Değişik Konular (Face Paylaşımları)

Değişik Konular (Face Paylaşımları)

Tamam, ben odunum… Ama arkadaşlarım da pek balta… Bu devirde ve bu ülkede en zor şey, birlikte ve örgütlü hareket etmek. Yazarlığa başladığımdan beri yakın bulduğum insanlarla, özellikle benzer savlardaki yazarlarla birlikte iş yapmaya gayret ettim. Sürekli başarısızlığa uğradım. Elbette bunda kırıp döken odun karakterimin de rolü büyük. Alın işte bu yazı da onun örneği. Fakat baltaların hiç mi kabahati yok!

90’lı yıllardan beri gayet başarılı çalışan dev bir medya şebekesi… Bu büyük taarruza karşı birlikte hareket etmedikçe ne başarılabilir? 172 koldan hâlâ her gün beyin yıkıyorlar. Solu PKK kulu, Atatürkçüleri silme Amerikan uşağı haline getirdiler. CHP HDP’ye kaçtı… Zombileştirdiler tüm kuşakları. Gerçi o kuşaklar da haza… Karaktersiz… On milyonlarca şavşağa karakter nakli mi yapacağız? Şu kaçı kırık internet olanaklarımızla!

Yapılabileceklerin çok fazlasını deniyoruz, tek eksiğimiz dayanışma bilinci. Bilhassa elinden yazı çıkabilen arkadaşlarımızın her biri bağımsız duruş üstadı.  Birlikte görünmemek için en olmayacak bahaneler yaratmakta ne kadar mahirler. (Çok az istisna dışında) Sıra halinde yürümemek, öne çıkmak ya da çok arkada kalmak, sağa veya sola sapmak, kendilerince daha güçlü görünen odaklara kapılanmak için adeta fırsat kolladılar her biri. Belki de bana ifrit oluyorlar ya da bir şeylerden korkuyorlar.

Her neyse! Liberallerdeki dayanışmanın onda biri yok bizim cenahta. Okuru, yazarı bu böyle… Sahte muhalefet tarafında bulunmak hem maddeten hem manen çok kazançlı. Üstelik zamanın ruhu tam onların ruhu. Hem iktidarın nimetlerinden yararlanmak hem de hiçbir şeye karşı sorumluluk hissetmeyip her bir şeyi eleştirebilmek bırakılamayacak bir şey olmalı. Gerçi bizim taraftakiler ufak tefek kazançlar için bile örgütlü hareket etmiyorlar. Ya çok tokgözlüler ya da bizden görünmenin götüreceği getireceğinden çok daha fazla. İyi tarafından bakarak bu baltalığın  tokgözlülükten kaynaklandığını düşünelim. Öyle ya, başka türlü onlar da sürüye katışırdı. Gerçi birçoğu katıştı…

Evet, öyle ya da böyle ben de bundan sonra ben de “sal bırak rahvan gitsin” diyorum. Siz bağımsız mısınız? ( Belki bu arkadaşların yaptığı doğru, cidden) Peki, oyleyse ben taha bağumsuzum… 2021 hepimiz için daha ve çok daha özgür bir yıl olsun. Rahat bir yıl olsun… Zaten problem yıllarda değil, insanda. Sağlık ve esenlikler dilerim tüm okurlara… Saygılar sunarım…      (3.1.2021)

++++++++++++++++++++++++++++++

ALAMUTLU VELİ AĞA… Dr. Hasan Kulakoğlu bu başarılı çalışmasında büyük dedesinin sıradışı yaşam öyküsünü ve ilginç toplumsal deneyimlerini anlatmış.. Bu bir toprak reformu öyküsü.. Öykü dedikse, biyografiyi öykü ögeleriyle birleştirmiş ve bu kitabı hazırlamış yazar. Veli Ağa (Veli Kulakoğlu) Aydın Nazilli Alamut köyünden bir Yörük Türkmen lideri. Bu köy aynı zamanda Madran Baba Alevi yatırıyla da ünlüdür. Ve yine köy dedikse aslında bu kitap o köyün kuruluş öyküsünü anlatmaktadır. Ve aynı zamanda kanunla, devlet eliyle değil, bir toplumcu Türkmen liderinin inisiyatifiyle yerel olarak gerçekleşen Cumhuriyet’in ilk toprak reformunu konu etmektedir.

Veli Ağa, Kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren Egeli efelerin dostudur. Yörük Ali Efe ve Demirci Efe de o direniş eylemleriyle anılmakta öykülerde. Cumhuriyet ilan edildikten sonra devlet göçerlerin yerleşik yaşama geçmesi için telkinde bulunmaya başlar. Göçerlerin de büyük bölümü buna eğilimlidir zaten. Veli Ağa elinde avucunda ne varsa verir, biraz da obasından, dostlarından toplar, büyük bir çiftlik satın alır. Çiftliğin tapusu üzerine çıkarılır. Fakat o kendi iradesiyle bu toprağı aile insan sayısına göre oba halkına eşit olarak paylaştırır. Ve sonra işte bu köy bu ilk eşit paylaştırma üzerine kurulur. İlginç ve okumaya değer bir kitap. 

Prof. Dr. Şadan Gökovalı konuyu daha önce bir makaleyle ele almış, bu kitabı da tanıtmış. Temren Yayınevi, Kasım 2020, 72 sayfa. 

(2.1.2021) 

++++++++++++++++++++++

Almanya'nın en büyük firmalarının adları neden Türkçe? Daimler, Benz, Bayer, Boş, Kurups, ALDI, SAP, Fakir, Adidas, Audi (Bu ikisi "adi" ismiyle dünyanın parasını götürüyor), Dr. Ötker, Yakups, Berkeman... Yoksa bunların soyunda, kuruluşunda Türkler mi var? :) :)  (Geberit-İsviçre Alman markasını da bunlara ekleyelim… 26.12.2020

++++++++++++++++++++++

Benim işim bir psikiyatrist olarak da ruhsal direnci yükseltmek. Ama yook, tedavi kabul etmiyor bilumum zombilerimiz. Ne kadar gerçekse, ne kadar nesnelse o kadar itici bizim dediklerimiz. Milleti kara haberlere, kötücül sözlere şartlandırmışlar… Tüm çevremiz bağımlı kesilmiş felaket tellalarına! Az buçuk olumlu uyaran gelince kasılıp kalıyor ülkemin okumuşu. Sabah akşam şom ağız, kem yorum izlemezlerse… Kahredip, küfretmezlerse… Kinlenip büzülmezlerse… Mutsuz düşüp çökmezlerse… İçleri çekiliyor. Temiz hava ciğerlerini biber gazı gibi yakıyor. Mutsuzluk mutlulukları haline gelmiş!

Tüm çabalarımıza karşın kalplerine ulaşamadıklarımıza… Ne diyelim, hayırlı kaygılar, güzel depresyonlar…

Biz işimize bakalım, önceki günkü YAZIMIZI ANIMSATALIM YENİDEN (26.12.2021) : https://www.insanbu.com/Tip-Bu-Degil-Haberleri/878-1-yillik-rakamlarla-korona-yalanlari-korona-gercekleri-

+++++++++++++++++++++++++++

YETER YETEER… ÖLECEKSEK ÖLELİM… Ne utanmaz arlanmaz, ne haydut bir panik lobisiymiş bu Korona panik lobisi! Bir yıldır yaşattıkları kâbusu sil baştan yaşatacaklar, kafaya koymuşlar! Yıllarca çökecekler boğazımıza. Her her gün her saat Korona oldum, olacağım korkusuyla nefes alamayacağız. Bu baskı, stres, depresyondan kim bilir kaç on milyonlar ölecek.

Behey utanmazlar! Maymun ettiniz 172 milleti… Virüsların sürekli mutasyona uğradığı on yıllardır biliniyor. Bu son mutasyon yüzde 70 daha bulaşıcıymış. Öncekilere göre zaten hani 200 kat bulaşıcıydı, şimdi 340 kat mı bulaşıcı? Hani öncekilere göre 30 kat 100 kat öldürücüydü! Şimdi 170 kat mı öldürücü? Bütün dünyanın hasta olması, dörtte birinin ölmesi gerekiyordu??? Hepimiz ölü müyüz yoksa? Ölüysek niye uğraşıyorsunuz? BU DURUMDA VİRUSA KARŞI ALINAN GEREKLİ ÖNLEMLERİ KİM SABOTE EDİYOR? Komplo kuramı lobisi mi, panik lobisi mi? Panik lobisi her bakımdan kat be kat daha tehlikeli… Medya sırtlanları, bilişim, internet keneleri, korkudan beslenen kimi şarlatan doktorlar, sahte bilginler…  Bu şeytan nefesliler susmadıkça bu iş böyle gitmez!

Yakında 172 millet “yeter be!” diyecek. 172 millet bu şarkıyı söyleyerek sokaklara çıkarlarsa, herkes kucaklarsa birbirini, bir ay içinde ne olacaksa olsun derlerse… :) :)  O zaman ne yapacaksınız!  (22.12.2020)

https://www.youtube.com/watch?v=7uCToEB6d-I

++++++++++++++++++++++++++++

SİZ YİNE DE RUHUNUZU GÜÇLÜ TUTUN TÜM GAM ŞEBEKESİNE KARŞIN, ÖNÜMÜZ YAZ! “En uzun geceyi müneccimle, astronom ne bilir… Sor kaygı hastasına.. geceler kaç saat…” demiş Bosnalı Sabit efendi. Ne kadar güzel ve derin demiş… Ama düşmeyin o duruma. Bugün 21 Aralık, geceler kısalmaya başladı… (21.12.2020)

+++++++++++++++++++++++++++++

AYDINLIK GAZETESİ'NİN ANKETİNE VERDİĞİM CEVAP: “Türkçe Edebiyat” diye uydurulan tırışkadan kavram on yıllardır ülkemize ve kültürümüze karşı yürütülen çok güçlü kampanyanın küçük bir parçası. Amaç Türkçe yazan birçok edebiyatçının Türk olmadığı izlenimi vermek. “Türküm” demekten tiksinti yaratmak. Etnik olarak parçalamak istedikleri ülkeyi ve toplumu önce kafalarda parçalamak. Aynı kişiler pekala Rus, Alman, İngiliz, Fransız edebiyatından söz ederler. Ama iş Türk edebiyatına gelince bunun adı “Türkçe edebiyat” olur. Dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan, sadece bize özgü bir saçmalık. Bu mantıksızlığa gösterdikleri tek gerekçe İngilizcede (ve de Almancada) “İngiliz ve İngilizce” keza “Alman ve Almanca”nın aynı sözcükle ifade edilmesi. German hem Alman hem de Almanca demektir. Ama Türkçede bunlar farklı sözcüklerdir. Zaten yabancılar da “German Literature” derken bunu ülke ve millet edebiyatı olarak anlar ve ifade ederler. Yoksa Almanca edebiyat olarak ya da bir dilin edebiyatı olarak değil. Bir İngiliz “Russian Literature” deyince “Rusça Edebiyat”ı anlamaz. Rusların ve de Rusya’nın edebiyatını anlar. Örneğin Cengiz Aytmatov birçok eserini Türkçe yazmıştır. O bir Kırgız edebiyatçısıdır. Ama Türk edebiyatı içinde anılmaz. En fazlasından “Türk Dünyası Edebiyatı” içinde anılır. Ama aslen Rus edebiyatının içindedir. Batı ve bu işin bilimini yapanlar onu Rus edebiyatı başlığı altında görür.

“Amerikan Edebiyatı”na ne diyecekler peki? Burada hiçbir kaçar yerleri, demagoji imkanları kalmıyor. Var mıdır “American Language Literature” diye bir kavram! Yok. İş bununla bitmiyor. Bir ülkenin vatandaşı yazar o ülkeyle ilgili resmi dilden farklı bir dilde eser vermişse, yine o ülkenin edebiyatı içinde değerlendirilir. Kürtçe veya Rumca yazan bir Türk vatandaşı edebiyatçı da (Kürt, Türk veya Rum kökenli olabilir) Türk edebiyatına dahildir. Nasıl ki Amerikan vatandaşı olup İspanyolca yazan yazarlar Amerikan edebiyatının parçasıysa. (Yorumlarda buna ilişkin iki örneği verdim.) (18.12.2020)

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. Yılların deneyimi sonucu bu bizde böyle.
  • Nedim Pala

    Nedim Pala 05.01.2021

    devam.. insan diye adlandırdığımız yapının, yaşam/hayat denilen evrensel çalışma sistemi içinde.. asıl olarak şuursal, düşünsel bir öz ile hep birlikte organize iyilik, ileriye yönelik pozitif evrimsel bir bütünlük içinde.. her boyutsal katmanın birbirleriyle sürekli etkileşimde bulunan tekil bir holografik bir yapı içinde paylaşmak, diğerini ötekini karşısında ve yanındakini .. en az kendisi kadar düşünmek, sevmek, korumak, saygı göstermek ile sağlıklı bi şekilde var olup yaşamı sürdürebilme organizasyonuyla işlediğinden haberleri olMadıklarını söyleyecem.

  • Nedim Pala

    Nedim Pala 05.01.2021

    yazının ilk bölümünde bahsedilen; okumuş, yalamış yutmuş, olayı aşmış, evrenin sırrını çözmüş .. sol entel, dantel metaryeliz ateyiz cemaatin .. birlikte iş yapaMaMa, param parça atomize polarize olmuş yapısı.. eskiden de bööleydi ! birbirine çok yakın fikirler olduğu halde; tip, tsip, tkp / halkın yolu, kolu solu, sesi, / dev'in yolu, solu orası burası .. diye, çarşamba pazarındaki gibi her biri kendini süpermarket zanneden işporta tezgahları olarak faaliyet gösterme hastalığı .. 50 yıllık müzmin bi hastalık. Herhalde psikolog, astrolog ve antropologlar .. bu hastalığın altyapısındaki derin şuursal ruhsal sebebi bulmuşlardır ? eğer yakın zamanda bulamazlarsa ? ben açıklayacam ! onların kendilerini sadece madde bedenden meydana gelen bir biyolojik yapı olarak kabul ettikleri için.. maddi dünya algısı içinde bulunmaz eşsiz bir hint kumaşı olarak kabul ettikleri; beN, ego, kibir .. gibi algılarla; hiç bi zaman sağlam bi şekilde tevazü gösterip birlikte iş yapabilecek organizasyon iş değer.. üreteMeyeceklerini ! ifşaâ edecem.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.