Geçmişten günümüze "sol"un gerici ve faşist hale gelişi..

Geçmişten günümüze

Muhalefetin, zamane solunun bir pislik yuvası haline geldiğini söyledikçe pek çok okurum güceniyor, kırılıyor, bazıları hakarete başvuruyor. Bazıları da diyor ki (çok rastladım) “Şu kadar kitabını okudum, yazıklar olsun!”. Kimisi döndüğümü, iktidar uşağı falan haline geldiğimi düşünüyor.

Durum tam tersidir. Sistemin ve iktidarların uşağı olan kendileridir. Sol tümüyle dönmüştür ve sol olmaktan tamamen çıkmıştır. VE BEN BUNU 90’LI YILLARDAN BERİ ANLATIYORUM KİTAPLARIMDA, MAKALELERİMDE…

Peki değişen ne? Tüm bunları açık seçik anlattığım halde ben hala onların cephesinde yer aldığım için beni de kendileri gibi zombi zannediyorlarmış. Yazdıklarımı, konuştuklarımı dinlemiyor, anlamıyor… sadece onların tarafında yer aldığım için dinler, anlar rolü yapıyorlarmış. Kimi kafa sallayıp geçiyor, hatta kimi de beni pek beğeniyormuş! İçler acısı, ama bir yandan da gayet komik bir durum.

İşte geçmişten bazı örnekler…     

“Toplumculuğa gönül verme potansiyeli taşıyan sıradan insanın en çok değer verdiği şey tutarlılık ve samimiyettir. (Belki de yanılıyorum). O yüzden savaştan yana birilerinin aynı zamanda barış şampiyonu olarak ortalarda dolaşmasına bir anlam veremez sıradan insan. Barıştan söz edenlerin savaşı yürütenler ile organik bağlantılarını anlamlandıramaz. Bunu anlamlandıracak tek şey konuyu Marksist yöntemle incelemektir. Belirttiğim şey ise “haklı Savaş - haksız Savaş” ayrımını ve bu temelde saflaşmayı gerekli kılar. O durumda da herkesin bir arada bulunması ve birilerinin bunun rantını yemesi mümkün olmaz.”

(Söz Dergisi’ndeki bir yazımdan.. 1995. O yıllarda soldaki PKK hegemonyasına en büyük katkı sağlayan birkaç “Türk Solu” dergisinden biriydi. Bir zamanların en çok okunan radikal “sol” dergisi. Orada dört yazım çıkmış, her biri buna benzer eleştirilerle dolu. Beşincisine izin vermediler, yayımlamadılar. Birçok yayınla yazarlık geçmişim benzer hikayeler gösterir.)

“Bana göre Türkiye sosyalist solunun temel ideolojik yanlışları sizde de egemen ve ne yazık ki bu temel yanlışları, üzerinde yükselinecek tartışmasız doğruymuş gibi algılama sizde de rotanızı belirleyen ana düşünsel süreç. Temel yanlışlardan biri Kürt ayrılıkçılığına duygudaşlık ile bakmanızdır. Benim bildiğim komünistler emekçilerin ayrı örgütlenmesine hiçbir zaman sempati ile bakmamış, böylesi örgütleri hiçbir zaman mücadelenin lideri olarak görmemişlerdir. Hiçbir zaman kurallarını onların belirlediği politik bir oyunun arenasında banderillero olarak kalmayı kendilerine yedirmemişlerdir. Daha az önemli olmakla birlikte “Kendi Kaderini Tayin Hakkı” safsatasına gelince… Emperyalist kapitalist sistemde bunun yeni biçimi olan günümüz yeni dünya düzeninde gerçek anlamda bir Kendi Kaderini Tayin,  ister seçim ile olsun ister dayatmacılıkla, bir yutturmacadır. Sistem dışına çıkmadıkça bu kader emperyalizmin uygun gördüğü kader olacaktır. (…)

Şimdi diyeceksiniz ki hiç değilse aydın sorumluluğu, barış, insan hakları gibi izleklerde bir araya gelinemez mi? Bu koşullarda gelinemez. Çünkü o konulardaki söylem de inandırıcılıktan son derece uzak. Solcuların şimdiki kadar inandırıcılıktan uzak propaganda yaptıkları hiçbir zaman dilimi ve ülke sanırım görülmemiştir. İnsan hakları deniyor, insan haklarını en kaba biçimleriyle çiğneyenler ile kol kola dolaşılıyor. Barış deniliyor.. Kim diyor, savaşı körükleyenler, savaş güçleri ile işbirliği yapanlar. Güya aydın sorumluluğunu kim gösteriyor? Tekelci sermayeyle, emperyalizmle, medya tekeliyle, yayın tekelleriyle işbirliği yapmakta sakınca görmeyenler. Bırakın insan hakları, barış liderliğini. Taraflı olanların bu alanlarda işi ne! (…)

Size son bir önerim: İçinden çıktığınız çevrenin sınırları içinde düşünmekten vazgeçin.”

(Uzun Yürüyüş adlı dergiye hitaben aynı dergide çıkan yazımdan... 1996)

“ÖTEKİ KAYIP” ROMANI

90’lı yıllar. PKK teröristleri ile devletin büyük ölçüde hukuk dışı, kanun dışı kanlı bir çatışma yürüttüğü yıllar… Faili meçhullerin sıradanlaştığı, gözaltında kayıpların rekor sayıya ulaştığı, gözaltına bile almadan infazların yapıldığı dönem… Aynı yıllarda başta PKK olmak üzere birkaç sözde sol örgüt de kendi içinde inanılmaz fazla sayıda infazlar yapıyor, kendi üyelerine işkence etmeyi alışkanlık haline getiriyor. Birçok militan kendi örgütlerince yok ediliyor…

Olgunun iki yanını da ele alan ilk ve belki de tek roman “Öteki Kayıp”. Burada başlayıp, çoğu bölümü yurt dışında geçiyor. Uyuşturucudan, haraçtan ve Avrupa fonlarından beslenen, mafyalaşmış sözde radikal sol örgütler… Zemin bu… (Aytekin Yılmaz'ın önemli kitapları çok daha sonra ortaya çıktı, olgunun daha çok örgütler yanını ele alıyor. Herkese tavsiye ettiğim ve çok olumlu işlev gören iyi kitaplar..) 

Öteki Kayıp ile ilgili benimle yapılan söyleşilerden bazı parçalar:

“Romanı sol kesim eleştirecektir, fakat bahsettiğimiz sol kesim de kendi gündemini kendi yaratan kesim olmaktan maalesef çıktı. Medyada kim öne çıkarsa onu eleştiriyorlar. Kitaplarım medyada tanıtılınca onların üzerinde daha fazla duracaklardır. Fakat romandan da anlamadıkları için işin politik boyutu öne çıkacak. Ben bundan korkmuyorum ama, yazdıklarımın roman boyutunun görmezden gelinmesini istemiyorum. (…) Mesela bu romanda ne anlatmak istediğimi şöyle bir cümle ile özetleyebilirim: Bu roman ötekilerden farklı olarak felsefi anlamda solun bitişini anlatıyor. İnsanlığın tükenişini anlatıyorum. Bunu söylediğim zaman bir sürü önyargılı insan bana itiraz edecek. Maddi anlamda bir bitişten değil felsefi anlamda bir çöküşten söz ediyorum. Roman her ne kadar kurgu da olsa hayattaki gerçeklerden esinlenen bir kurgulama. İnsan hakları konusu, Türkiye'deki kayıplar olgusu işleniyor. Bu gibi konularda toplumun bakışının çıkmaza girdiğini düşünüyorum. Nedeni de solun bakışının iki yüzlü ve bitmiş olmasıdır. Şimdi bunları söylediğim zaman tabii ki bir siyasi polemik doğuyor. Ben iki yüzlü olmak istemiyorum.” (Gösteri Dergisi 1998)

“Ne var ki insanlığın iyiliğini mesele edenler artık solcu olmuyor. Dine yöneliyor. Bu da solculuktan da geri bir durum. Ayrıca bir de kavram kargaşası var, insan olmak derken insanlığın büyük çoğunluğu maddi şeyleri kastediyor. İngiliz toplumu gelişmiş kabul ediliyor ama, binlerce insanın öldürüleceği bir Irak Savaşı'nı destekleyebiliyorlar. Yani insan olarak aslında hiç gelişmemiş olduklarını gösteriyorlar. Esas gelişme insanın insan olmasıdır, insanlık ise şimdilerde gerçekten bitişi yaşıyor.” (Milliyet 1998)

“Romanda “öteki kayıp”a dikkat edin. Bilinen kayıpların sayısının bu kadar fazla olmasında, haksızların gücünün kırılamamasında öteki kayıp olgusunun büyük rolü var. Yani bizim tarafın aşırı kirlenmesinin. Hangi taraf bizim taraf onu bile çıkaramaz olduk ya da herkes karşı taraf. (…) Genelde romanlarımda insan olgusunu incelemeye çalışıyorum; olaylar, kişilikler üzerinden ahlak tartışmalarını gündeme getiriyorum. Ahlakla bu denli fazla uğraşmak aslında genel okur kitlesi açısından tatsız bir durum. Fakat benimsenen ahlakın, yani kişinin ya da grubun benimsediği etik değerlerin o kişi veya grubun ideolojisinin özünü belirlediğini ileri sürüyorum. Örneğin bir çevre kendisini “Sosyalist” olarak tanımlıyor, fakat benimsediği, uyguladığı ahlak düzeneği faydacı ahlak ise, o zaman ne oluyor… Söz konusu çevre ideolojik anlamda aslında faydacı bir çevre haline geliyor, başka bir deyişle politik söylemi ne olursa olsun benimsediği ahlak düzeneği onu gericilikle özdeşleştiriyor. Bir de “Öteki Kayıp”ta kapitalist toplum düzeninin çürümüşlüğü her sayfada burnunuzun direğini kırıyor. Fakat romanın farklı yanı bu düzene karşı seçenek oluşturduğu iddiasındaki muhalefetin sistemle nasıl kaynaştığını gözler önüne sermesi. En keskininden en ılımlısına çürümeden sıkça söz edenlerin büyük bölümünün de nasıl çürüdüğünü göstermesi. Çürüme ülkemizden başlıyor, yurtdışındaki göçmen topluluklarının içine işliyor. Uyanık onbinlerce sığınmacının özgürlük mücadelesinin kazanımlarını alabildiğine kötüye kullanması, asalaklıktan, yozlaşmadan kazanım sağlamaları… O kötüye kullanımı asla sorgulamayan örgütler… Kavramların içinin boşaltılması, değerlerin ayakları altına alınması, yaşadığımız bu ülkeden başlayan haksızlıklar, cinayetler, yok etmeler, pislikler ve onun dışarıdaki izleri… Sistem muhalefetini bu derece güçsüz ve güvenilmez kılan nedenleri de sorguluyor roman. Hal böyle olunca sosyalist sol kesimden küfürler gelmeye başladı. Bu beklediğim bir durumdu.” (Varlık Dergisi 1998)

Son halimizi gösteren ve konuyla ilgili en son videomu hatırlatayım… AKP YALAKALIĞI NEDİR? Gerçek AKP yalakaları kimlerdir? : https://www.youtube.com/watch?v=_E3ega7GawU&t=38s 

LAİKLER NEYE TAPAR… Solun adım adım faşistleşmesini, 90’lı yıllardan beri anlattığımın şeyleri sunmaya devam… (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) İnsancıl Dergisi başyazısı için 1994 Aralık ayında verdiğim, 1995 Ocak sayısında çıkan makaleden parçalar: 

“İhtiyaçların giderilmesi konusunda hiç çekinme. Hatta isteklerini alabildiğine arttır. Bugün herkesin dilinde bu var. Özgürlük böyle anlaşılıyor. İhtiyaçları alabildiğine genişletmek hakkı neler doğurur? Zenginleri yalnızlığa ve manevi çöküntüye, yoksulları suç işlemeye götürür. Ziyafetler, gezip tozmalar, arabalar, rütbeler, buyruk uşakları öyle önemli bir ihtiyaç sayılır ki uğruna hayat, onur, insanseverlik… her şey feda edilir.” (Dostoyevski – Karamazof Kardeşler) Halk yoksulluk içinde karnını doyurmaktan aciz. Bir yandan da en ilkel güdüleri alabildiğine kışkırtılıyor. Medya yapıyor bunu, reklamlar yapıyor, yani aydınlar… Onların da tek derdi ihtiyaçlarını özgürce gidermek! Namuslu kalmak isteyen insanlar, yığınlar bu deney odasında tutunacak bir şey arıyorlar… Bir umut, bir moral değer, bir kimlik… Şeriatçılık yayılıyor, ırkçılık, milliyetçilik güçleniyor.

İnsanlar doğrunun düşüp rezil olmasına seviniyorlar. (Dostoyevski – aynı eser) Tüm bu olumsuz gelişmeleri önleyecek şey sosyalist düşüncedir. Nerede peki o düşünce? Ayaklar altında çiğnememiş miydiniz onu! Tüm olumsuzluklara karşın çıkış yolu bulmak isteyenlerin tutunacağı dal aydınlardır. Hangi aydınlar? Yüzlerinden riya akan şu soluk yaratıklar mı?

Düşünce ve sanat ürünleri metalaştırılmasın, diyoruz yıllardır. İlerici, çağdaş, sosyalist aydınlarımız koro halinde bağırıyor, sesimizi kısıyor: Kitap daha da metalaştırılsın, sinema daha da kapitalistleşsin.  Düşüncenin, sanatın alınır satılır bir mal işlemi görmesinde Kemalisti, Kürt milliyetçisi, sivil toplumcusu, şeriatçısı birleşiyorlar. Bunun nedeni açık. Hepsi paralı, hepsi burjuva feodal sistemle şu ya da bu şekilde bağlantı içinde. Başlangıçta iyi niyetli olanın bile kafası sonradan değişiyor. Meta ekonomisi insanın kafasını değiştir çünkü. Beyin salatasının sıcakta çürümesi kadar doğal. İlk amacınız para kazanıp o parayı “iyi” şeyler yapmakta kullanmaktır. Bunun için çok satacak piyasa malı üretirsiniz. Reklamını yaparken de onun en iyi mal olduğunu söylersiniz, sonra buna kendiniz de inanır, öbür malların önünü tıkamaya başlarsınız. PEKİ BU KAFAYLA, BU DÜŞÜNCE VE DUYGU HALİYLE ŞERİATA KARŞI DİRENEBİLİR MİSİNİZ?

Ufuktaki gelişmeler tuzu kuru laik aydınlarımızı korkutacak yönde değil. Aslında onların korkuları bile insani korku değil. O korkuyu kullanıyorlar, pazarlıyorlar. Onların arkalarında sermaye, altlarında medya var. Her şeyi bizden önce ve bizden iyi yapıyorlar. Sözgelimi ilkin piyasaya iğrenç müzikler veriyor, para kazanıyor, sonra ona karşı oluşan tepkiyi de satıyorlar. Önce insanın özgürlük mücadelesini alaya alıyor, düşünceyi metalaştırıyor, sonra cezaevindeki DEP milletvekillerini ziyaret ediyor, düşünce suçuna karşı bildirilere en başta imza atıyorlar. Hey sizi iftiracı ruh hastaları diyorlar bizlere. Aydınlıkta da sizden öndeyiz, toplumculukta da… (DAHA ALTTA 4. VE SON BÖLÜM VAR..) 

DEVRİMCİLER NASIL KARŞIDEVRİMCİ OLDU? Başta Fethi Naci olmak bazı önemli edebiyat insanlarının ve bir kısım sıkı edebiyat okurunun çok beğendiği romanlar yazdım. Bunlara talep zaman zaman artsa da genelde edebiyat ve medya dünyasının istenmeyen adamı olmayı başardım? Bunu nasıl başardım? Azim ile fikir saçarsanız siz de başarırsınız. :) Nasıl başardım cidden? Bu çevrelere, bu topluma kendimi beğendirmeye çalışmadım, tam aksini yaptım, onlar da normal tepkiyi gösterdiler…

Fakat daha somutlarsak.. 1- Edebiyat dünyasında bir büyük star olmak istiyorsanız öncelikle PKK-HDP yalakası olacaksınız. Bu kesin yasadır. Açık (muteber olanı budur) ya da Atatürkçü görünümde örtük HDP'ci olacaksınız. Yoksa sizi boğarlar.. Gerçek HDP'lilerden önce Atatürkçü görünümde, sosyalist görünümde HDP'ciler boğar.. 2- Bunu tam başaramazsanız, hiç değilse zamanın ruhuna ve bu ruha uygun okumuşlara şirin görüneceksiniz. Edebiyat-medya-siyaset dünyasındaki kokuşmaya ve çeteleşmeye, paragözlüğe ve riyakarlığa asla değinmeyeceksiniz. Özetle ben ne yapmışsam, tam tersini yapacaksınız…

1988’de çıkan Devrimciler romanım o dönemin dürüst solcularınca çok sevildi. Ama sol elebaşı siyasilerince sevilmedi. Çünkü devrimciler neyse o şekilde yansıtılıyordu. Övgünün yanı sıra eleştiri de vardı. 80 sonrası siyasi “devrimciler” büyük çoğunlukla beğenmediler, çünkü karşıdevrimci haline gelmeye başlamışlardı. 2008’de onları anlattım. Karşıdevrimciler romanı radikal ve liberal solumuzun ABD-AB gizli servislerinin nasıl güdümüne girdiğini roman diliyle gözler önüne seriyordu. 

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 02.11.2020

    Çok teşekkürler sevgili meslektaşım, Türkiye'de solu ve insanı bitiren en büyük belalardan önde gidenidir bu bela.. sevgilerle.

  • Bülent H. Sakızlıgil

    Bülent H. Sakızlıgil 02.11.2020

    Her bölüm yayınlandığında başa sarıp tekrar tekrar okudum; elinize sağlık. Sahte/çakma ve PKK kuyrukçusu "sol" ile onlarca yıldır mücadele eden, küfür ve fiziki saldırılara sizden daha fazla maruz kalan bir Aydınlıkçı olarak üzüntünüzü(!) paylaşıyorum. :) Selam ve sevgilerimle.

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 02.11.2020

    Sahte sol ve muhalefet cephesinde bir yere gelebilmek için, sözünüzün dinlenmesi için.. HDP yancısı olmak zorundasınız.. On yıllardır bu böyle.. Siyasette, medyada, edebiyatta bu böyle.. Türkiye'de Atatürkçü ve hatta keskin sosyalist görünümdeki starların alayı böyle.. Ya açık ya da gizli PKK yancısıdırlar.. FETO'dan beter ağı kurmuşlar, küflü, kokuşmuş.. 90'lı yıllardan beri buna karşı mücadele ettik, ama giderek yozlaşan sol ve muhalif kitlelerin niteliksizliği yüzünden hiçbir başarı elde edemedik.. Demek ki biz de niteliksizmişiz! Sonra da AKP niye gitmiyor, diye hesabını bize soruyorlar. AKP gitmez.. Bunlar yüzünden gitmez.. Hatta gitmemesi iyidir, şayet yerine HDP-PKK katilleri gelecekse. Muhalefet gerçek muhalefet olsun diye çok mücadele ettik. O güruhun her kesiminden çok darbe aldık, ama hiç değilse yıkılırken bile vurduk.. Pes etmedik.. Bunlar da belgeleri..

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 31.10.2020

    Teşekkürler Kubilay Gürsoy arkadaşım.. Sevgiyle, saygıyla..

  • G. Kubilay Gürsoy

    G. Kubilay Gürsoy 30.10.2020

    Kaan Bey, Dikkatle ve beğeni ile okuyoruz. Zaman zaman yeterince okunmamaktan ve anlaşılamamaktan şikayet ettiğinizi görüyorum. Buna takılmayı bırakıp, yazmaya devam edin lütfen. Selamlar G. Kubilay Gürsoy Denizli

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.