? Dini yasaklamak laiklik karşıtlığı değil miydi? Komünist öğreti bağnaz bir dine dönüşmemiş miydi? 2. Dünya Savaşı zamanında dini pompalamak, savaş bitince yeniden yasaklamak tutumuyla laiklik arasında nasıl bir bağıntı kuruyorsunuz?

Batı Avrupa ülkelerinde veya ABD’de nasıl bir laiklik var? O laiklik modelini benimsiyor musunuz? Bu ülkelerde Müslümanların, Sihlerin, Budistlerin hala küçümsendiğinden; Müslümanlara karşı özel düşmanlık ve ayrımcılık yapıldığından haberiniz yok mu? Bu ülkelerin emperyalist sömürgeci motivasyonunun altında başlangıcından bugüne Haçlı kafası yattığını inkar mı ediyorsunuz? Bugün hala Müslümanlığa karşı Haçlı seferlerinin devam ettiğini görmüyor musunuz? Bu ülkelerde Hristiyan adı taşıyan iktidar partileri olduğunu biliyor musunuz?

Avrupa’da, Amerika’da İncil üstüne el basarak resmi yeminler edildiğinden de mi haberiniz yok? Kilise nikahının devlet sosyal işleyişinin bir parçası olduğunu filmlerde de mi görmediniz? Hristiyanlığın ve Yahudiliğin dünya “laik” iktidarının başında olduğunu ilk benden mi duyacaksınız?

Atatürk’ten örnek alınarak döneme en uygun laiklik anlayışına gelinmesinden yana olduğumu söyleyeyim. Yine de bu konuda ne yaparsanız yapın tam olarak kimseyi tatmin edemeyeceğinizi ekleyeyim. Çünkü bu, öyle bir şey değil, tıpkı “demokrasi” gibi.

Şu anda bir arkadaşımın yorumunu gördüm, ekleyim: “Şöyle bir yanlış anlama oldu sanırım. Solcular toplumun somut, maddeye dayalı sorunlarına çözüm arıyorlar da , maneviyata hitap edemiyorlar gibi. Gerçekte olansa solcular toplum sorunları karşısında metafizik düzeydeler, uçuyorlar. Metafizik düzeyden maddi manevi diyalektik seviyesine inmeleri bekleniyor haşmetmeaplarından.” Özgür Önal

Tüm siyasi konuların insan doğasıyla yakından bağlantılı noktalarını anlattığım "İnsan Bu" kitabımı tekrar anımsatayım. Okuyun artık şu kitabı! Boş boş konuşmaktan kurtulun artık! Kuramsal tartışma için her zaman hodri meydan dediğimi belirteyim. Şimdilik konuyu kapatayım.

 

HAYIRLI BAYRAMLAR… “Laiklik Üstüne Notlar” başlığıyla 4 bölümlük bir yazı dizisi yayımladım burada. Size bir şey itiraf edeyim mi: Bunu gayet faydacı bir amaçla “İnsan BU” adlı kitabıma dikkat çekmek için hazırlamıştım. Yazılar çok okundu, büyük beğeni topladı. Birçok kişi özelden veya buradan kutladı. Fakat kitap tek bir fazladan okur kazanamadı. İki yılda toplam 128 adet satılmış. İnce bir kitap. Pahalı da değil. Her şey, tüm bu konuların ve başka şeylerin özü orada yazıyor. Fakat okumuyorlar arkadaş!.. Burada bölük pörçük oyalanıp eğlenmek herkesin daha bir hoşuna gidiyor demek ki… Keşke bu laiklik yazılarını o kadar özenli yazmasaydım… 🙂 

STAR SİSTEMİ… Cengiz Gündoğdu’nun kavramıdır bu. Onunla birlikte “İnsancıl” dergisindeyken “star sistemine” karşı çok mücadele ettik. Fakat başarılı olamadık. Yine de bu çaba devam ediyor.

Nedir star sistemi? Aşağılık kapitalist sistem, kitlelerin, özellikle okumuşların, “aydınların” beynini yıkamak, onları ele geçirmek için starlar yaratır, starlar kullanır. Starların kim oldukları önemli değildir. Zaten bir süre sonra çaptan düşer veya unutulurlar. Yerlerine illaki birileri gelir. Maksat boş değerler ve kalitesizlikle sistemi yedirmektir.

İlber Ortaylı da turnusol kağıdı oldu. Benim, bizim bir tarih dil tezimiz var. Aslında Atatürk’ün tezi. Buna karşı Batı güdümlü resmi tarih tezi var. İlber Ortaylı türünden alimlerin egemen kıldığı. Kim kimden yanaymış, kim nitelikten yanaymış iyice belli oldu.

Fakat işin özü kavranmazsa, star sistemi kavranmazsa, İlber gider, Dilber gelir, hiçbir şey değişmez.

Kaan Arslanoğlu




Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...