1 Yıllık Rakamlarla Korona Yalanları, Korona Gerçekleri..

1 Yıllık Rakamlarla Korona Yalanları, Korona Gerçekleri..

Panik lobisi mi daha haklı çıktı, yoksa komplo kuramı lobisi mi? Dünyada süreci ağırlıklı olarak panik lobisi yönetiyor… DSÖ başta olmak üzere medya ve tıp tröstleri iktidarları parmağında oynatıyor. Onların da arkasında dünya oligarşisi… Siyasi iktidarlar hem bunların suyuna gidiyor, hem de bir ölçüde aklı selimi korumaya, orta yolu tutturmaya çalışıyor. Komplo kuramcıları ve onların izinden gidenler panik ve baskıya direnmeye çalışıyor. Mantık ve bilim dışı iddialarıyla onlar da panik lobisinin ekmeğine yağ sürüyor. İki taraf da haklı oldukları noktalardan tüm süreçte haklı çıkmaya çalışıyor.

Gerçekten bilime ve gerçeğe sadık kalmaya gayret ederek olguyu yorumlayanlar, buna göre tutum alanlar da az değil. Ama örgütlü değiller, güç oluşturamıyorlar. Bir keşmekeş içinde yuvarlanıyoruz her krizde olduğu gibi.

RAKAMLAR NEYMİŞ GÖRELİM, HANGİ TARAF DAHA HAKLI?

Her iki tarafa da yine yaranamayacağımız kesin. Biz sadece ve sadece gerçekleri, yalnızca rakamları ortaya sereceğiz. İki tarafın da hoşlanmadığı gerçekleri…

24 Aralık 2020 saat 10.55 itibarıyla koronadan tüm dünyada ölüm sayısı: 1.738.168. Vaka sayısı: 79.086.170…

Şimdiii: Koronadan ilk vaka resmen 1 Aralık 2019’da görülmüş kabul ediliyor. Aralık ortasında vaka sayısı hızla artmış. İlk ölüm vakası 9 Ocak’ta bildirilmiş. İlk vaka ile ilk ölüm arasındaki 40 gün manidar. Zaten rakam çarpıtma, olgu karartma o tarihte başlamış, yoğun biçimde sürüyor. Mecburen bu bilgileri doğru kabul ediyoruz.

2019’da DSÖ’ye göre mevsimsel gripten dünyada ölüm sayısı 650 bin. Koronadan ölüm bir yılda 1 milyon 738 bin. Yani 2.68  katı. Hani 100 kat öldürücüydü? Hani 52, 35, 30 kat öldürücüydü? Hani 270 kat bulaşıcıydı?

Rakamlarla ilgili bazı çekinceleri de sıralayalım. 2019’daki 650 bin ölüm sayısı pek güvenilemeyecek ve kesin olmayan, tahmini bir veri. Gerçek sayı muhtemelen biraz daha yüksekti. Çünkü ölenlerin çok büyük çoğunluğuna test uygulanmamıştı, tanılar değişken ve gelişigüzel ölçütlere göre konuyordu.

2020’deki 1 milyon 738 bin rakamı ise kimine göre gerçek rakamın altında, kimine göre üstünde. Ben genel tabloyu fazla değiştirmeyecek oranda gerçek rakamın biraz üstünde olduğunu düşünenlerdenim. Çünkü seçici ve despotik bir algı oluşturuldu, neredeyse tüm hastalıklar unutulup tüm dikkat koronaya yoğunlaştırıldı. Testi pozitif çıkan, bazı belirtiler gösteren, hatta göstermeyen birçok ölüm, koronananın hanesine yazıldı. Başka gripler yok sayıldı. Testlerin de ne kadar güvenilir olduğu malum. Hangi oranda bir şişirme var, bunu ispatlayamayız. Düşük bir orandadır bana göre ve aksini kanıtlayamayacağım için verilen rakamları doğru kabul etmek durumundayız… Şimdilik…    

Başka deyişle: Tüm dünyanın panik içinde kıvrandırılması işte bu mevsimsel öteki griplere göre 2.68  kat fazla öldürücülük yüzündendir. Bu oran düşük müdür? Bence düşük değil. Çok ciddi ve önlem alınması gereken bir durum. Ama bu yoğun yalan ve talan propogandası altında değil. Komplo kuramcılarından ayrıldığımız, ama panik lobicilerine hiç katılmadığımız nokta.

Diyecekler ki? O kadar büyük önlemler alınmasaydı çok daha öldürücü olacaktı bu salgın. Bir ölçüde doğru. Ama küçük bir ölçüde. Birkaç ülke dışında zaten hiçbir ülke tam karantina uygulamadı. Önlemler salgını durdurmak, yok etmek için değil, zamana yayarak sağlık sektörünün yükünü hafifletmek içindi. Bir yıllık süre 8 milyarlık dur durak bilmez dünya nüfusu için çok uzun bir süre. Salgın için de… Yaz aylarında önlemler zaten neredeyse tamamen sıfırlandı. Normal bir grip salgınında olabileceklerin çoğu zaten oldu.

Hiç önlem alınmasaydı da (bunu tahmin etmek güç ama) en çok bir katı daha fazla ölüm görülürdü. Belki daha azı. Ama bu elbette kötü olurdu. Önlemlere karşı değilim. Anlatmak istediğim bambaşka bir şey. Aşağıda yeniden anlatacağım.

Fakat tersinden de şunu söyleyebilirim: 2019’daki 650 bin grip ölümü yüz milyonlarca kişinin bu griplere karşı aşı olduğu durumda ortaya çıkmıştı. Bu son bir yılı aşısız geçirdik. Aşı kullanılsaydı, rakamlar çok daha aşağıda seyredecekti. Bir de bu hesapta normal nüfus artışıyla normal olarak artan ölümleri hesaba katmadık.

Vaka sayısı, pozitif vaka sayısı, hasta sayısı rakamları da devamlı değişen anlayış ve ölçülere göre tamamen birbirine karıştırıldı. Burada da kasıt var. Gerçeği halklar öğrenemesin, kafalar karışsın diye. Aslında panik lobicileri sayesinde yöneticilerin de kafası tamamen karıştı. 24 Aralık verilerine göre az yukarda bahsettiğim 79 milyon rakamı pozitif vakaları mı, semptom gösteren vakaları mı anlatıyor, her şey birbirine karıştı, DSÖ bile sanırım net cevap veremeyecektir. Fakat yine bunu doğru kabul edersek vaka sayısına göre ölüm oranı yüzde 2.2’nin altındadır. Buradan bir yere varamayacağımız açık. Az çok semptom gösterenlerin kaçta kaçına test yapıldı, virüsü alanların kaçta kaçı semptom gösterdi, bilmiyoruz, hiçbir zaman tam bilemeyeceğiz.

Bize dikte edileni yer, bu hastalıktan ölüm 2.2 dersek tamamen bilimsel mantığı tepelemiş oluruz. (Başlangıçta da yüzde 3-3.5 diyorlardı.) Mevsimsel gripten ölüm yüzde 0.2-3 olduğuna göre, işte şimdi “10 kat öldürücü sonucuna” ulaştık. Tabii panik lobisinin sahte bilimine göre. Rakamlarla, kavramlarla oynayarak. Dedikleri doğru çıksa şu ana dek en az 6.5  milyon kişinin ölmesi gerekliydi. Bazılarına göre ise 65 milyon insanın ölmesi gerekirdi. Bu olsaydı ne sevinirdi panik lobisi.

Rakamlara daha dikkatli baktığımızda daha da tuhaf şeylerle karşılaşıyoruz. Örneğin Sağlık Bakanlığı’nın 14 Aralık verisine göre pozitif vaka sayısına göre ölüm rakamı yüzde 0.77… İşte bence koronanın öldürücülük rakamı, gerçek oran budur. Dünyada da sonunda üç aşağı beş yukarı bu çıkacak. Yani mevsimsel gribe göre ortalama 2.5-3 kat daha öldürücü olduğu görülecek. Tekrarlayayım: Bu farkı küçümsemiyorum, önemsiyorum.

Bu olumlu bir tuhaflık. Olumsuz tuhaflık ise şu: 18 Aralık’ta hastalarda zatürre oranı yüzde 2.9’a kadar inmişken, sonraki gün birden bire 4.1’e nasıl çıktı? O da ölçütlerle bu kadar sık oynamanın sonucu. Bakanlık da her yönden ağır baskı altında.

PEKİ BİZİM DERDİMİZ NE?

Tüm bu panik ortamının yarattığı sosyal ve ekonomik çöküşün sonuçları ne olacak? Bunlar birkaç yıl içinde hangi kesimlerden, ne kadar ölüme yol açacak? On milyonlar? Yüz milyonlar? Açlık? Pek kimsenin bu soruna aldırdığı yok. Fazla bahsedilmiyor, üstünde yeterince durulmuyor. Devletler kendi anlayış ve güçleri oranında bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama hayli yetersiz.

Tüm bu ortamın artırdığı ve daha da artıracağı metabolik hastalıklar, obezite, kalp damar hastalıkları, kanser, depresyon, intihar vakalarından ölümler ne oranda yükselecek? Çok büyük bir kesim medya ve doktor kesimi böyle bir sorun yok gibi davranıyor, sorumsuzca konuşuyor. Sözde en “toplumcu” olanlar bile.

Önlemlere şahsen karşı değilim. Ne önlem alınıyorsa harfiyen uyulmalı, tartışması salgın sonrasına bırakılmalı. Ama medya ve sosyal medyadaki panik haberciliği, yorumculuğu tam bir insanlık yıkımıdır. Dünya çapında bir halk sağlığı krizidir. Asıl problem bu. Moral yükseltici uyaranlar bir ise, moral bozucu 10 kat fazla uyaran pompalanıyor. Bu planlı biçimde yapılıyor.

Benim gibilerin görevi sözleri dinlenmese de her yolla uyarı görevini yapmak. Dünya oligarşisi beyinleri köle etmiş, bilimi de hadım harem ağasına dönüştürmüş. Bu krizle zaferlerini taçlandırmak peşindeler. Biliyorum, bizim uğraşımız biraz boşuna gibi görünüyor. Olsun, kimi kurtarırsak kârdır, kime en ufak faydamız dokunursa insanlık görevimizdir.  

Bizi her konuda olduğu gibi bu konuda da umursamayan arkadaş, dost, akraba  ve tanıdıklara selam ve saygılarımı gönderirim tekrardan. Ne haliniz varsa görün, yine de keşke sağlıcakla kalın demekten başka bir yol bırakmayan tüm büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.  

DOKTOR VE SAĞLIKÇI ÖLÜMLERİ

Tüm dünyada ve bizde ünlüler (ki sayıları on binlerce) korona olduklarında manşetten haber yapılıyor. Burada olağan rating hesapları dışında medyanın (en minnacıkları dahil) tık peşindeki amaçları rol oynuyor… Tabii bir de panik lobisinin bilinçli kışkırtması… Ama ünlüler arasında ölüm oranı son derece düşük. Bizde de öyle… Aman ölmesinler..

Ama sağlıkçılar ve doktorlar arasında ölümler önceki mevsimsel griplere göre hayli fazla ve bu içimizi yakıyor. Oradan da virüsü kısa mesafeden, sık sık, üst üste ve yoğun almanın öldürücülüğü çok artırdığını ve bu hastalığın asla küçümsenmemesi gerektiğini anlıyoruz.

Yine de panik yok! Doktor ölümleri de paniği artırmak için fazlaca kullanılıyor. Dikkatli olalım.

Bunları söylerken hariçten gazel okumuyorum. Ben de ağır risk altındayım. Eşimin bölümünde şimdiye dek 5 doktor, 5 hemşire, 1 diyetisyen korona oldu. Eşimin kendi ekibindeki 8 kişiden 3’ü korona oldu. Şükür, şimdiye dek ölüm yok…

AŞILARA GELİNCE

Şimdiye dek üç kez grip aşısı oldum, ikisinden fayda gördüğümü düşünüyorum. Eşim ise başından beri grip aşılarına karşı. Soranlara da “siz bilirsiniz” diyor. Çünkü bu aşıların uzun dönemli etkileri bilinmiyor, diyor. Uzun dönemde bağışıklık sistemini kötü etkileyebilir, oto immün veya başka hastalıkları tetikleyebilir, diyor. O yüzden özellikle gençlere ve orta yaşlılara önermiyor. Bir de bu aşılar kızamık, kabakulak, polio gibi tek ve değişmeyen virüslere karşı değil ki! Onlarda aşı etkisi çok yüksek oranda. Grip aşılarında ise koruyuculuk en çok 70-80 oranında. Çünkü her yıl farklı vürüsler ortaya çıkıyor, aynı virüs sıklıkla mutasyona uğruyor.

Bizce tüm hastalıklara karşı ve enfeksiyonlara karşı da temel olarak yapılması gereken şey hem kişisel planda hem de toğlum sağlığı genelinde bağışıklık sistemini güçlendirmek. Bu daha ucuz ve daha kalıcı, çok daha etkili yol. Ama ekonomik sistem buna uygun değil. Kişisel bazda ise doktorların bile kafası ermiyor ki, kaçta kaç vatandaşımız bu basit, kolay ama onlara çok zor gelen önlemleri alsın. 

Ben yine de aşı olun derim. Yüzde 70 koruyuculuk bile fayda faydadır. Risk gruplarındakiler muhakkak olmalı. Aşı lobisinin çakallıklarını biliyorum, aşı gelince koşarak gitmem, ama sıram gelirse olurum. Eşim ise kararsız. Yaşlılar olsun, ben olmayabilirim, diyor. Onu ikna etmeye çalışacağım.

Kaan Arslanoğlu



Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • 6.02.2021

    Çok teşekkür ederim Kaan bey, gayet mantıklı açıklamalarda bulunuyorsunuz. Benim bağışıklık sistemim gayet iyiydi. Yaşamımda ilk grip alışını bu yıl yaptırdım, o da eşimin ısrarı ile. Değişen bir şey yok . Sizin de dediğimiz gibi bu felaket tellalları yüzünden, bir de Covid 19 var , diye zatürre aşısı bile olduk. Sizin yazınıdı okumuş olsaydım onlar yaptırır mıydım, bilmiyorum. Sağ ol arkadaşım. Saygıyla... Hatice İskenderkaptanoğlu

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 28.12.2020

    Elimizde güvenebileceğimiz sağlam veri yok. Kendi yağımızla kavrulacak olursak, köyümde (Belde) salgından -birbiriyle temassız- üç kişi öldü. Türkiye’de 42 bin dolayında belde var. Çalıştığım şirketin bağlı olduğu üretici örgütünden, nedenine değinmeden, ortalama haftada bir ölüm ve baş sağlığı duyurusu geliyor. Bir kısmı da tanıdık. Bunların genellikle şirket kurucusu olmasından, yaşlarının 65 ve üstü olduğunu çıkarıyoruz. Devletin (Siyasetin) olumluyu abartma, olumsuzu saklama huyu bilinir. Bu durum, tek erkli, din erkli yönetimde ayırıcı niteliktir. Dolayısıyla önemsiz ben, sayıların saklandığını düşünüyor. Öte yandan Kaan Bey’in çoğu değerlendirmelerine de katılıyorum.

  • editör

    editör 26.12.2020

    ... bey, siteyi çok yakından ve ilgiyle takip etmenize rağmen yazarlarımızı neredeyse hiç tanımadığınız ortaya çıkıyor. Yorumlarınızdaki garabet de buradan kaynaklı. İngilizceyi bu sitede sadece kendinizin bildiği, bilimsel yayınları yalnızca şahsınızın okuduğu gibi bir vehim yansıyor ifadelerinize. Oysaki yazarlarımız 70’li yıllardan beri İngilizce tıbbi yayın okuyabilmekte, 80’li yıllardan itibaren de evrim ve genetik konularında okuyup- yazabilmektedir. O zamanlar internet yoktu, dolayısıyla verdiğiniz kaynaklar da yoktu. Yarı-uzmanların veya kendini uzman sananların en büyük yanılgısı, kavrayamadıkları üst düzey fikirler ileri sürüldüğünde, karşıdakinin işin lise düzeyindeki ham bilgilerinden haberdar olmadığı zannına kapılmaları. Bu durumda vasat, üst düzeye akıl öğretmeye kalkar. Bizler bu işlerin 90’lı yıllardan beri teorisini yapıyoruz. Oraları çoktan geçtik. Sizin bunlardan habersiz olarak neden bu siteye o denli ilgi duyduğunuz cidden merak konusu.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.