Ateş ve İhanet

Ateş ve İhanet

Ateş ve İhanet (COVID Kliniğinde Sağlık Çalışanlarının Deneyimi)

Okuyanların “iyi ki okudum” diyeceği bu kitapta korona salgınına karşı fedakarca savaşan kadın-erkek, her kademeden isimsiz kahramanların anlattığı her şey… Her görüşülenin dile getirdiği her sözcük… Beyinlere kazınacaktır. Kazınmalıdır.

Kitap iki bölümden oluşuyor. Daha doğrusu iki ana konudaki kapsamlı sosyolojik çalışma üstüne yazılmış iki aşamalı bir eser. İlk ve daha geniş bölümde Korona Salgınıyla mücadele eden birçok kademedeki sağlık çalışanları ile ayrıntılı görüşmeler yapılmış. 49 kişiyle. Çoğu üniversite hastanesinde, bir bölümü devlet hastanesinde ve özelde çalışan hoca, uzman doktor, asistan doktor ve hemşireler görüşmeci olarak seçilmiş. İkinci bölümde salgın sırasında ilk üç aylık istifa-emeklilik yasağı kalktıktan sonra emekliye ayrılan veya istifa eden 19 hekimle görüşme yapılmış.

Derleyen ve çalışmanın liderliğini yapan: Ali Ergur… Ali Ergur sosyoloji dalında profesör doktor. Bu sosyolojik çalışmayı yürüten yapıtın öteki yazarları Cansu Çobanoğlu, Şadiye Nuhoğlu, Nurdila Eryıldız, Merve Şengül, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji bölümünden. Bir diğer çalışmacı, yazar Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur Pamukkale Üniversitesi (Denizli) Göğüs Hastalıkları bölümü hocası ve aynı zamanda sosyolog. Dr. Nazlı Çetin aynı üniversite, aynı bölümde asistan doktor. Tıp doktoru Pınar Bostan ise İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde bir bölüm başkanı.

Kitapta, yapılan görüşmelerden konulara göre kısa veya orta uzunlukta çok sayıda alıntı var. Konuların başlarında, aralarda ve sonlarında yazarlarca olguların bilimsel değerlendirmeleri, literatürden bolca fikir aktarımı ve gönderme, birtakım nesnel yorumlamalar yer alıyor. Görüşmelerden yapılan bu alıntılar benim için hem ilginç, hem öğretici oldu. Keza ana konunun alt başlıklar altında bilimsel gözden geçirilişi de... Yine de görüşmelerden aktarımları daha çarpıcı ve yararlı bulduğumu söyleyebilirim. Olgunun psikolojisi ve edebiyatta işlenecek yönü beni daha çok ilgilendirdiği için. Ancak akademik sosyolojik açıdan yazar yorumlamaları da katkı koyucu ve her bakımdan öğretici kabul edilecektir kuşkusuz.

Bence okuyanların “iyi ki okudum” diyeceği bu kitapta korona salgınına karşı fedakarca savaşan kadın-erkek, her kademeden isimsiz kahramanın anlattığı her şey… Her görüşülenin dile getirdiği her sözcük… Beyinlere kazınacaktır. Kazınmalıdır.

Neler bulacaksınız, hangi soruların yanıtlarıyla karşılaşacaksınız o anlatımlarda… Hepsini elbette sayamam, ama notlar aldığım, işaretlediğim, önemsediğim başlıca noktalar: Sağlıkçıların endişeleri, korkuları, cesaretleri, özverileri, görev bilinçleri, çekinik duranlar, ateşin üstüne atılanlar, sonradan açılanlar, bir “savaş metaforu” olarak koronayla mücadele, dışlanmalar, kızgınlıklar, kendi aralarındaki ilişkiler, aileleriyle ilişkileri, çevre desteği, toplum desteği, idarenin olumlu, olumsuz tutumları, salgının yönetimiyle ilgili düşünceler, tedavinin bilimsel yanıyla ilgili yaklaşımlar, korona savaşçılarının ruh durumları, olguyu kafalarında yaşayışlarının bin bir halleri… Görüşme yapılanların hepsini sevdim ama, en çok tuttuğum birinci bölümün 22 numaralı görüşmecisi oldu. (Görüşülen sağlıkçılar kitapta “görüşmeci” diye geçiyor. Görüşmeci görüşmeyi yapan değil midir? “Görüşülen” denseydi? Belki sosyolojide terim böyledir. Her neyse…) Çarpıcı ifadeler… Göz yaşartan aktarımlar… Her birini kucaklamak isterdim, tabii görüşmeleri yapanları da… :) 

Bir de örneğin sosyal medyanın, internetin yıkıcı yanına son dönemde daha fazla odaklanmıştım; oysa birçok görüşmeci tedaviler, uygulamalar, önlemlerle ilgili sosyal medya paylaşımlarının kendilerine çok yarar sağladığını belirtmişler. Olumsuz yanları dışında faydasının ağır bastığını ifade etmişler. Bu da farklı bir ele alıştı benim için. Tabii daha çok meslek içi whatsapp gruplarını kast etmişler. Face, twit vb. hengamesini değil.

Çalışma hayli nesnel bir sosyolojik inceleme olarak planlanmış ve öyle yazılmış. Başarılı bir yapıt. Belirtmek gerekir ki bu salgının sosyolojik, psikolojik, siyasi boyutuyla ilgili birçok tartışmaya veya itiraza yer verilmemiş. Olgunun benim de tartışmaya açmak istediğim, gündeme getirmeye çalıştığım farklı bazı boyutlarına değinilmemiş. Elbette her kitaptan her şeyi bekleyemezsiniz. Özellikle akademik bir yapıtsa bu, nesnelliği sanırım biraz abartmak, “uç görüşleri” ise hayli törpülemek, hatta yok saymak zorunda. Bilimsel nesnellik açısından biraz kuru ama gayet tutarlı böyle bir çizgi sonuna dek korunmaya çalışılmış. Sonlara doğru o nesnellikten biraz fire verilmiş. Sanırım bizim her bakımdan son derece tuhaf muhalefetimizin ve de onun hekim örgütleri içindeki örgütlü gücünün gazına gelerek, rüzgarına kapılarak mı diyelim?  Örneğin şu cümle: “Açıklanan rakamların onlarca katı olduğu tahmin edilen bu toplam sayı…” (s.375) “Sağlık Bakanlığı gerçek rakamları gizliyor… Ölümler açıklananın onlarca katı” yolundaki yalan söylemden biraz etkilenmiş mi görünüyor? “Otopsi Raporu” bölümü salgını gerçeğinden daha olumsuz yönde değerlendirme eğiliminde bulunmakla birlikte, sürecin yönetimi ve sağlık çalışanlarının durumuyla ilgili saptama ve uyarıları elbette olumlu.

Ayrıca salgının yükünün esas olarak göğüs hastalıkları ve sonra da enfeksiyon bölümlerine yüklendiği kitapta fazlaca vurgulanıyor. Görüşmeciler de bu bölümlerden. O da doğru, kimse itiraz edemez. Bu bölümlerdeki arkadaşlarımız için çok endişe ettik, onları çok takdir ettik ve onlara çok teşekkür ettik. Yalnız korona salgınının ön cephede savaşan o arkadaşlarımızdan çok cephenin hemen arkasındaki bölümlerden arkadaşlarımızı vurduğunu, sağlığın temel hizmetlerinden, öteki branşlardaki hekim ve sağlıkçılar arasından çok daha fazla kayıp yaşandığını vurgulamak zorundayız. Muhtemelen “pandemidekiler” hastalara çok daha korunaklı yaklaşırken, öteki kesimler sık sık boş bulunmuşlar. Başka deyişle salgına karşı mücadele sedece pandemi poliklinikleri ve pandemi servislerinde yürütülmüyor. Covidli, covidsiz yürümek zorunda olan tıbbi işler var, aile hekimleri var, o hastaların oraya getirilişi var, vb… Elimizdeki çalışmanın özel bir alanı sıkı incelemesi, böyle planlanması doğrudur kanımca. Ancak bundan sonraki çalışmalarda değişik kesimlerden de görüş alınsa, o taraflar da incelense, derim naçizane.   

Sonuçta bizim çakma muhalefetimizin etkisinde kalıp, TTB görüşlerini savunanların büyük çoğunluğu dahil, değişik görüşlerden, kademelerden on binlerce sağlıkçının bu savaşın içinde özveriyle, birlikte yer alışı toplumsal geleceğimiz açısından umut verici bir işarettir. (Büyük bir çoğunluk bu tutumu göstermiştir – arada az oranda kaçak çıkacaktır elbette – onları da hain diye görmemek gerek – bu aşamada korkan kişi, başka yerde tehlikeye gönüllü atılabilir ya da zaten atılmıştır.) Sağlıkçıların büyük çoğunluğu, mevzu görev olunca, insan canı olunca “o iş başka bu iş başka” diyebilmekte ve hiç caka satmadan, en zor koşullarda her şey normalmiş gibi bozuntuya vermeden işlerini yapabilmektedirler. Kitap bu kutlanası deneyimin psikolojik-sosyolojik boyutlarını hem olgulara dayanarak hem bilimsel anlamda  ortaya koymuş. Teşekkür etmek gerekir.     

“Birtakım hastalıkları olan kişiler COVID görevinde bulunmayabilirlerdi. Ben de aslında onlardan biriydim. Benim de hipertansiyonum var, ilaç kullanıyorum. Ama şöyle düşündüm: Dedim ki ben gidip başhekime desem, kardeşim benim hipertansiyonum var, 53-54 yaşındayım, ben izin istiyorum, desem… O gün kabul ederdi. Fakat şöyle düşündüm: İzin aldığımı düşündüm, eve geldiğimi düşündüm ve 15 gün gitmeyecektim hastaneye. Fakat orada benim bütün arkadaşlarım mücadele ederken benim öyle geri planda kalmam, kendimi riske atarak da olsa böyle bir görev almamam, açıkçası bunca yıllık hekimlik nosyonuma  çok uymuyordu. Kendimi korudum, gerektiğinde çift maske taktım.” Görüşmeci 35

“Ben aşı tedavisi gören bir astım hastasıyım. Benim de izin alma hakkım var. Ki yanlış anlamayın, çok basit astımlar COVID’e girmemek için benden yazı almaya gelirken, biz izin almayı düşünmedik. Ben hiçbir zaman izin almayı düşünmedim, ama ben sürecin başından sonuna kadar çalışmak, hizmet etmek istiyorum. Benim bir tane canım var, ölür giderim. Ama bu hastane, pandemi, sizler ne olacaksınız?”  Görüşmeci 6

“Çevremde görmedim ama, bir haksızlık olduğu için dedim ki istifa mı ettirmek istiyorlar, niye böyle bir haksızlık var, sonra tabii ki de istifa etmedim. O doğumhaneye gittiğim zaman ben buyum dedim. Ben ebeyim. Ben asla istifa edemem.” Görüşmeci 1

“Emeklilik veya istifa, hiç ama hiç aklıma gelmediğini söyleyebilirim. Çünkü şöyle düşündüm: Belki şu esnada emekli olsaydım, çalışmadığım bir dönemde olsaydım, çalışabileceğim bir mekana koşa koşa gidip ne katkıda bulunabileceğimi sorgulamak, bir an evvel işin içinde olmak isterdim.” Görüşmeci 10

Görüşmeci 20 ve daha birçokları… Teşekkürle… Minnetle… 

Kaan Arslanoğlu

Ateş ve İhanet, Derleyen: Ali Ergur, Raskolnikov Kitap, Kasım 2020, 440 sayfa.


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • yusuf gezer

    yusuf gezer 27.01.2021

    kaan bey bu yoksulluğumda bana böyle haberlerle benim gözüm kulağım olduğunuz için candan sevgilerimi yolluyorum bu ülkede cahil kalmak kadar zor bir şey görmedim her kez bir şeyleri saklıyor sanki onlar cennete bizler ise cehenneme gidecekmişiz gibi tekrar söylüyorum gözüm kulağım olduğunuz için minnettarım saygılarımla

  • Peri

    Peri 27.01.2021

    Yorumunu yazarlardan biri tanıdığım onlara göndereceğim çok mutlu olacaklar

  • Feyzullah YÜKSEL

    Feyzullah YÜKSEL 26.01.2021

    Okuduklarım beni duygulandırdı ve düşündürdü.Okuru bol olsun.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.