Şairime Mektuplar ve Aziz Nesin'e Mektubum

Şairime Mektuplar ve Aziz Nesin'e Mektubum

Aziz Nesin'e bir mektup yazarak benim de katkıda bulunduğum, çok sayıda şair ve yazarla ilgili çok sayıda yazarın birer bölümü bulunan ilginç kitap çıktı.

Yayınevinin kısa tanıtım notu şöyle:

ÇIKTI! / "Başarılı derleme çalışmaları ile edebiyatımıza katkı sağlayan şair Seçkin Zengin’den yeni bir kitap derleme kitabı; Şairime Mektuplar

Günümüzün birbirinden değerli yüz on dokuz yazarının buluştuğu, şimdi aramızda olmayan Türk ve Dünya edebiyatının önemli şairlerine yazılmış ve sizlere çok farklı bakış açısı sunacak olan mektuplardan oluşan bu kitap, aynı zamanda bir vefa kitabı olarak nitelendirilebilir.

Unutulmak istemez hiç kimse, unutulmamalıdır da. Bizler kitabın düzenleyicisi olarak unutmadık, okur da kitabı okuyarak unutmamalı."

Shopier satış linki;

https://shopier.com/3908323

İletişim; klarosyayinlari@gmail.com

Telefon; 0552 522 92 15

 

İŞTE O MEKTUP

Değerli Ustam Aziz Nesin,

Size durduk yere mektup yazacağım emin olun yoktu. Gerçi sık sık aklımdan geçmiyor değilsiniz… Ama insan her aklından geçene, hatta zihnini bir hayli meşgul edene mektup yazmıyor... Bu mektubu size belli bir proje kapsamında bir arkadaşça önerildiği, hatta bir hayli ısrarlı istendiği için yazıyorum. Böylece aklımdan sürekli geçen bazı şeyleri size sorma olanağına kavuşacağım... Sorular ve oldukça derin sitemler... Bunları siz sanırım kaldırırsınız da.. (pek emin miyim? Hayır…) acaba okur kaldırır mı, daha ona gelmeden editör ve yayıncı kaldırır mı? Deneyip göreceğiz. Öyle baştan da korkutmayayım milleti. Bana göre son derece normal düşünceler. Ama herkese olağan gelir mi, bilemem.

Çocukluğumda çocuk kitaplarını saymazsak yetişkinler için yazılmış edebiyatta ilk okuduğum yazarlardan birisiniz. Hatta Türk edebiyatçılar arasında belki de ilk yazar, hiç olmadı ilk birkaç yazardan biri...  Babamın okuduğu, çok beğendiği, hatta bazı bölümlerini evde yüksek sesle okuduğu “Zübük” mesela... O bitirince ben okumuştum. Türkiye'de birçok kuşağa edebiyatı mizahla sevdirmiştiniz. Hem edebiyatı, hem mizahı sevdirmiştiniz. Gerçi bu toplum Dede Korkut'dan, Nasrettin Hoca, Bektaşi fıkralarından gelen güçlü bir mizah geleneğiyle yaşamaktadır. Bunu siz 60'lı, 70'li yılların modern ve toplumcu anlayışıyla yeni bir düzeye taşımıştınız. Böylece haklı bir ün ve saygınlık kazanmıştınız. O dönemlerde yükselen sol dalgadan da epeyce yararlanmıştınız bu arada. Ancak o dalgayı bin bir eza, cefa çekerek, onca emekle yaratanlardan biriydiniz. Yani bunu hak etmiştiniz sonuna dek... Sonuçta siz solculaşmamda, edebiyatta okur ve yazar olarak ilerlememde emeği geçenlerden birisiniz. Teşekkür ederim. Onca hikayeyi, romanı, “Zübük”ü, “Yaşar Yaşamaz”'ı, "Muni... muni?" diye sorup duran çocuğu, “Gol Kralı”nı unutmak mümkün mü? Sonradan ilk gençliğimde “Surname” yi de okumuştum, bir ciddi romanınız olarak.. Onu da çok beğenmiştim. Tabii mizah anlayışları döneme göre fazlasıyla değişiyor. Bence hızlı şekilde gelişiyor. O mizahınızı şimdi okusam o kadar güler miyim, bilemiyorum ya da yeni kuşaklar güler mi? Ancak Türkiye'de bir öncü ve usta olduğunuz kesin.

Şimdi gelelim soru, sitem ve eleştirilere. Bizim kuşak… 78 kuşağı, 80 öncesi, 75-76'dan başlayarak hızla ve en keskin halleriyle siyasileşirken... Edebiyattan da koptu. Sizin yaptığınız siyaseti de, edebiyatı da küçümsemeye başladık... Aramızdaki makas açılmaya başladı. Eee, her bir şeyin en doğrusunu, en devrimcisini biz yapacaktık… kolay mı! Bunda belki asıl kabahat bizdeydi, ama sizlerin de bize yeterli yol göstericilik, liderlik yapabildiğinizi söyleyemeyeceğim... Kulvarlarımız hayli kaymıştı birbirinden.

 

80 darbesinden sonra hep birlikte ezildik. Tabii en çok bizim kuşak ezildi. Epey sonraları doksanlara doğru kafamızı kaldırmaya başladık. Benim ilk romanım 88 yılı başlarında yayınlandı. Siz 1995'de bizden ayrıldınız. O zamana dek biri teorik, geri kalanı roman, beş kitabım ve çok sayıda dergi makalem çıkmıştı... Başka deyişle aynı ülkede ve hatta aynı siyasi kanatta yaklaşık 8 yıl birlikte yazarlık yapmışız. Fakat yollarımız hiç kesişmedi, hiçbir yerde gıyaben bile rastlaşmadık. Tabii bunda da asıl kabahat bende. Bizim gibilerde, değil gidip büyüklerin elini öpme, saygı sunarak bir kitap gönderme, bir mektup yollama huyu dahi yoktur... Sizlerde de (büyük çoğunluğunuzda) genç yazarlara değil destek çıkma, onları tanımaya, okumaya çalışma huyu bile yoktur...

 

Gerçi şu da var ki: Siyaset ve edebiyat alanlarında sizinle hep köşe kapmaca oynadık, sanırım bir de ondan dolayı bir yerde buluşamadık. Biz 80 öncesi ve hemen sonrası yıllarda aşırı siyasi idik, sonra ezildik... 80'li yıllar sonunda biraz da mecburiyetten ya da tek yol kaldığından  edebiyata yöneldik. “Yöneldim” diyeyim. Büyük çoğunluğumuz olumlu hiçbir şeye yönelmedi, o da ayrı mesele. Siz o aralar edebiyatı bir hayli boşlamış, “aşırı siyaset”e yönelmiştiniz. İşte o zaman da bizim gördüklerimizi, o alanda verdiğimiz mücadeleyi görmemiş ya da görüp önemsememiştiniz. O yıllarda bir ve birkaç çevrede örgütlenip, bazen de bağımsız olarak bir şeyler bağırıp çağırıp anlatmaya çalışıyorduk. Ne anlatmaya çalışıyorduk? Sizi görsem bunları soracağım. Bir şeylerin farkında mıydınız?

 

Evet, ne anlatmaya çalışıyorduk? 80 sonrası, adeta tek elden kontrollü, sistemli bir çalışmayla “yeni tip insan” yaratılmaya çalışılıyordu. Siyasette, ideolojide, ahlakta, medyada, sanatta, edebiyatta… Her şey oligarşi ve emperyalizmce yeniden dizayn ediliyordu. Bu alanlardaki karşı devrimci faaliyet yüksek bir eşgüdümle bir bütündü; bunu görmemek olanaksızdı.

 

Öteki alanları bir yana bırakalım, edebiyat alanına bakalım. Edebiyat bütünüyle sermaye medyasının güdümüne girmeye başlamıştı. Edebiyat eleştirisi kurumu giderek zayıflıyor, kitap tanıtımı ve reklamı bunun yerini alıyordu. Büyük gazeteler ve büyük yayınevleri yeni tip bir edebiyat yaratıyor, yeni starlar üretiyordu. “Eylülist” edebiyat ya da “küfür romanları” denen dönem başlamıştı. Yeni edebiyat ve bunların kalabalık yeni tip okuru, sol, sosyalist, hatta edebi değerlerden giderek uzaklaşıyordu. Yeni edebiyat aksine bu değerlere karşı kampanya yürütüyordu. Kapitalizm yanlısı, küreselci, emperyalist batının açıkça örgütleyip desteklediği bir edebiyat. Türkçesi, dili bozuk, kurgusu zayıf… Gerçekliği perişan… ama yeni tip köle liberaller yetiştiren bir sanat ve edebiyat.

 

Tüm direnişimize karşın bu direniş sizlerce desteklenmediği için ve zamanın ruhundan ötürü itirazlarımız çok zayıf kaldı. Gerçi sizler de bu konularda az buçuk bir şeyler söylediniz, ama işin ciddiyetini hiç kavramadınız. Neden? “Ün” başınızı döndürmüş olmasın? Nasıl olsa sizler istediğiniz gibi konuşabiliyordunuz, sözleriniz dinleniyordu… En kolayınıza giden, sizi kafaca daha az yoracak yollara girdiniz ve bol alkış aldınız!  

 

Siz “büyük siyaset” yaparken karşı devrimci yeni liberal, liberal faşist, sol liberal entelijansiya müthiş başarılar elde etti… Siz siyaseten direneceğim derken, medyada, sanatta, edebiyatta demode konuma düştünüz. Bunu neden anlayamadınız? Onlarsa siz sağken zaferlerini kolay ve erken ilan etmişti. Yeni edebiyatın starları, kısa süre içinde, yürütülen büyük siyasi operasyonların da koçbaşları, tetikçileri haline geldi. Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Ahmet Altan, Elif Şafak, Adalet Ağaoğlu, Ahmet Ümit, Ayşe Kulin isimlerini düşünün. Sonra sizin birçoğunu göremediğiniz daha başka genç starlar… Yeni edebiyat starlarının büyük çoğunluğu önce PKK uzantısı legal partilerin, sonra da AKP'nin destekçisi konumunda yeni dönem insanının oluşturulmasında siyasi, ideolojik ve edebi büyük hizmetler gördüler...

 

Siz ne yapıyordunuz buna karşı? Gerçi maalesef erken öldünüz ve sürecin tam olgunlaşmasını göremediniz. Evet, siz bu ara sürekli “büyük siyaset” yapıyordunuz. Büyük tehlikenin en çok ve esas olarak radikal dincilikten, siyasal İslam'dan geleceğini söylüyor ve sürekli bu tehdide karşı uyarıyordunuz. Haklı çıktınız mı? Evet. Ve bu yüzden size büyük bir öngörüşlülük atfedenler, bu konuda sizi iyice yüceltenler çok. Ben onlarla aynı fikirde değilim sayın Hocam, ne yazık ki! Eski adıyla BOP projesi bir bütündü. Buradaki en güçlü odaklardan biri, evet, elbette siyasal İslam’dı. Ama onun içinde de emperyalizme kısmen karşı odaklar vardı. Sonradan bazıları tasfiye edilecekti. Yani olay laiklik-aşırı dincilik kavgasından ibaret değildi. Üstelik dincileşmek salt bir inanç olgusu, sadece ideolojik bir problem değildi. Bunun sosyolojik, ekonomik ve emperyal planlarla ilgili derin kökleri vardı. Siz bunları yeterince göremediniz Ustam. İşi dar bir dindarlık - ateistlik kavgasına hapsetmeye çalışan ihtiyar ama duyguları ergen zihniyetlere bolca hizmet ettiniz. “Türk halkının yüzde altmışı aptaldır” diye başlayan ve bu sözde büyük hikmet arayan milyonlarca okumuşa ve kendini solda gören aptallara avunma ve başkalarını aşağılama malzemesi verdiniz.

 

Oysa bu dönem aydınlar aydın olmaktan, sol sol olmaktan giderek çıkıyordu Hocam. Bunu göremediniz. Solun ve yeni tip entelijansiyanın.. dedik ya.. pek çok alanda… ABD'nin, AB'nin güdümüne girmesi... Emekten ve yoksullardan yana siyasetin, yerini en kaba ve en kanlı Kürt ve Türk düşmanı PKKcılığa bırakması… Halkı sevmeyen, tuzu kuru yeni tip bir muhalefet… Faşist tonda solcumsu görünümlü liberalizmin her yanı sarması... Merkez sağ ve sosyal demokrat hakimiyetindeki 90’lı yılların çürümüş toplumu, ilişkileri… Başarıyla oluşturulmuş yeni tip kirli insanlar… AKP bu ortamda iktidar oldu sonradan.. Tüm bunlara karşı bir şeyler demişseniz bile vaktiyle, ki bazılarını biliyorum, sizdeki kaba din karşıtlığının gölgesinde kaldı.

 

Bir de şu var elbette: Bu ülke için, insanlık için, pırıl pırıl aydınlık insanlar yetiştirmek amacıyla, yoksul çocukların eğitimi için özveriyle büyük gayretler sarf ettiniz... Vakıf kurdunuz. Bu hizmetlerinizi milyonlarca kişi teşekkürle, takdirle karşıladı. Bunlardan biri de benim. Ama kendi çocuklarınızı kendi dünya görüşünüze uygun yetiştirebildiniz mi acaba? Bu aslında solun büyük bir sorunudur bizim ülkemizde. Solcuların çocukları genellikle solcu olmuyor. Ya da öylesine solcu oluyor, zamane solcusu.. Keşke hiç solcu olmasalar diyebileceğimiz karakterler… Çoğu konuda sağcı, lafızda solcu.. Hatta bu yüzden bir makale yazmıştım: “Solcular Çocuk Yapmasın!” Yarı şaka yarı ciddiydi. Birçok kişi espriyi de anlamadı, ciddi yanını da.. Belki anlamak istemediler. Anlayıp hak veren de binlerce kişi çıktı ama… Şöyle de onlarca tepki aldım: “Ne yani... sağcılar mı çocuk yapsın.. AKP trolü müsün sen? İnadına daha çok çocuk yapacağız...” falan.

 

Halbuki verdiğim örnekler, ünlü solcu ebeveynlerden çıkma, çakma solcu, liberal çocuk örneklerinin çoğu AKP destekçisiydi. Tepki gösterenler o dönem bu çakma solculuğun aslında sağcılık, hatta aşırı sağcılık olduğunun elbette farkında değildi. Mizahtan anlama düzeyleri ise balta gibiydi.  

 

Hey gidi yüzde 40... Size işte bunu da sormak istiyorum. Sol sağa dönüştükçe mizahı da bitmedi mi? Bunda sizler gibi ustalarımızın hiç mi payı yok? Bir mizah ve edebiyat ustası olarak siyaseti kök bağlamından kopuk bir yöntemle aşırı ciddiye alırken acaba bir şeylere zarar mı verdiniz? Hem edebiyata, mizaha hem de yanlış yerinden tuttuğunuz siyasete.

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Fahri Kumbul

    Fahri Kumbul 29.09.2020

    Yüzde 60 sözündeki mizah unsurunu kendisi açıkladı: “Yüzde 92 diyecektim, dilim varmadı.” Sözüne yıllar sonra getireceği bir başka açıklama ise “Bu demek değil ki Türk halkını sevmiyorum ve bütün Türkiye aptaldır... Bir annenin çocuğu geri zekâlı olsa ne yapar, hayatını ona adar. Ben de aynısını yapıyorum işte!” şeklinde olacaktır. Kenan Evren’le uğraşmaktan başını alamadı. Halkın en çok tanıdığı ve toplumdaki kara mizah durumlarını “Tam Aziz Nesinlik” diye tanımlayarak adını andığı bir ustadır. Bence Aziz nesin, tavrı ve duruşuyla Türkiye’nin en önemli ve gerçek aydınlarının başında gelir.

  • mete demirtürk

    mete demirtürk 29.09.2020

    Sanırım Hocam, rahmetli sizi aforoz ederdi. Belki öte tarafta etmiştir bile. Ne acı ki, hiç birinde, bir F. Naci, bir M. Fuat tavrı olmadı. Geçenlerde bir yerde okudum, "Y. Kemal kendinden başkasını düşünmezdi." Şimdi o ünlü dizeyi değiştirmek istiyorum: Kabahat senin demeye dilim varmıyor ama, kabahatin çoğu senin ey aydın, ey yazar, ey burnundan kıl aldırmaz canım kardeşlerim...

  • Ilknur Arslanoglu

    Ilknur Arslanoglu 24.09.2020

    Çok etkilendim, çok beğendim. İnşallah diğer okurlar "keller yağırlar, birbirini ağırlar" demez

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.