Berber

Berber

Adam metal doğramalı cam kapıyı iter, kapı yarı açıldığında bir çıngırak sesi duyulur, adam içeriye girer. Berber dükkanının içi geniş ve aydınlıktır. İçeride duvara raptedilmiş üç geniş aynanın önünde üç berber koltuğu vardır. koltuklardan kapıya en yakın olanında orta yaşlı, seyrek saçlı şişman bir adam saç traşı olmaktadır. Adam müşterinin saçları ile ilgilenen genç berbere ve müşteriye selam verir.

“Selamın aleyküm.” Şişman adam ve berber aynı anda cevap veirler : “Ve aleyküm selam.” Berber ayrıca başını çevirip gülümser, “Hoşgeldin abi.”

Adam aynaların karşısındaki duvara dayalı divana ilerler, yolunu kesen üzeri karışık halde bırakılmış gazete ve dergilerle dolu sehpayı dolanarak oturur.

Etrafına bakınır, dükkanın kapıya uzak köşesinden bodruma doğru inen bir merdiven vardır. Berberin seslenip diğer berberi aşağıdan çağırmasını bekler bir süre ama genç berber şişman müşterisi ile havadan sudan konuşmaya devam eder.

“Yav burda bir amca vardı, hoş sohbet, hala burda mı?”

“Siz en son ne zaman geldiniz buraya?”

“Valla bir seneye yakın oluyor sanırım, bir süre il dışındaydım, uğrayamamıştım.”

“Anladım, siz babamı diyorsunuz sanırım.”

“Doğrudur, baban olacak yaştaydı hakkaten, kır saçlı Karadeniz şiveli hoş sohbet amca, en son geldiğimde uzun uzun sohbet ettiydik.”

“Ben geçen sene askerdeydim, sizi o yüzden görmemişimdir, hatırlamıyorum.”

“Hah, tam onu diyecektim, senin askerde komando olduğundan da bahsetmişti amca, Güneydoğu’da bir yer dediydi, Hakkari mi ne?”

“Yok, Şırnak’taydım.”

“Tamam canım, Şırnak demişti, karıştırdım.” Adam genişçe gülümser, başını iki yana sallar “kafa kalmadı ki yaşlanıyorum artık.”

“Yok canım , daha gençsiniz, baksanıza saçlar yerli yerinde hiç dökülmemiş maşallah.”

“Sağol ustam, dökülme yok haklısın da beyazlar çok, bak bak şuralar filan hep ağardı gitti.” Eliyle şakaklarını işaret eder, sonra alnına doğru uzanmış perçemi kaldırıp altını gösterir.

Berber başını çevirmeden önündeki aynadan adamın saçlarına bakar.

“Olur o kadar abi, hepimiz yaşlanıyoruz.”

“Haklısın ustacım, orası öyle, eeee baban nerde?”

“Babam size geçen sene başka ne anlatmıştı hatırlıyor musunuz?”

“Dur bakayım, hhmm, bir derdi vardı adamın, midesi mi ne hastaydı sanırım, doktora filan gidiyormuş da onları anlattıydı, doktordan doktora taşınmıştı, hepsiyle de bir vukuatı olmuştu, çok güldürmüştü beni anlatırken, valla gülmekten koltuktan düşecektim, traşı filan bıraktıydı seninki.”

Berber gülümser, yüzüne sevecen bir ifade yayılır. “Öyle valla, bir kaptırdı mı adamı gülmekten öldürürdü benim moruk, anamı da çok güldürürdü.”

Adam duralar, berberin geçmiş zaman kipiyle konuştuğunu fark eder. Genç berbere dikkatle bakar, onu konuşması için teşvik etmeye karar verir.

“Alem adamdı baban, bana ilaç  aldığından, daha iyi hissettiğinden bahsetmişti, nasıl oldu sonra?”

“Aldı evet, bir sürü ilaç kullandı, önceleri iyi gibiydi ama sonra ağrısı artınca yeniden doktora gitti.”

Berber sözlerine ara verir, müşterisi ile işi bitmiştir, onun üzerindeki önlüğü kaldırıp, fırçası ile ensesini süpürür, çerçeveli aynasını alıp ensesini görsün diye sağdan sola doğru müşterinin arkasında dolaştırır. Müşteri memnun şekilde takdir sözleri söylerken kalkar, parasını öder ve dükkandan çıkar.

Adam yerinden kalkıp az önce diğer müşterinin oturduğu koltuğa doğru ilerler, bu arada berber saplı süpürgesi ile yere dökülmüş saç kırpıklarını süpürerek dükkanın diğer köşesindeki çöpe doğru iteler.

“Doktorlar da tuhaf oluyor, biri bişey diyor, bir başkası başka şey söylüyor, kime inanacağını bilemiyorsun.” Berber duvara dayalı bir dolaptan temiz önlük alarak adama yaklaşır, önlüğü yayıp adamın boynuna bağlarken gülümser.

“Aynen öyle valla, iyi dediniz, kafa karıştırmayı pek iyi beceriyorlar, adamı iyi edecez derken bu sefer başka yerinden hasta ediyorlar.”

Berber adamın saçlarını sprey şişesinden su püskürtüp  ıslatmaya başlar, “Nasıl olacak abi, önler ve arka kısalacak belli, yanları ne yapalım?”

“Yanları da kısalt usta, favorileri de kısalt, tertemiz olalım.”

“Hay hay abi, nasıl isterseniz.”

“Demek öyle, ilaçlar tam geçirmedi babanın hastalığını öyle mi?”

“Yaa öyle oldu, aslında ilk gittiği doktor söylemiş buna, ilaçlar biraz iyi eder ama tam iyi olmazsın diye, bizimki bize söylemiyor bunu, sonradan söyledi,  çok sonra...”

“Bak sen, neden söylemedi ki size?”

“Doktoru buna ilaçlı film filan çektirmiş, ulturoson yapmış, karnına iyicene bakıyorlar işte, sonuçlarını da bize söylemedi, doktorla görüştüm midem hastaymış dediydi, sonradan öğrendik, pankreas kanseriymiş meğerse.”

Adam kısa bir an nefesini tutar, önündeki aynadan berberin yüzüne bir bakış atar. Berber sakin, rahat görünmektedir. Elindeki makası ritmik hareketlerle saçların arasına daldırıp küçük tutamlar kesmektedir.

“Bizimki iştahı iyice kesilip yemez içmez olunca, ağrım var diye dükkana gelmeyi bırakınca ben aradım artık doktorunu, bu ilaçlar iyi gelmiyor adama dedim, değiştirin dedim, o zaman söyledi doktor, babam kimseye deme diye tembihlemiş bunu, ameliyatı filan olmazmış, geç kalınmış, anca ilaç alıp idare edecekmiş diye... Ne bilelim biz, inatçıydı benim babam, Karadeniz inadı, laf söz dinlemezdi, illa kendi dediği olacak...”

Adamın ağzı kurur, boğazına bir yumru tıkanır, aynaya bakamamaktadır, berberin yüzünü görmemek için gözlerini indirir.

“Aslında son zamanına dek yine de bize belli etmemeye çalıştı ağrısını acısını, doktor buna morfin tableti yazmıştı onu içince uyuyup kalıyordu garibim. Pek zayıfladı sarardı, Allah çektirmedi uzun uzun, sevgili kuluymuş demek, doktor dediydi 3-4 ay çeker diye, o kadar olmadı neyse ki.”

“Hay Allah, çok üzüldüm, başınız sağ olsun, ben nerden bileyim yahu, bilsem sormazdım bu kadar.”

“Yok abi, sen üzülme, biz atlattık, Allah verdi Allah aldı, vadesi bu kadarmış, naapacaksın?”

“Haklısın usta, orası öyle, yaşanacak gün belli, ne fazlası ne azı...”

Berber rötüş makinasını alıp çalıştırır, yanlardaki saçları düzeltir, makinanın vızıltısından başka ses duyulmaz bir süre.

“Tamamdır abi, nasıl buldun, oldu mu?” Rötüş makinasını bırakıp çerçeveli aynayı alır, önceki müşteriye yaptığı gibi bitirdiği işi göstermek için aynayı sağdan sola gezdirir. Adam gülümser.

“Süper oldu ustacım, eline sağlık, jöle möle istemem, azıcık spey sık yeter.“

Berber bağlı önlüğü açıp adamın üstünden toplar, fırçası ile adamın yakasını ve kulak arkalarını süpürür, sprey kutusunu başının etrafında dolaştırıp spreyler. Hepsini bitirince çerçeveli aynasını tekrar başın etrafında dolaştırır. Adam tüm bunlar olup biterken kaçamak bakışlarla berberin yüzünü incelemektedir, orada derin bir keder ya da memnuniyetsizlik ifadesi aramaktadır. Berberin yüzünde işini yapan , dikkatini buna vermiş bir esnafın ifadesinden başka bir şey bulamaz.

“Sağol varol ustacım, bundan sonra daha sık burdayım, memnun kaldım hakkaten.”

“Estağfurullah abicim, işimiz bu, elimizden gelenin en iyisini yaparız tabi ki, sen bana babamdan emanetsin ne de olsa, beklerim her zaman.”

Adamın boğazı düğümlenir, bir şey söylemek ister, söyleyemez, duygularını belli etmez, gülümser, elini uzatır, berberin elini sıkar, diğer eliyle parayı uzatır, gerekenden fazlasını vermiştir, başı ile üstü kalsın hareketi yapar, berberin elini bırakmamıştır, tekrar sıkıp sallar, öylece bırakır. Arkasını dönüp dükkandan çıkar.

Füsun Tünay


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Recai Kulaksız

    Recai Kulaksız 16.04.2020

    Öykücü Kadın olmasına rağmen Berber örgüsünü çok iyi ifade etmiş. Ustalık bu olsa gerek. Elinize sağlık.

  • Murat Dicle

    Murat Dicle 15.04.2020

    Markette ne kadar pasta süsü varsa yaptığınızın üzerine serpiştirmişsiniz. Yerken katur-kutur ağzıma geldi; ne yediğimi anlamadım. Berberde hepi topu üç kişi var. Bunlardan biri yaşlı adam: "orta yaşlı, seyrek saçlı şişman bir adam." Bu adam bir müşteri ama size göre ŞİŞMAN MÜŞTERİ, ŞİŞMAN ADAM... Yaşlı adam ya da müşteri diyerek devam ettirmiyorsunuz öyküyü. Ya siz (özellikle bu günlerde) şişmanlıyor olmaktan ya da şişmanlardan hoşlanmıyorsunuz. Size bir ödev vereyim: Bir ay boyunca yazdığınız bu öykünün sadece ilk üç paragrafını her gün iki defa okuyun; gördükçe düzeltin: ekleyin, çıkarın... Otuz gün sonra ilk yazdığınız ile en son yazdığınızı karşılaştırın. En güzel eleştiri bu olacaktır. :)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.