YAVUZ ALOGAN YAZILARI 3. YOLCU DEĞİL GİZLİ HDP’Cİ

YAVUZ ALOGAN YAZILARI 3. YOLCU DEĞİL GİZLİ HDP’Cİ

Sorun Yavuz Alogan’ın şahsıyla sınırlı değil, çok daha yaygın ve ciddi bir sorun. Ortada giderek artan sayıda çevre, kişi, birçok yazar belirdi. “3. Yoldan” falan  bahsediyorlar, iktidara alabildiğine karşılar, muhalefeti de sert eleştiriyorlar. Bunlardan bazıları HDP’yi de sert eleştiriyor, hatta Alogan gibileri “HDP kapatılsın” bile diyebiliyor. Sevinmemiz gerek değil mi? Ama sevinemiyoruz. “Gizli HDP’cilik” suçlamasına birçoğu “iftira” diyecektir. Hatta hakaret kabul edecektir. Bazıları temelde gizli veya açık HDP’yi desteklediklerinin kendileri bile farkında değil. Bunu pek de dürüst sayılmayacak akıl oyunlarıyla, inkar düzenekleriyle benliklerine ve okurlarına yediriyorlar. Peki nasıl oluyor bu iş?

Hadisenin düzeneğini kısaca özetleyeyim: Muhalefetteki çeşitli kesimleri istediğiniz kadar eleştirin, yerden yere vurun, hatta onlara küfredin… Eğer siz AKP’yi ya da Cumhur İttifakı’nı baş düşman, her ne pahasına kurtulmak gereken en zararlı güç olarak görüyorsanız… Buna göre yazıyor, buna göre tutum alıyorsanız… 3. Yolcu falan olamazsınız. Siz muhalefet cephesinin herhangi bir piyonu olarak kalırsınız.

3. yol kağıt üzerinde en iyi tercih. Fakat hayat kağıt üzerinde kalmıyor, yazarların süslü makale sınırlarına hapsolmuyor. 3. Yol için kayda değer bir gücünüz yoksa, pazarlık gücünüz, etki kuvvetiniz bulunmuyorsa cephelerden birinin elemanı haline düşüyorsunuz. Hani Alogan Perinçek’i eleştiriyordu ya, mealen “Eğer gücün yoksa milli denen iktidarı etkileme gücün de yoktur, senin milli olmanla o iktidar milli hale gelmez…” Aynı şeyi kendilerine de söylemeliler. Muhalefet cephesinde senin esamen okunmuyorsa, ipler tamamen başkalarının elindeyse, senin ağırlıklı olarak iktidara yüklenip durman sadece o 5. kol muhalefete yarar. 5. kol muhalefetten kesin çizgilerle uzak durmadığın sürece bu böyledir. O da kolay değil. Alogan’a veya 3. Yoldan falan bahsedenlerin büyük çoğunluğuna bakıyorum: Yazıları, durumları, kalpleri 5. koldan yana… Eee, nasıl olacak bu 3. Yol…

Muhalefetin babaları bu sert söylemlerini leziz tavuk etinin kıkırdağı gibi meze yapıp yer… Muhalefetin bir tür iktidar konumunda bulunduğu da ayrı konu. Başka yazılarda ele almıştık.

Konuyu örnekler üzerinden uzunca irdeleyeceğiz mecburen.

Tartışma Alogan’ın “Halkın Kalbi Kırılınca” başlıklı 19 şubat tarihli http://yavuzalogan.com/?p=703  Veryansın yazısıyla başladı. VP düşmanı yazarlardan paylaşım yapmayı adet haline getirmiş bir VP’li arkadaşımın face sayfasında gördüm ve okuduktan sonra altına şöyle kısa bir yorum düştüm: “Bu yazı iyi niyetli bir yazı değil”, “Alogan zaten HDP’nin AKP’ye karşı ittifakta mutlaka bulunması gerektiğini savunur.” Alogan ise altına cevaben, “HDP’nin ittifakta bulunması gerektiği” yönünde bir şey yazmadığını, bunun iftira olduğunu belirtti. Tartışmaya katılan iki arkadaş da Alogan’ın PKK’ya ve HDP’ye sert eleştirilerinden, hatta “HDP kapatılsın” dediğinden alıntılar yaptılar.

Peki bu bir iftira mı? Alogan “HDP, AKP’ye karşı ittifakın içinde mutlaka bulunmalı” diye kelimesi kelimesine bir şey yazmamış hakikaten. Ancak pek çok tarihte, esasen ve tamamen bu anlama gelecek çok sayıda şey yazmış. O mantık düzeneğini yukarıda özetledim. Şimdi örnekleri çalışmaya başlayalım.

Gara’daki feci olaydan sonra vicdan sahibi sıradan bir insan eleştiri oklarını kime yöneltir? Bu PKK’nın ne ilk ve ne son katliamı, insanlık hukukunu, savaş hukukunu hiçe sayarak pervasızca öldürüyor. Gücünü nereden alıyor? ABD’den ve kendisiyle ortak çalışan CHDP’den, öteki muhalefet partilerinden. Böyle hain bir muhalefet cinayetin baş suçlusu değil mi? Hayır, Alogan bey ironik ve hamasi edebi biçimlerde burada bile Tayyip’e yüklenmeyi yeğliyor. Bu yaklaşım muhalefet cephesinden bol alkış alır, birçok yazarın tek derdi zaten alkış almak… Ama siz katliamları böyle aktarırsanız halkın kalbi değil, vicdanın beli kırılır. Yok, “Siz de PKK’ya taviz verdiniz”, yok “zamanlama manidar”, yok “siyasi çıkar peşindesin” gibi eleştiriler ülkenin teröre ve düşmana karşı asgari düzeyde birlik içinde hareket ettiği zamanlarda ilk sıraya alınabilecek itirazlar. Muhalefet tümüyle hainlik peşindeyken böyle artistik yazılar yazılamaz. Ama yazıyorlar. Dedik ya, bu yaklaşımın HDP yaklaşımından farkı yok.   

Şimdi daha gerilere gidelim, baştan sona ilerleyelim. En geriye gitmeyelim, iyice uzar, Alogan’ın açık PKK-HDP savunusu yaptığı yılları es geçelim. Ülkede sol bilinci el birliğiyle Fatmagül’e çevirmişlerdi. Şimdi böyle basit şeyleri, ilkokul birinci sınıftan tartışmak zorunda kalmamız da Aloganların eseri.

Konu İstanbul belediye seçimleri ve İmamoğlu. 13.4.2019 tarihli Aydınlık köşe yazısı. Bakın meseleyi nasıl ele alıyor Alogan:

“CHP yönetimindeki liberallerin, özellikle bu partinin İstanbul il yönetiminin dünya görüşünü biliyoruz. Fakat iktisadî krizin yönlendirdiği seçmen, seçim fırsatını değerlendirerek, kendisine en sempatik görünen adaya oy verdi. Eskisi gibi yaşamak istemeyen bunalmış halk kitlesinin önüne tahtadan bir totem ya da bir pinokyo koysanız onun peşinden gider. Pinokyoyu mahkûm edeyim derken kitlenin taleplerini görmezlikten gelmek, farklı gündemlerle dikkatleri başka yöne çekmek faydasızdır. (…)

Bazen hiç istemediğiniz insanlar halkta umut yaratırlar. (…)

Benzetmek gibi olmasın ama Sayın İmamoğlu tek bir programatik ve ilkeli tavır sergilemeden herkesi kucaklamaya çalışan bir karakter: Anıtkabir’e gidiyor, Eyüp Camisi’nde gizlice namaz kılarken gazetecilere poz veriyor, Türkeş’i tazimle anıyor, aynı ses tonuyla hem Yasin-i Şerif hem İzmir Marşı’nı okuyabiliyor, Sayın Reis’ten ve Bahçeli’den yardım istiyor. Biz bu karakteri turuncu devrimlerden tanıyoruz. Böyle bir karakteri Türkiye’nin yeni lideri, geleceğin cumhurbaşkanı olarak tanıtmak saflığın çok ötesinde, bir tür aymazlıktır. Fakat bütün bunlar İstanbul halkının yarısının İmamoğlu’na oy verdiği gerçeğini değiştirmez. Bu da her türlü solcu, ulusalcı ve Atatürkçünün şapkayı önüne koyup düşünmesini gerektirir.

Paranoyak olmamız takip edilmediğimiz anlamına gelmez. Fakat bunu da abese vardırmamak gerekir. CIA, Sayın İmamoğlu’nu yıllarca Beylikdüzü’nde gizlice eğitip turuncu bir devrimin liderliğine hazırlayacak kadar içimize girmişse, biz zaten ölmüşüz demektir. Pinokyoyu tahtadan oyan Geppetto’nun kim olduğunu yakında anlarız ya da kitlenin mücadele içinde yontarak ona nasıl bir şekil vereceğini görürüz.” (…)

“Hocaefendi kulağına üflemiş, PKK ona umut bağlamış gibi muhabbetleri bırakarak, AKP’ye karşı oluşan, son tahlilde laik ve Cumhuriyetçi kitlenin taleplerine kulak vermek, kitle hareketini içeriden izlemek, bu arada hukukun üstünlüğünü ve seçim adaletini kararlı bir tutumla savunmak gerekir. Kitle hareketinin bir ucundan tutmaz, en azından seçmenin hakkını savunmaz ve olay yerinde yer almazsanız size kulak veren insanların sayısı giderek azalır ve Engels’in dediği gibi, ‘kimsenin önceden tasarlamadığı bir şey’ ortaya çıkar. Suyun akışını değiştirmek istiyorsanız giderek taşkına dönüşeceği anlaşılan suya yakın duracaksınız. Sadece kitlelerin talepleri önemlidir.

AKP’nin yarattığı tahribatı gidermek için hayatın her alanında devrim yapmak gerektiğini hep söylüyoruz. Ancak devrim kitlelerle yapılır. İktidar odaklarıyla birleşerek yapılan şeye devrim değil, karşıdevrim diyoruz. Elbette sınıfsal bir devrimden değil, demokratik ulusal devrimin bir evresi olarak siyasî İslam’ın gücünü kıracak bir devrimden söz ediyoruz. Sonrasına bakarız.”

Şimdi bu yazıdan siz ne anladınız bilmiyorum, ben şunu anlıyorum: Kitlelerin talepleri kutsaldır, tartışma üstüdür. AKP’nin muhakkak gitmesi gerekir. Laiklik çok önemlidir. Kitlenin durumu ne olursa olsun, onu kimler yönlendirirse yönlendirsin AKP’ye karşı olan her şey iyidir.

Gül, Davutoğlu, Babacan’ın destek vermesi, FETO’nun organizasyonun içinde yer alması önemli değildir, yeter ki AKP yenilsin. Böyle bir bireşimle laiklik nasıl korunacak? O ayrı bir mantık garabeti. İmamoğlu’nun kazanması için Kandil’in demeç üstüne demeç vermesini, HDP’nin sahada canla başla çalışmasını da şimdilik unutun. ABD desteği hiç önemli değil. Yeter ki AKP yenilsin. Önderleri bunlar olan bir muhalif kitle var ki, kitle aslında bu güçlerden oluşmakta ki… Onu da boş verin. Kitlede her şeyin üstesinden gelecek bir masumiyet saklı!

İşte BURADA GİZLİ DEĞİL AÇIK HDP’CİLİK VAR… Ben mi yanılıyorum?

Ama devam edelim, Alogan’ın tüm yazılarından örnek veremeyiz, ama yeteri kadar vermeli. 

“İktidar Yolları”, 31 Temmuz 2020, Veryansın yazısında Alogan uzun uzun AKP iktidarının ne kadar iğrenç, ne kadar şeriatçı, ne kadar Cumhuriyet düşmanı, ne kadar Osmanlıcı olduğunu anlattıktan sonra şöyle bitiriyor:

Beştepe Saray’ının tarih içindeki yeri 1909’daki Yıldız Sarayı’nın, Reis’in yeri ise Sultan II. Abdülhamid’in yanıdır. Sokaklarda beliren hilafetçi kalabalık tarihsel olarak 31 Mart İsyanı’na katılan yobazların yanında yer almaktadır. Bu kalabalıkları top ve tüfekle destekleyecek Avcı Taburları henüz ortaya çıkmamış fakat nüfusun yaklaşık yarısı Hareket Ordusu’nun hâlet-i rûhiyesine bürünmüştür. Saray bizzat yarattığı krizi çözebilecek ve demokrasi treninden inebilecek imkânlara sahip değildir.”

Burada Alogan son derece uygunsuz bir benzetme yaptıktan sonra saçmalığı daha da ileri boyuta vardırıyor. İktidara karşı olan muhalif tabanın ki ülkenin yarısıymış… Hareket Ordusu haleti ruhiyesine büründüğünü iddia ediyor. Kitleler kutsal ya… Hele bu kitleler devrimci militer olunca daha da kutsallaşıyor. Kim peki bu kitleler, nerede Hareket Ordusu? HDP’lileri, PKK’lıları mı kast ediyor? Nüfusun yaklaşık yarısı kimlerden oluşuyor? Yoksa büyük çoğunluğu HDP halet-i ruhiyesine bürünmüş CHP’lileri mi kast ediyor? Yoksa AKP artıklarını mı, iktidarın dışında kalan dinci odakları mı? İktidarın ne kadar iğrenç olduğunu madde madde pek görkemli anlatabilen Alogan o her maddede daha iğrenç büyük güçlerin bu iktidarı neden devirmek istediklerini anlatmıyor. FETO da var mı bu Hareket Ordusu’nda?

Bakın şurada kendini iyice ele veriyor: “Demokrasi Karnavalı”, Aydınlık, 25 Haziran 2019     

“Her gün şehit cenazesi kaldırılırken, “barış bildirisi” imzaladı diye akademisyenlerin hayatı karartılırken, bir sürü insan “terör örgütü”nü övmekten cezaevinde yatarken, Sayın Reis ve adamları Millet İttifakı partilerini terör örgütüyle işbirliği yapmakla suçlayıp tehdit ederken, Saray’ın “terörist başı” dediği adama son anda mektup yazdırıp ayrılıkçı hareketin iç sorunlarından hareketle seçim manevrasına girişmesi, yurtta ve dünyada hiç kimseye izah edilemeyecek kadar tutarsız ve vahim bir durum yaratmıştır.”

İktidarın yaptığı büyük bir yanlışı eleştirme bahanesiyle ülkeye karşı kalkışmayı, iç savaş girişimini aklama. O “barış bildirgesi”ne imza atanlar arasında benim de bazı arkadaşlarım var ve kişisel olarak onlar adına üzülüyorum. Ama hamama giren terler. 100 binden fazla insanımız öldü bu sahte barışçılar yüzünden, ülke parçalanıyordu az kaldı. O “Hendek”ten sonra tüm siyasi itifaklar yeniden düzenlendi. Alogan bey bunları bilir, her şeyden bahseder, herkesi eleştirir, dosyada bulunsun… FETO’yu yerin dibine batırır, Soroz tehlikesine dikkat çeker. Amaç sanki bir sonraki paragrafta tüm bu güçlerin kontrolündeki hareketleri aklamak… Biz biliyoruz, bize güvenin, bunlar onlar değil mesajı vermek… Pek çok yazısında şundan yakınıyor: “İktidar kendine karşı olan herkese terörist yaftası takıyor….” Tipik muhalefet savunusu. İktidar bize böyle diyorsa demek ki yalan. Biz terörist değiliz, Türkiye’de böyle tehlike yok. Oysa iktidar bu konuda doğru söylüyor. Doğru söylediği az sayıda konudan biri bu.

Olmayın kardeşim, terörist olmayın, ballayıp yağlayıp süslü yazılarla terörizmi güzel gösterip, onlarla ittifak yapmayın… Ki iktidar gerçekten yalancı konuma düşsün. Ama öylesiniz işte… Az yukarıda ve orada burada iktidarın seçim dışı yollarla gidişinden bahseden babam mı, Hareket Ordusu örneğini veren kim?

“İstibdat ve Hürriyet”, 5 şubat 2021 Veryansın yazısında, AKP’nin diğer tüm partilere şefkatli yaklaştığını, bir tek CHP’yi siyaset sahnesinden silmek istediğini uzun uzun anlattıktan sonra… 

“A Haber İnce ve Sarıgül gibi çapsız unsurların peşinde kameraman gezdiriyor. Bütün bunların bir anlamı olmalı. İnsan içine çıkamayacak kadar rezil olmuş politikacılar kendi partilerinden kopup halkın umudu pozlarında yeni partiler kurarak ortaya çıkabiliyorlarsa, siyasî toplum iflas etmiş demektir.”

Veryansın TV’de bir olasılık anlamında bir 3. Yol Partisi kurulması ön tartışmaya açılınca çığlık gibi ilk itiraz Alogan’dan gelmişti. Çünkü Veryansın 3. Yolda başta Nihat Genç çok daha samimi ve tutarlı gibi görünüyor. Fakat başarması imkansız gibi bir şey şu toplumda, bu insan vasatında. Alogan’ın yazısını o yüzden kendime yakın bulmuş, desteklemiştim. Safım ben, yazarları az çok kendime yakın bulduğumda dediklerini gösterdikleri manada kavrarım ilkin. Ama şimdi bir daha okuyunca o yazıyı, alttaki amacı anlıyorum, anladıkça sinirleniyorum.  Alogan 3. Yolun.. değil felsefesinden, lafından bile alerji kapıyor. Hadi Sarıgül’ü bir tarafa koyalım, İnce’den ne istiyorsun, onu aşağılıyorsun? İnce pek de güvenilecek bir lider değil, kabul, ama CHP liderlerinin yanında melek gibi kalmıyor mu? Alogan ve onun gibi binlercesi muhalefete yönelik sözde sert eleştiriler yanında aslında CHDP’nin bölünmesinden ödleri patlayan unsurlar. “HDP kapatılsın” derken bunun CHP’ye yarayacağını öngördüğü için diyor. Zaten AKP de HDP’yi bu nedenle kapatmıyor.

Aynı yazıdan devamla:

“Sakın isyan etmeyiniz, “terörist” olursunuz. Kitle hareketi, toplantı gösteri ifade özgürlüğü falan… Sakın! Soros ansızın ortaya çıkar, hareketin başına geçer. Siz kitle hareketine önderlik edemezsiniz, George Soros önderlik eder!”

Dalga geçiyorsunuz Alogan bey ama, işin doğrusu yüzde yüz bu. Kitle hareketlerinde, seçimlerde, mitinglerde, sendikalarda, odalarda, medyada evet Soroz’un borusu ötüyor, sizin esameniz okunmuyor. Gerçi siz kimsiniz Alogan bey, onu da anlamadık ya… Dedik ya konu Alogan konusu değil, böyle onlarca yazar var, on binlerce insan var. AKP’nin yakında gideceğini tahmin ediyorlar, olasıdır… Gelecek iktidar zamanına yatırım yapıyorlar. O iktidar altında neler yaşanır, o iktidar Veryansın yazarlarına neler yapabilir, umurlarında değil. Alogan belki korur arkadaşlarını, bilinmez.  

“Hayvanlar Alemi ve Karanlık Odaklar”, 8 ocak 2021 Veryansın yazısında; kitle hareketlerine katılanlara bir yığın akıl verdikten sonra:

“Saray rejimi “karanlık odaklar” propagandasıyla her türlü tekil kitle eylemini anında tecrit etme imkânını bundan sonra daha da fazla kullanacaktır. Aranızda daima Sorosçular, PKK, hatta THKPC vs gibi ölü örgütler arayıp bulacaktır. Bu karanlık odakların her fırsatı değerlendirerek aranıza sızdığını, sizi yönlendirdiğini, dış güçlerle birleşerek iktidarı devirmek, hatta darbe yaptırmak ya da iç savaş çıkarmak için sizin içinizde faaliyet gösterdiğini büyük medya kanallarından halkın kafasına sokmaya çalışacaktır. Gencecik öğrencileri sabaha karşı evlerinden alıp ters kelepçeyle ite kaka götürecektir.”

Anladık ki bu hareketlere PKK-HDP, LGBT falan değil, Alogan önderlik ediyormuş!

3 ocak 2021 “Komplo Teorisi” :

Sokağa mı çıkacaksınız, zamları protesto mu edeceksiniz ya da grev mi yapacaksınız? Sakın yapmayın! Siyah pelerinine bürünmüş George Soros köşede hazır beklemektedir. Sizi gördüğü anda ortaya çıkarak hareketin başına geçecek, size önderlik edecek ve iç cepheyi bölecektir. Kitle hareketlerine siz önderlik edemezsiniz, ancak Soros önderlik edebilir! Sesinizi çıkarırsanız elinizdekini de kaybedersiniz. İç cephe ancak Saray’ın çevresinde kurulabilir. Öyle mi?

1994 yerel seçimlerinden sonra Necmettin Erbakan şöyle demişti: “Refah Partisi âdil düzen getirecek, bu kesin şart. Geçiş dönemi yumuşak mı olacak sert mi olacak, tatlı mı olacak kanlı mı olacak, altmış milyon buna karar verecek.”

Yeter ki sokağa çıkın, bu AKP’yi devirin. İşin özeti bir kez daha bu. Güya solcu, Marksist, ama burada önderliğin hangi gücün elinde bulunduğu sorusu yok, sınıflar yok, işçi sınıfı yok. Emperyalizm yok. Basbayağı bir turuncu devrim hayalini, “Bu o değil, korkmayın” diye pazarlıyor.

Yazı uzadı diye ortadaki bazı örnekleri kestim. Hikayesi aynı. Bu iktidar gitmeli, hangi yolla gidecek? Gittikten sonra düşünürüz. Şöyle felaket senaryoları da yazmıyor değil, o da bulunsun… “Deli Gömleği” Veryansın, 24 Temmuz 2020

“Programı olan bir muhalefet cephesi kurulmazsa, siyasî partilerin üyeleri parti yöneticilerine bu yönde baskı yapmazlarsa, her türlü felakete hazır olun. Saray, kendi dünya görüşünü hâkim kılmak ve kendi yönetim sistemini kabul ettirmek için laik topluma karşı son mücadelesini vermeye hazırlanmaktadır. Yerel seçimlerde büyük şehirleri kaybettiler, oyları eriyor, genel seçimlerde kesinlikle kaybedecekler, aman sesimizi çıkarmayalım, provokasyona gelmeyelim diye düşünmek gaflet ve dalâlettir. Ayasofya’nın ibadete açılması ve hilafet tartışmalarıyla birlikte Saray Hükümeti yeni bir yola girmiş, topluma bir deli gömleği giydirmeye karar vermiştir. Hedefleri imkânlarıyla uyumlu değildir. Şartları aşırı derecede zorlarsa iktidar elinden kayar ve sokağa yuvarlanır. İktidar bir kez sokağa yuvarlanırsa kapanın elinde kalır.”

Görüldüğü üzere burada da bir 3. Yol yok, Alogan kendini “Millet İttifakı”nın asli bir unsuru ve akıl hocası gibi hissediyor.

VE ZURNANIN BORAZAN GİBİ ÖTTÜĞÜ SON YER: “Kendini Sansürlemek” 26 Haziran 2020… İşte “HDP ittifakta bulunmak zorunda” fikrinin tezyin edilerek yedirildiği ibretlik makalelerden biri daha:

“En etkili sansür otosansürdür. Zihniniz otosansür kapanına bir kez yakalandığında, aklınızdan geçeni, düşündüğünüzü, hatta gözünüzle gördüğünüzü bile yazamazsınız. Yazdığınız taktirde tepki göreceğinizi, siyaset haritasındaki konumunuzun sorgulanacağını düşünürsünüz. Baroların direnişinde de öyle oldu, aklımız tutuldu. Desteklesek bir türlü, görmezden gelsek başka türlü.

Çoklu baro fikrinin ne anlama geldiğini yazmaya gerek yok. Saray rejiminin Türkiye Barolar Birliği’nden TMMOB’a, TTB’ye kadar bütün meslek örgütlerini dağıtmaya, bu kuruluşların yönetimlerini ele geçirmeye, en azından etkisizleştirmeye kararlı olduğu gayet açık.

Bu tasarıya ilk bilinçli direniş (çünkü hukuk biliyorlar), avukatlardan geldi. Elli beş Baro Ankara’ya yürüyüş kararı aldı. Polis yürüyüşü engelledi. (…)

Tam hareketi destekleyeceğiz, hatta gidip katılacağız derken, birisi çıkıp “HDP’yle aynı anda yürüyüşe geçen barolar neden desteklenir?” gibi bir zehir hafiye sorusu ortaya attı. Sahi, neden desteklenir? Yoksa  bir yerden düğmeye mi bastılar, bölücüler iki koldan harekete mi geçtiler? Eğer öyleyse, desteklemeyelim. Bırakalım Saray meclis çoğunluğunu kullanarak yeni yasalar çıkarsın, bütün meslek örgütlerinin canına okusun!

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu avukatların direniş gerekçesini şöyle açıkladı: “Tek adam rejimi yargıyı şekillendiriyor.” Çok doğru! Fakat birisi çıkıp diyor ki “Durakoğlu HDP’ye yakın, ayrıca İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi LGBT’yi savunuyor.” Eyvah, eyvah! Adam doğru söylüyor ama arkasında demek ki başka bir şey var. Nitekim Rand raporunda da yazıyordu: sokağı karıştıracaklar! Demek ki CHP, PKK, Barolar, HDP, belki sendikalar ve eşcinseller hep birlikte harekete geçerek…

Neyse, konuyu dağıtmayalım. Özetle belirtmek gerekirse, meslek kuruluşlarının ve kitle örgütlerinin içinde her türlü siyasî fikir bulunur. İnsanlar kendi örgütlerinin içinde tüzüğü ve teamülleri ihlâl etmeden siyasî fikirlerini savunurlar, yaymaya çalışırlar. Ancak bir meslek örgütünün bütün siyasî unsurları, kendi örgüt yapılarına ve kazanılmış haklarına yönelik bir saldırı karşısında birleşir ve Anayasa’nın verdiği hakkı kullanarak yürüyüş yaparlarsa, o yürüyüşü desteklemek yurttaşlık görevidir.

Böyle durumlarda, “düğmeye bastılar,” “alttan veriyorlar ateşi, üstten tütüyor dumanı” gibi insanı otosansüre yönelten baskılar gericiliği güçlendirir, Türkiye’yi Saray rejimine hapseder. Düğme var elbette. Pek çok düğme var… Ancak düğmeye basacaklar diye iktidarın altında kuluçkaya yatmak devrimci bir tutum değildir.

Yarın kıdem tazminatı gasp edilen işçiler, sarı sendikanın barajını aşabilirlerse, haklarını aramak için sokağa çıkacaklar. O zaman da şöyle diyeceksiniz: Rand raporunda yazıldığı gibi sokağı karıştırıyorlar, Reis tam vatan savaşı verirken işçileri sokağa döken fesat yuvaları harekete geçti. Öyle mi? Bu işin sonu yok. Bu yol hilafete ya da felakete kadar gider…

Bakın ben size bir şey söyleyeyim: Saray rejimi PKK-HDP ve FETÖ’yle aynı çizgiye düşme korkusunu körükleyerek ve sürekli bir savaş ortamı yaratarak siyasî toplumun tamamını esir almaya, böylece her türlü muhalif sesi bastırmaya çalışıyor. Her türlü baskıcı rejimin klasik ve beylik tavrıdır: Hükümete yönelttiğiniz her eleştiri ve yaptığınız her protesto iç düşmanın işine yarar ve ülkeyi dış düşman karşısında zayıflatır. Bunu kafanıza öyle bir sokarlar ki kendinizi sansür etmeye başlarsınız. Zamanla aklınız başınızdan uçup gider ve vicdanınız körelir.

Vicdan, dedim de aklıma geldi. Osman Kavala’nın durumu beni rahatsız ediyor mesela. Adamı rehin aldılar, neredeyse üç senedir cezaevinde tutuyorlar. Neyle suçlandığı belli değil… (…)

HDP açık bırakılırken, parti yöneticilerinin cezaevinde tutulması da haksızlıktır. Bu partinin yıllar önce kapatılması, hatta hiç açılmaması gerekirdi. Yeryüzünde hiçbir devlet kendi sınırları içinde faaliyet göstererek ülkeyi bölmeye çalışan illegal bir silahlı örgüte asker alma dairesi gibi hizmet eden bir siyasî partinin açıktan faaliyet göstermesine izin vermez.

Dört kez tahliye kararı verilen gariban Demirtaş içeride tutulurken, “çözüm süreci”ni yöneten bakanların, aracılık yapan devlet görevlilerinin serbest kalması haksızlıktır.

Geleceğin kurucu anayasasında etnik, dinî ve mezhebî ayrımcılık yapan her türlü örgütlenmeyi yasaklayan bir madde kesinlikle yer alacaktır. Laik devlette Kürt, Alevi, Sünni partisi olmaz.

O zamana kadar demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını güçlendiren, özgürlükler alanını genişleten bütün hareketleri destekleriz, Saray rejimini savunan bütün şahıslara ve hareketlere karşı çıkarız.”

Son zamanlarda bundan daha kötü niyetli, bu kadar ince çarpıtmalı bir yazı okumadım. Bir kere şu kuralı kafanıza kazıyın: İçinde HDP’nin yer aldığı, hele ki önderlik ettiği hiçbir hareket meşru olamaz. Hangi talep başlangıçta ne kadar haklı bile olsa içinde HDP bulunuyorsa haksız konuma düşer. Zaten iktidar bu haklı zeminde iktidardadır. Ona bu fırsatı veren Alogan zihniyetindeki milyonlardır.

“Gariban Selahattin Demirtaş” Barış Süreci görüşmeleri yaptığı için değil, “Hendek Savaşı”nı, Kobani Kalkışması’nı bizzat organize ettiği için tutuklu. Bunu Alogan bizden iyi bilir, çünkü Hendek Savaşı öncesi Demirtaş’ın sözde sol parti liderleriyle yaptığı görüşmeleri bizden çok daha yakından bilir.

Birçok baroyu, TTB’yi, meslek odalarını, DİSK’i, KESK’i, PKK zihniyeti, liberaller, CHDP ittifakı ele geçirmiş. Ülke düşmanı bir çizgideler. Bunu halk görüyor. Alogan gibiler göremiyor mu? Sanmıyorum. Halk bunu gördüğü için AKP’yi fazla sevmese de yine AKP iktidarda. Bunlar gelirse halimiz nice olur korkusuyla. Odalar, sendikalar HDP’nin elindeyken bu örgütleri destekleyecekmişiz. Bunlar laik, demokratik, hukuk devletinden yan hareketler yapıyormuş, biz de onu destekleyecekmişiz. Sonra da ben “HDP’nin ittifak içinde bulunması gerektiğini” hiçbir yerde yazmadım diyor.

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. Yılların deneyimi sonucu bu bizde böyle.
  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 26.02.2021

    Sorular, yanlış anlamalar üzerine umarım son kez 3. YOL SORUNU: Mevcut 3. yolcuların büyük çoğunluğunun “3. Yol” derken aslında iktidara karşı muhalefete yakın durduklarını saptıyor ve bunu eleştiriyorum. Birçok kişi buradan yola çıkarak benim 3. Yol’a ilke olarak karşı durduğumu düşünüyor. Durum böyle değil. 3. yol benim için de şu an hayali olarak, kağıt üzerinde en iyi tercihtir. Fakat kafamdaki 3. Yol şöyledir: Cumhur’a da Millet’e de genel planda yaklaşılmayacak, mesafeli durulacak. Kimseye senin cephendeyim diye açık çek verilmeyecek. Güncel siyasi tartışmalarda ülkeden ve doğrudan yana tavır alınacak. Dolayısıyla hangi taraf haklıysa o tarafa yakın gibi görünmekten çekinilmeyecek. Güncel siyasi kavgada daha çok Cumhur tarafı haklı olduğu için o tarafa yakın durmaktan kaçınılmayacak. (CHDP-PKK sorunu, ülke siyasetine dış müdahaleler, ülke bütünlüğü ve çıkarları, dış politika, korona salgını vb.). +++++ Devamı altta :

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 26.02.2021

    DEVAM .. : Genel sistemsel işleyişle ilgili muhalefete aksatılmadan devam edilecek. (Emperyalizme ekonomik bağımlılık, kapitalizmin mevcut işleyişi, emek, doğa, çevre sorunları vb.). Laiklik konusu, eğitim, özgürlükler, Atatürk konusu… Yine muhalefetle aynı şeyler söylüyormuş izlenimi vermekten çekinilmeyecek, muhalefetin haklı gibi göründüğü az sayıda konuda bile hiç samimi olmadığı, çürük olduğu vurgulanacak. Benim bu yolda başlıca çekincelerim şunlar: Böyle bir siyaseti oturtmak kolay gibi görünse de aslında çok zor. Ülkedeki insan potansiyeli, bilinç durumları buna elverişli değil. Baştan bu yolda anlaştığınız pek çok kişi ve çevre hemen cıvıyıverip en kolay yola kayıyor: Cumhur’a verip veriştirmek. Çakma muhaleftten alkış almaya çalışmak. Ortaya attığınız en basit ve kısa mesajları bile anlamayan bir okumuş ordusu ile ne kadar ince, akıllı ve tutarlı politika yapabilirsiniz. ++++ devamı altta...

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 26.02.2021

    DEVAM: .... Peki VP ne yapıyor? Onun önderliğinden kaynaklı siyasi refleksi daima “iki cephe – orta yol yok” politikasıdır. Ya oradan olacaksın, ya buradan. BUNUN ZARARLARI NELERDİR? 1- Bu politika hattı tarihsel olarak VP’yi hep kitlesel olarak zayıflattı. Güçlendiği dönemler 3. Yola yaklaştığı dönemlerdir. O da anlamadığım bir çelişki. 2- Bu çizgiyle olguları geniş açıdan tartışamaz, hep dar kalıplara hapsolur, olgunun birçok başka yönünü görmez ve göstermezsiniz. Gerçekçi insanlara hiç uygun değil. 3- VP bunu hep yeteri kadar güçlenmeden yapıyor ve sürekli büyük güçlerin pek de istenmeyen küçük marjinal yardımcısı konumuna düşüyor. Güçlenmeden, pazarlık gücü oluşturmadan bir cephede yer almak herhalde yanlış. ++++++ devamı altta...

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 26.02.2021

    DEVAM : .... PEKİ BUNUN İYİ TARAFLARI NELER: 1- İnsan türünün tabiatı gereği siyasette ne yazık ki “ya o ya bu” tercih dayatması en kolay anlaşılan tutum. Çok büyük çoğunluk bundan başkasını anlayamıyor, yolunu başka türlü bulamıyor. Ama bu VP’ye parti olarak neden yaramıyor, onu cidden anlamıyorum. 2- Bu yöntemle daha sıkı parti kadroları oluşturursunuz, nicel olarak zayıflasanız bile. VP nicel gelişmeyi de hedefliyor, ama bunu başaramıyor. 3- Kendi partisini ve çıkarlarını feda edip iki cephede biraz daha haklı olanın yanında yer almak üst doğrular, adalet ve vicdan açısından daha doğru görünüyor. Bu tutum Cumhur’un bazı noktalarda iyileşmesine de yarıyor. Ama ne kadar, bilemiyorum. +++++ devamı altta..

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 26.02.2021

    DEVAM: ... O bakımdan gönül tercihimin 3. Yol olduğunu belirtmekle birlikte ülkedeki insan niteliği açısından bunun biraz hayali kaçtığını söyleyebilirim. Yine de sahte cinsinden değil, hakiki cinsinden 3. Yolculuk yapanlar çıktıkça onları karalamam, desteklerim. Fakat VP politikasının da şartlara dayanan bir gerçekliği ve geçerliliği bulunduğunu inkar etmem, yabana atılmasını istemem. Belki de en doğrusu o, emin olamadığım için ısrar da edemiyorum. Siyaset zor konu, yanılmaya çok açık bir alan, benim bu alanda kafam bu kadar işliyor. Diyeceğim en son söz budur, hangisi daha doğru, tam bilmediğimdir. Kesin bilip, emin olduğum şeyleri söylüyorum: Mesela muhalefet 5. Kol haline gelmiştir. Mesela insan düzeyi çok düşmüştür. O yüzden genel doğrular hiçbir biçimde bu topluma işlemiyor. Hiçbir sağlam iplik bu yırtılmış çürük dokuyu dikemiyor. Şartlar adam akıllı değişirse tekrar bir şey deriz.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.