Nobel ödüllü ilk Türk Aziz Sancar ve Türk solunun çıkmazı

                        Bu Nobel Ödülü alan ikinci Türk oldu demekte acele etmeyin çünkü ana-babadan geçen doğumsal bir özelik olmayıp, gönüllü bir kabul süreci olan Türklüğe ilkinin uzak duruyor olabileceği, “Türkler bir milyon Ermeni’yi kesti” karalamasını dile getirmesi nedeniyle akla gelmektedir. Orhan Pamuk’un bu ödülü almasında ne derece etkili olduğu bilinmeyen bu karalama, onun zaten Türk olmak ile kendisinin arasına bir mesafe koymuş olma olasılığını arttırıyor ve böyle bir tercihte bulunmasına da saygıyla yaklaşmak gerekir. Orhan Pamuk’tan kendisini bir Türk olarak kabul edip etmediği (kendisini bir Türk olarak görmemeye hakkı vardır) yönünde Orhan Pamuk’tan Aziz Sancar kadar açık bir beyan duymadığımız için, Nobel Ödüllü ilk Türk unvanı bence Sayın Aziz Sancar’ın hakkıdır. Aziz Sancar bu ödülü, yıllarını verdiği bir bilimsel emeğin sonunda haklı olarak almıştır.

            Bu tür ödüller, bu ödülü almayı hak eden birçok bilim insanının arasından birinin seçilmesiyle sahibini bulur ve kuşkusuz Aziz Sancar, bu ödülü hak eden tek kişinin kendisi olmadığının, kendisi gibi insanlığa kendisini adayarak çalışan binlerce araştırmacının ortak çalışmasının simgesi olarak bu ödüle layık görüldüğünün bilincindedir. Bu ödülü alacağınızın bir güvencesi olmadan, kendiniz gibi yüzlerce araştırmacı arasında, yüksek çalışma temposunu yıllarca tutarlı biçimde sürdürebilmek için, o kişinin her türlü bireysel arzu ve hırsını aşabilecek derecede kendisini insanlığa adayabilen bir konuma ulaşmış olması gerekir. Bu adayış, aile, aşiret, ırk, soy, sop gibi daha ilksel kimliklerin aşılabilmesini sağlayacak bir asimilasyon süreci ile olanaklı olabilmektedir. Asimilasyon denildiğinde hep akla bir etnik aidiyetin aşılması gelmektedir ancak psikolojik açıdan bireyin geçmişinden getirdiği her türlü kimliği aşabilmesini ve daha sağlıklı yeni bir kimliği benimseyebilmesini sağlayan süreçler de asimilasyon süreçleridir. Yani asimilasyon psikolojik açıdan, bireyin değişen koşullara ayak uydurabilmesini, günceli yakalayabilmesini sağlayan sağlıklı bir süreçtir.

            Kimlik, katman katman olan bir yapıdır. Dışkısını, kendi açısından değerli olanlar için bir ödül sayan, kardeşine yönelik rekabet duyguları nedeniyle onu yok etme arzusu içinde yanıp tutuşan anal dönem çocuk kimliği de bir kimliktir. Ya da anne ve babamızın gözünde dünyanın en değerli varlığı olarak kendimizi gördüğümüz o narsisistik dönemin bize kazandırdığı, çok özel bir kişi olduğumuz algısının ön planda olduğu kimlik de bir kimliktir. Bireyin erişkinliğinde, bunlar ve bunlara benzer sorunlu kimliklerden herhangi birini aşamamış olarak toplum yaşamına girdiğini bir düşünün. Bırakın Nobel Ödülü için çalışabilmeyi, bencilce arzularını tatmin etme dışında başka bir şeye odaklanamayan, her şeyi kendisine hak gören, kurallara uyamayan, ötekilere saygısı olmayan, acımasız ve sorunlu bir kişi ortaya çıkacaktır.

Bu tür kimliklere sahip bireylerden oluşan bir toplumun ne kadar yaşanması zor bir ortam oluşturacağını sanırım herkes kavrayabilmektedir. Nitekim Aziz Sancar’ın doğup büyüdüğü topraklar bugün, etnik ve mezhepsel kimlikleri adına başkasının yaşamını hiçe sayan teröristleri ve 103 kişiyi acımasızca katleden canlı bombaları yetiştiren bir vasata dönüşmüştür. Bu tür sorunlu kimliklerin, daha uyumlu ve sağlıklı kimliklere yerini bırakıp geriye çekilerek asimile olmaları, sağlıklı bir toplumun olmazsa olmaz koşuludur. Mikro düzeydeki bu sağlıklı bir kimlik sahibi olma sürecinin makro düzeye taşınabilmesi, etnik aidiyetlerin aşılarak ulus kimliği yönünde asimile olması ile olanaklı olmaktadır. İnsanlığa kendisini adayabilen bir kimlik, bu asimilasyon sürecinden geçerek oluşabilmektedir. Aksi halde birey, dar bir kimlik algısının ötesine geçememekte, dar bir grubun çıkarlarını gözeten ama kendisini diğer gruplara ve insanlığa yabancı gören bir birey olarak kalmaktadır.

            Aziz Sancar’ı elinde silahla ya da bombayla değil de Nobel Ödülü ile görebilmemizi sağlayan en önemli etken, kendisinin de belirttiği gibi Kemalist Uluslaşma sürecidir. Etnik kimliğinin farklı olması, onun Türk kimliğini, evrensel değerlere sahip çıkan, insanlığa kendini adayabilecek bir kimlik olarak daha doğru biçimde algılayabilmesini sağlamıştır. Zaten doğrusu da budur; Türk olmak etnik bir aidiyet değil, etnik aidiyetlerimizi aşabilmemizi sağlayıp, evrensel değerleri benimsememizi kolaylaştıran sağlıklı bir kimliği edinme sürecidir. O, bu sürecin içinden geldiği için bugün insanlığa ait bir değere dönüşmüştür.

            Türkiye’de solun çıkmazı da burada yatmaktadır. Uluslaşma sürecini faşizm olarak damgalayıp, Kemalizm’i bireyin özgürlüğünü ortadan kaldıran baskıcı bir ideoloji olarak görmekten kurtulamayan Türkiye solu ki, bu kervana ne yazık ki CHP de dahildir, sahte bir özgürlük masalıyla her türlü ayrımcılığı besleyen HDP’nin değirmenine su taşıyan bir makineye dönüşmüştür. İşin sorunlu tarafı, solun oy talep ettiği toplum kesiminin aslında özgürlükten korkuyor olmasıdır. Bugün Türkiye solunun dile getirdiği özgürlük söylemi, Cihangir sınırlarının dışında yaşayan yoksul ve çaresiz kitleler için, çocuklarını ellerinden kapıp her türlü olumsuzluğun kucağına atabilecek bir karnavalı çağrıştırmaktadır.

Köyünden göç etmiş ve metropollerin yamaçlarında tutunmaya çalışan halk kesimi için özgürlük, çocuklarını uyuşturucu batağı, fuhuş, suç, terörizme bulaştırabilecek bir olumsuzluk olarak anlaşılmaktadır. Zengin oğlanın doğradığı parçalanmış cesedi çöpe atılan kız, bu algının belirgin bir imgesi olarak, çocuklarının geleceğini kurtarmak isteyen muhafazakar kitleleri özgürlükten ürkütüp daha da muhafazakarlaşmaya doğru itmiştir. Türkiye solu ise halen derin bir aymazlık içinde, oy tabanı olarak gördüğü, özgürlükten ürkmüş bu kitlelere özgürlük ve Haziran ayaklanması çağrıları yapmayı sürdürmektedir. Oysa halkın talebi öncelikle, çocuklarının geleceğini güvence altına alan, onları her türlü olumsuzluktan koruyacak bir güçtür. Kimse çocuğunu onun bunun oyuncağı olsun diye yetiştirmemektedir. Halk, kendisini ve çocuklarını koruyacak bir otoritenin arayışındadır. Bu nedenle, halkın en önde gelen talebi olan, güvenliği sağlayacak bir otoriteye duyduğu özlemi, ataerkil gerici bir baskı düzeni olarak aşağılayan sol kesim, Cihangir dışında oylarını arttıramamaktadır. Uluslaşma süreci, halkın bu talebini karşılayabilecek, çocukları güvenli bir yaşama ulaştırabilecek bir modeldir, ancak bu sürecin sol tarafından dışlanması, yoksul kitleler için daha da muhafazakarlaşmayı tek seçenek durumuna getirmektedir.

Batıda neden özgürlük söylemi oy devşiriyor diye bir soru akla gelebilir. Batılı kapitalist ülkeler, toplumda düzeni sağlayan ahlaki ve dinsel kodları uluslaşma süreçleri sırasında laik bir toplumsal yapının içine yerleştirmişlerdir. İyi olmak, yardımsever olmak, dürüst olmak, başkasına zarar vermemek gibi dinsel kodlar, bu toplumlarda seküler yapının da temel kodlarıdır. Bugün bireysel özgürlüğü öne çıkartabilen ve halkını belli bir refah düzeyine taşıyabilmiş olan batılı toplumların hepsi kendi ulusal kilisesini kurmuş toplumlardır. Her biri ulusal kilise olan Almanların Protestan Kilise’si, İngilizlerin Anglikan Kilise’si, Rusların Ortodoks Kilisesi, Amerikalıların Evanjelik Kilise’si, topluma düzen veren dinsel yapının ulusal bir yapıya dönüşmesinin birer örneğidir. Seküler olmak, dini reddetmek değil, tarih boyunca ulusal yapıların ortaya çıkmasından önce uzun bir süre topluma düzen veren dinsel yapının ulusal ve güncel bir yapının içine yedirilmesidir. Güvenliğin sağlandığı bir zeminde özgürlük söylemi anlamlı olabilmektedir. Ulusal yapı, toplumu oluşturan bireylerin ahlaklı ve iyi olmalarını, bu paralelde güvenliği sağlayıcı bir toplumsal düzeni oluşturacak kodları içermediği sürece, halk geçmişin muhafazakar yapılarına yönelmektedir. Türkiye’de bu dönüşüm yarım kaldığı için özgürlük söylemi, kuralların ortadan kalktığı ürkütücü bir kaos arayışı olarak algılanmaktadır.

Ortadoğu’da gençleri canlı bomba olmaktan, küçük yaşta denizde boğulmaktan, özgürlük adına bağımsızlığını feda ettiğinden bihaber biçimde petrol kartellerinin paralı askeri olmaktan alıkoyacak tek seçenek uluslaşma sürecidir. Türkiye’de Alevileri, Ermenileri seven, koruyan batılı emperyalistler, Suriye’de Alevileri, Ermenileri kesen uluslaşma karşıtı cihatçılara destek olmaktadırlar. Ne yazık ki, Cihatçıları besleyen söylem de Türkiye solunun dilinden düşmeyen söylemdir; “uluslaşma süreci, özümüze ait kimliklerimizi yok eden baskıcı ve faşist bir süreçtir, özgürlüğümüz için uluslaşmaya karşı duralım”. Türkiye solunu, emperyalizm destekli cihatçılarla aynı yatağa girmekten kurtarabilecek tek etken uluslaşma süreci ve ülkemiz özelinde Kemalizm’dir. Kemalizm’i ve ulusalcılığı küçümsemek dışında dişe dokunur hiçbir şey yapamayan sol, Türkiye’de daha uzun süre nal toplayacak gibi görünmektedir.

Ne Mutlu Türküm Diyene!

Mutluhan İzmir

Facebook
yorumlar ... ( 62 )
17-12-2015
17-12-2015 09:50 (1)
ULUSALCILARIN ÇOĞU ASLINDA AMERİKANCI – NOBEL TARTIŞMASI: 1- Aziz Sancar sevimli adam. Türklüğe, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıktı. Çoğumuzun hoşuna gitti. Bu kötü değil, iyi bir şey bence. Ama keşke böyle kalsaydı. 2- Fakat Nobel ödülü emperyalistlerin silahı olan TIRIŞKA bir ödüldür. Pamuk’a ödül veren mekanizma ile Sancar’a veren aynısıdır. Nobel alan çok değerli kişiler de vardır kuşkusuz. Ancak şahısların kendi alanlarındaki değerleri Nobel’den bağımsız düşünülmeli. Sonuçta Nobel hayırsız bir kurumdur. İşimize gelene Nobel verilince sevinmek ilkesiz bir tutum. 3- Bilimde ilerleme çok yavaşladı. Çünkü insanlık idealini kaybetti. Bugün bilim her zamankinden daha fazla kapitalist denetim altında. Bilim pek az insanlık yararına kullanılıyor, ağırlık insanlık zararınadır. Bilimi bilimsel yöntemle sorgulamak gerekir, şaşaalı takdimlere kapılmamalı. 4- Bilim insanının sosyal-siyasi zekası sokaktaki vatandaştan ileri değildir ortalamada. Devam edecek. Kaan Arslanoğlu
17-12-2015 09:51 (2)
ULUSALCILARIN ÇOĞU AMERİKANCIDIR.. DEVAM... dolayısıyla buna abartılı önem atfetmek komik. 5- Aziz Sancar “Türk” olabilir, ama Türkiyeli değildir. Bu nokta çok önemli. Biz bir “ırkın” kabiliyetini konuşuyoruz ne yazık ki, bir milletin, toplumun değil. 6- Mutluhan’ı ve birçok dostu tenzih ederim, çoğu ulusalcı klasik tipte Amerikancıdır. Irkımız yüceltilsin, ama emperyalistlerin hizmetinde olsun! Yükselen değer liberal-Kürtçü Amerikancılık yanında bu bizde bile nostalji yaratıyor :)) 7- Ulusalcı şefler seviyesinde Amerikancılık oranı çok daha yüksektir. En bariz örnek: Doğu Perinçek… Kaan Arslanoğlu
17-12-2015 10:17 (3)
1923'te Cumhuriyet ilan edilirken acaba Türkiye Cumhuriyeti yerine Avrasya cumhuriyeti denseydi ve ne mutlu kendine Avrasım diyen diye bir söz söylemiş olsaydı Mustafa Kemal, bugün daha sağlıklı bir toplum olabilir miydik? Bir de benim okuduğum tarihte, uluslaşma süreci öncesi Kürtlere verilen 'kendini geliştirme olanağı' sözünün tutulmadığı yazıyor. Referans isteyen olursa birden fazla referans verebilirim. En etkileyici ve derli toplu olanı Sinan Hakan'ın Türkiye Kurulurken Kürtler (1916-1920) İletişim Yayınları. Kasım 2013'te ikinci baskısını yapan kitabın yazarı van Gevaş doğumlu inşaat mühendisliği eğitimi almış bir iş adamı. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri ve Mustafa Kemal'in bütün eserleri kitabın temel referans kaynakları. Sonuçta Kemalizm'i değerlendirirken, o ulus devlet inşaası sürecinde Kürtlerin ve alevilerin yaşadıklarını görmezden gelmek ne derece doğrudur? Hele dünyada soldan bakıp bu duruma dair bir söz söylemeden Kemalizm tartışması yürütülebilir mi? Özgür Coşar
17-12-2015 15:42 (4)
Aziz Sancar neden bir "kürt imajı" vermek zorunda ki. Adamın Türkiye de yaşadığı zamanlarda "kürt" diye bir şey yoktu. Ben de "kürt" diye bir şey var mı yok mu açıkçası bilmiyorum mesela. "Sağcı, solcu, dinci" var diye biliyorum. Hatta ben 1999 - 2002 yıllarında güneydoğuda çalıştım. O yıllarda da o bölgede "kürt" yoktu. Çanak anten alıp Med TV seyreden tipleri kimse iplemiyordu. Evden çıktıkları anda çocukları ve karıları hemen diğer kanalları açıyorlardı. Yoktu.. Hiç yoktu. 2003 den sonra tekrar kürt kavramı ortaya çıktı. Bu 2003 den sonraki "kürt kavramı" hakkında da KCK davasından sonra Kemal Burkay çıktı ve " KCK, Kürt mücadelesini kontrol etmek için devlet tarafından oluşturulmuş bir yapı. Sizce içinde 1000 tane MİT ajanı olması çok önemli değil mi?" dedi. http://tinyurl.com/pd4uyvt Dolayısıyla Aziz Sancar uzun yıllar yurt dışında yaşamış normal bir vatandaş gibi davranıyor ve yapması gerektiğini düşündüğü şeyleri yapıyor sadece. (B.Ö)
17-12-2015 15:42 (5)
ulusalcıların çoğu zımnen amerikancıdır. amerikancılık ille de aktif amerikan destekçiliği değildir. amerika'nın yaptığı iğrenç dış politika oyunlarına (uzun vadede kendisine dokunmaz sanıp) ses çıkarmamak da "onay" hali yarattığından yardım ve yataklık suçu kapsamında ele alınmalıdır. ayrıca amerikan evanjelik kilisesi ulusal kilise falan değildir. zaten amerika birleşik krallık'tan çok daha farklı bir konumdadır (din hususunda). yüksek yargının yapısı, amerikan anayasası, dini grupların kilise örgütlenmesi (şöyle söyleyeyim, müslüman cemaatinin cami açması ya da bir bölgedeki yahudi nüfusun sinagog açması da "kilise"leşme ve cemaat-içi ilişki olarak ele alınır. devlet bunu vergi işleri açısından takip eder) falan çok ayrı konulardır. amerikan ulusal kilisesi çağrışımı orada bence hoş olmamış (doğru durmamış manasında). ama ben bütün itibarı ile "üst kimlik" vurgusu yönünden sayın izmir'e katılıyorum. yazık ki şu halde ben "ne mutlu" diyemiyorum. dedirtmeyenler utansın. çağrı erhan
17-12-2015 15:44 (6)
Orhan Pamuk neyse Aziz Sancar'da odur. Biri liberal çevreler tarafından sevilirken diğeri de ulusalcı çevreler tarafından sevilmektedir. Biri ABD yanlısı olduğunu göstermek için Esad'a mektup yazarken diğeri de Putin'e haddini bildirmektedir. http://www.haberturk.com/dunya/haber/1163804-putinin-delilikleri-dunyaya-zarar. ABD bursuyla yurtdışına gitmiştir. http://haber.sol.org.tr/turkiye/ulku-ocaklariyla-gorustukten-sonra-erdogana-giden-sancar-nobeli-tskya-verdi-139514 Türkiye'de ulusalcıların İncirlik konusunda NATO için sesi çıkmazken Barzani'nin peşmergesine PYD'ye ABD silah verince sesi çıkar. Musul'da ABD-Barzani-Türkiye birlikte hareket eder yine ses yok. Seçimlerin uluslararası boyutunda(başka boyutları da var) 7 Haziran seçimleri öncesinde HDP,CHP,MHP'ye yani muhalefete ABD destek vermiştir. İncirlik'le birlikte(antlaşmanın içeriğini bilmiyoruz) iktidara destek vermeye başlamıştır. 1 Kasım'da tek başına iktidar olmasında bu destekte önemli bir faktördür. DEVAM EDECEK ç.
17-12-2015 15:45 (7)
İncirlik antlaşması dışında kürt hareketinin bir yandan ABD ile ilişki içindeyken diğer yandan Rusya ile de görüşmesi ABD tarafından güvenilmez bulmasına neden olmuş olabilir. ABD ve AB'nin çıkarlarına uygun hareket ettiği sürece bir de gezi gibi iktidara yönelik bir tepki oluşmadığı sürece Türkiye'deki yönetimin nasıl olduğunun bir önemi yoktur. http://www.hurriyet.com.tr/suudi-milyoner-uzerine-dustum-dedi-tecavuzden-aklandi-40027849?noMobile=true ç.
17-12-2015 16:32 (8)
Sayın Bahadır Özdemir bence dolu biri ve yorumlarında hiç yabana atılır noktalara dokunmuyor. Fakat tarzı mı böyle, özellikle mi polemik çıksın istiyor bilinmez, neredeyse her yorumunda gel şuraya patlat denecek kışkırtmalar yapıyor. Neyse, ben şu Kürt diye bir şey yoktu, 2003'de ortaya çıktı lafına takmayım dedim, ama öyle absürd ki takılmadan edemedim. Hadi hiç kitap gazete okumayalım, hiçbir şeyin yakın tarihine merak salmayalım diyelim. Ben Lise sondayken Ayrılıkçı Kürt militanlarla tanıştım, onlarla sayısız sohbet ettim. PKK'nın esamesi yoktu o zaman. İstanbul'da da DDKD'ye ait birkaç yurt vardı. Ayrıca ilk TİP'in oylarının en az üçte biri Kürtlerden gelmişti. TİP daha sonra haksız ve namussuzca Kürtçülükten kapatıldı. Hiç Kürtçülük yapmadığı ama Kürtler vardır dediği için. Böyleydi o zaman işte Amerikancı Kemalist kesim. Kaan A.
17-12-2015 17:02 (9)
Kaan, bu yazıya bu resmi neden seçtiğini anlıyorum, ben de seni, eski sağlık bakanı Recep Akdağ ile yaptığın (bence yerinde bir görüşme idi) ve çok eleştiri aldığın görüşmedeki resminle anımsayacağım bundan sonra. Özgür bey ise yazıdaki asimilasyon kısmını daha dikkatli okusun ve romantizmden kurtarsın kendisini diye umut ediyorum. Mutluhan.
17-12-2015 17:12 (10)
Yahu Sevgili Mutluhan, resmen çocuk mızmızlığı yapıyorsun en ufak üstüne gelindiğinde. Bakanla görüşmemizi biz kendimiz fotoğrafıyla birlikte yayımladık. Orada sağlık sorunlarını ve TIP BU DEĞİL'i konuştuk. Kaçak Saray'a gitmedik onca kavga ve polemik üstüne. Hatırladığım kadarıyla bakanla görüşülmesin diye herhangi bir prensip kararı alınmamıştı. Yani puan aldın değil mi şimdi, bravo sana. Nobel'i alanların bir kısmı ödülü reddeti, Sancar da hiç değilse her daveti kabul etmeseydi. Bana Nobel verildiğinde ne yapacağımı o zaman irdelersin :)) BAŞKA BİR ŞEY: Bu yazıyı yayımlanmadan önce revize et diye seni uyardım. Çünkü işte bu fotoğraflar medyadaydı, ödülü de TSK'ya vermiş, çünkü Anıtkabir TSK denetimindeymiş, falan feşmekan. Hiç hoş şey değil bunlar, seninki de öyle. Uyardım, dinlemedin, bu aynen çıksın dedin. Fotoğrafı gönderseydin de onu koysaydık. Foto seçme özgürlüğümüz olsun bari. Sevgiler diyerek bitiriyorum ama kırdın beni. Kaan A.
17-12-2015 17:15 (11)
http://odatv.com/mustafa-kemal-ataturk-yasiyor-olsaydi-paralel-yapi-ile-nasil-mucadele-ederdi-1712151200.html --- buyurun kanıtı. bazan kaan arslanoğlu ajanlarla ilgili yazılarında cimri davranmış diye düşünüyorum. algı operasyonu söz konusu ise şu eski genelkurmay başkanının son 8 yılı tam manasıyla amerika'ya dolaylı hizmetle geçti. yazık! bir de sanırım mehmet harma demişti. hapishaneden kahraman çıkarlar diye. aynen katılıyorum. proje belli. efsane yaratma operasyonu çok şahane tasarlanmış. mission accomplished! bu adamın ağzına kerametli bir çift kelam edecek diye bakan zavallıların buçuk-entellektüel olduğu ülkemizin vay haline. işte ben bu yüzden "ne mutlu" diyemiyorum sayın izmir. vay halimize diyorum! vay ki ne vay! saygıyla. çağrı erhan
17-12-2015 17:16 (12)
Ben bu konuda tabii ki hiç bir şey bilmiyor değilim. Sadece süreç farkına işaret etmeye çalıştım. Yani sol olarak başlayan bir şeylerin sonradan ulusalcılık ya da kürt ırkçılığı gibi şeylere evrilmesinin çok da doğal olmadığını düşünüyorum herkes gibi. Ayrıca zaten şu anda sağ-sol diye bir problem de yok. Herkese genel olarak sünni-türk, alevi-türk, sünni-kürt, alevi-kürt gibi kimlikler giydirilmiş şekilde ortalıkta dolaşıyor. Herkes o kimlikler gereğince konuşuyor. Örneğin biri eski sağcı biri eski solcu iki sünni-türk bir araya geldiklerinde "Vay be ne günlerdi birbirimizi nasıl dövüyorduk" diye gülümseyerek konuşabiliyorlar. Ama örneğin bir sünni-türk ve bir alevi-türk bir araya gelince aynı muhabbeti yapamıyorlar ve hemen kavga çıkıyor. Halbuki bir Avrupalı gözüyle bakınca bu memlekette yaşayan herkes kara kafalı kara suratlı adamlar olarak gözüküyor. Kısacası beni bu etnik ve dinsel kimlikler rahatsız ediyor. (B.Ö)
17-12-2015 17:16 (13)
Ayrıca başka şey Mutluhan, ben Aziz Sancar'ın tutumunu eleştiriyorum, sen beni eleştiriyorsun. Hiç adil değil. Ben senin kişiliğine getirmedim sorunu. Sen getiriyorsun. Sıkıştığında daha önce de bunu yaptın. Saygılarımla buna rağmen. Kaan A.
17-12-2015 17:26 (14)
Sayın Çağrı Erhan, ODATV konusunu henüz çözemedim. O yüzden ajanlar listesinde adları geçmiyor :)) Aynı anda ulusalcılık, Kürtçülük, anti-emperyalistlik, Amerikancılık, sosyalistlik yapabilen çok nadide bir yayın organı. Bir haberiyle hah, iyi ki ODATV var dedirtiyor, başka bir haberiyle resmen iktidar yalakalığı yapıyor. Tehlikeli. Sadece çok tehlikeli olduğunu söyleyebilirim şimdilik. Yoksa bir yayın organı böyle mi olmalı cidden. Emin olun kararsızım. Onlara da zaman gelecek ama cephe öyle geniş ki, her yanımız sarılmış. Beni bile korkutuyor binbir yüzü :( Kaan Ars.
17-12-2015 18:53 (15)
Yorumuma ilave yapayım Aziz Sancar'ı eleştirirken yorumumda ulusalcıların genel olarak ABD yanlısı olduğunu söylemiştim. Sizi kast etmediğimi öncelikle belirteyim. Aziz Sancar da ulusalcılıktan daha çok Türk-İslam sentezini benimseyen biri. http://www.egeyebakis.com/wp-content/uploads/2015/10/dervi%C5%9F.jpg Son olarak da Kürt milliyetçiliğine örnekte bulunayım. Düne kadar Kürt hareketi Barzaniyi eleştirenleri faşistlikle suçluyordu. http://rudaw.net/turkish/kurdistan/1512201516 ç.
18-12-2015 00:22 (16)
De leri da ları ayırmayı bilmeyen ç.'nin yorumunu okuyamadım,zorlasam da. Kaan, benim olayı Nobel fanatikliği düzeyinde ele almadığımı anlayabilecek düzeydeyken,düzeyi ısrarla kahve muhabbeti seviyesine düşürmeye çabalamanı anlayamıyorum.Çağrı Erhan'ın çok yerinde belirttiği gibi benim derdim üst kimlik. Üst kimlik oturtamayan toplumların bundan böyle başı dertten kurtulamayacak.B.Ö güzel örneklemiş bunu.Aziz Sancar olayını bu açıdan ele alamıyorsan, Orhan Pamuk'u bu sitede niye eleştirip duruyorsun?Edebi değeri yüksek kitaplar yazmış olsa Pamuk, ödülleri hak eden kitaplar topluyor olsa, edebiyat jürileri tarafsız olsa Türkiye'nin derdi çözülecek mi?Bu kadar mı olay? Yani ben kişiselleştirmiyorum,insanların kaçınamayacakları ilişkiler var, gerçekçi olmak lazım. Seni bir eyleminle hiç yargılamadığım gibi Aziz Sancar'ı da bir görüntü karesine indirgemek doğru değil.Senin de yapmış olduğun gibi zamanı geldiğinde hepimiz hayalimizdekilerle değil gerçek kişilerle muhatap oluyoruz.Mutluhan
18-12-2015 00:29 (17)
Oncelikle yazi icin tesekkur ediyorum. Benim icin yaziyi okumak kolay anlayabilmek oldukca zordu. Ancak yazinin icerigiyle hicbir ilgisini kuramadigim fotografin neden secildigini anlamak hala mumkun olmadi. Kusura bakmayin ancak hakikaten foto-yazi birbirini tamamlamiyor elestrisini yazmak zorundayim umarim fotografi secen kardesimizin gecerli bir aciklamasi olur ve bende cevap bulabilirim. U. Yilmaz
18-12-2015 00:29 (18)
Mutluhan, fikirlerini eleştirdiğimizde birden seviyeyi düşürüyorsun. Sonra da üste çıkıp kahve muhabbeti falan diyorsun. Buna okur karar verir zaten kim kahve muhabbeti yapıyor, kim benim çok nazik bir dille aslında yersiz olarak başka kelime yerine kullandığım mızıkçılık yapıyor. Herkes kendi karar verir. Sen kendi kafandaki şablonlara bizi sığdırmaya çalışıyorsun. Bizim Orhan Pamuk eleştirimiz "üst kimlik"ten falan değil. Samimiyetsizlikten, piyasacılıktan, bana ne üst kimlikten alt kimlikten, onunla sen uğraş. Üstelik biz veya ben ödüllere toptan karşıyız. Elli kere söyledik bunu. Hala diyorsun ki, iyi jüri olursa O.P'yi beğenir miyiz falan. demek seninle iyi geçinmek için kutsalına dokunmayacağız. Ne mutlu Türküm diyene, Atatürk, bir de Lacan'ı ekledik mi bitti gitti. Ne kolay! Yobazlığın dik alası bu be Mutluhancım. Kaan A.
18-12-2015 00:57 (19)
17 numara, siz Uğur Yılmaz mısınız? Fotoğrafı niye seçtik? Nobeli alan ilk Türk, ödülü aldıktan sonra Türkiye'ye geliyor ve konuyla ilgili medyada açık ara en çok yer alan fotoğraflardan biri bu. Bu fotoğraf kamuoyuna ne mesaj verir sizce? Şahsen beni çok rahatsız etti. Bu rahatsızlığımı paylaşırken, Sancar'ın medyada en çok yer alan fotolarından birini de buraya koymuş oldum. Bakın vatan sevgisi, ülke sevgisi, Atatürkçülük, katılmasam da milliyetçilik öyle ucuz kavramlar değil. Bunu diyenin ardına kişiliğini ve cesaretini koyması lazım. Birçok sanatçı Saray'a çağrıldı. Bunlardan bazıları aforozu, hatta tutuklanmayı göze alarak gitmedi Saray'a. Adam Nobel almış gelip burada ilk günden böyle pozlar veriyor. Onu savunanlara da hadi oradan demek düşüyor bizlere. Bu adam bu kadar. Nobel zaten bu kadar. Nobel bir matah şey mi bir yaygara bir yaygara. Hadi oradan diyorum Nobelcilere. Ayrıca yazı çıkmadan önce Mutluhan'ı bu gelişmeler konusunda uyarmıştım. Saygılar. Kaan A.
18-12-2015 08:21 (20)
Kaan Arslanoğlu'nun Nobel konusundaki görüşlerine katılıyorum. Nobel öyle önemsenecek bir ödül değil. Nobel Barış ödüllerine bakın,ödül alanlar emperyalizmle ilişkisi olan kişilerdir. Orhan Pamuk'u eleştirme noktam da Kaan Arslanoğlu gibi sermayeye ve emperyalizme olan bağlılığı. Aziz Sancar'ın Putin'i eleştirmesi ve neden ziyaret ettiği hakkında yorumda bulunmadınız. Dil bilgisi hataları yapıyorum ve bunu da yorumlarımda belirtiyorum. Okuyamadım demenizin nedeni dil bilgisi hatalarımdan daha çok Aziz Sancar'a yönelik eleştirilerim. HDP'yi kimlik siyaseti yapıyor diye eleştirirken siz de aynısını yapıyorsunuz. ç.
18-12-2015 08:23 (21)
Kaan bey cevabiniz icin tesekkur ederim. Adim Ugur degil. Aciklamalarinizdan yanlis anlamadiysam, yazida adi gecen kisi ile ilgili dusuncelerinizi yansitan  fotograf secmis oldugunuz. Bende bu nedenle yapilmis secim oldugunu dusunmustum. Sanirim yazinin icerigi ile ilgisi olmayan, tamamen yaziya neden olan kisiyle ilgili kaygi ve cekinceleriniz nedeniyle fotografi siz sectiniz. Yazar ve fotograf secimi yapan farkli dusuncedeki arkadaslar oldugundan butunlukteki farklilik hemen tespit edilebiliyor. Editör Notu: İsim belli olmadığından bu yorumu onaylamamaız gerekirdi, ilkini onayladığımızdan (başakasıyla karıştırdık) bunu da onaylıyoruz.
18-12-2015 08:26 (22)
Kısmen haklı veya haksız olduğunuz noktalar olabilir. Olay tabii ki Nobelle veya kimliklerle ilgili bir konu değil. Aziz Sancar, bütün beyin göçü kurbanı insanlar gibi hayatı boyunca posası sıkılıp kullanıldıktan sonra emekliye ayrılacak. Benim anladığım kadarıyla emekli olduktan sonra Türkiye'ye gelip buradaki üniversitelerden birine kapağı atmaya çalışıyor ve bu amaçla eleştiri konusu hareketleri yapıyor. Anıtkabire gidip dua etmesi ya da Genel kurmaya gitmesi gibi şeyler de yıllarca Türkiye'den uzak kalmasından ve burada oluşan yeni kültürü tam olarak bilememesinden kaynaklanıyor. Olay bu kadar basit bence. Ayrıca kimlik olayının altına da üstüne de tamamen karşıyım. Çünkü bunlar ırkçı-(dinci) söylemlerle kullanılıyor. Her insanda milli bir duygu olur ve kendisini diğer yabancı kültürlerin insanlarından üstün ve güçlü görür. Bu normaldir ve üst kimlik falan değildir. Milli duyguyu yok etmeye veya bunu ırklara ve inançlara indirgemeye çalışan her şeye karşıyım. (B.Ö)
18-12-2015 10:21 (23)
Selamun aleyküm. 10 gündür yoktum. Yine bi toz-duman... Daha bismillah diyecekken baktım bö yine coşmuş. Bu yorumu yazmak farz oluyo ama böyle. 1. Aziz Sancar beyin göçü kurbanı değil bö'cüm. 2. Beyin göçünde kurban aranacaksa ille, o beyni göçürten ulus kurban çıkar. 3. Emekli olduktan sonra türkiye'deki enverustalardan birine kapağı atmakmış sence adamın düşü. Cıksss! Merak etme. O emekli olur. Onu kapacaklar da sıraya girer. 4. Her insanda bi milli duygu olurmuş sence ve kendini yabancı kültürlerin insanlarından üstün ve güçlü görürmüş. Bak buna da feci cıksss. Meşe dalının neresi... Pardon öyle değildi o. Hah, hatırladım. Şöyle olcak: üstkimliğin neresi sana battı bö? Sen yok deyince bazı şeyler ve kavramlar yok mu oluyo? Hmmm? O kadar ilahi güçlerin varsa burda harcanma. Okyanusu falan yar. Denizi yaran olmuştu. Çıtayı yükselt babında... 5. Posa da sıkma bi daha. Sıkılmış şeyin posası çıkar. Misal ben... Sıkıldım şimdi. Posam çıkabilir yani. İlahi bö, sen adamı öldurürsün. a.y.a.
18-12-2015 10:22 (24)
bi de ne zamandır şunu göndermek istiyodum. asist geldi. çakmasam olmaz. anlayınca kızar mı, güler mi kestiremiyorum (aslında gülmekten karnının ağrıması lazım da, adam bazan çabuk asabiyete bağlıyo). ama olsun. https://www.youtube.com/watch?v=xpcUxwpOQ_A --- bi ilahi de mutluhan abi'ye. ilahi mutluhan abi, ç'ye niye böyle davrandınız şimdi? tamam, ben de ona imla konusunda çok kızıyorum. ama ç esasen çok da saçmasapan şeyler söylemiyo. ve meramını anlatmak konusunda o kadar da başarısız değil. hani site içi saçmalama yarışında bayrağı kaptırmamak konusunda azimli bu kada yarışmacı varken... ç bizimdir. onu sevelim. anonimliği içinde saklı olarak bağrımıza basalım. bu arada can deniz de gelmiş. ama ben okşan'ı özlerim. insanbu sitesininin bi tarihsel misyoneri var mı bilmiyorum. ama okşan pek güzel dokandırıyodu. okşan! bak editörler arada imzasız yorum bile çıkartıyo. sen de gelsene. bi dokun. bi el at. ortam şöyle bi canlansın. a.y.a. esselamualeykümsss
18-12-2015 10:23 (25)
Kaan senin içine O.G. kaçmış, ya da ben farklı olduğunuzu zannetmişim, yanılmışım. Post modernizm iliklere işliyor, demek ki. Tabii bu durumda sana kimseyi beğendirmek mümkün değil. Marks'ın ağzı kokuyordu,Bolivar fasülyeyi çok sevdiği için çok kötü gaz çıkarıyordu falan, hepsinin kusuru var, yazdın da netekim. Ah şu Nobel'i sana vereceklerdi (hakkeden birisisin bence), senin kimlerle poz vereceğini düşünmek bile istemiyorum. Hatta Nobel bile değil, Cihangir ekibinin uygun gördüğü bir ödülü bile reddeder miydin? Ödülü eline kim tutuşturacaktı kim bilir? Onlarla ne pozlar verecektin? Sağlıcakla kal, mutluhan.
18-12-2015 10:31 (26)
Yoğun şiirli günlerin getirdiği bunaltıdan sonra ortaya karışık yazayım hemen birşeyler ben de; 1) Yazım kurallarına çok da dikkat edilmesine gerek yok, kişi meramını anlatsın yeter. 2) Sn KA, subliminal bir mesaj mı veriyor? Yo hayır, direkt gözümüze sokuyor. Peki ben rahatsız oldum mu? Yo hayır, bence resimde/durumda bir sıkıntı yok, bana normal geldi. Hoca, amerikada bizim gibi ful politize olmamış. Peki, ben olsam gider miydim? Bak ona evet! O masaya oturmak merakımdan değil ama, o kadar yakınken eleştirilerimi dile getirmek için eşsiz bir fırsat olurdu da ondan. Sorarım, bu düşünceyle gitmeyecek olan kimse var mıdır sitemizde acaba? 3) Sn. BÖ 22, "Aziz Sancar Türkiye'de ki üniversitelere kapağı atmaya çalışıyor" tespitine katılmıyorum. Artık üniversiteye "selamınaleyküm" diyip giriyorsunuz, onda da sıkıntı kalmadı. mh
18-12-2015 10:30 (27)
Kıymetli Mutluhan, sende seviye yok cidden, dedim ya üstüne gelinmediği müddetçe iyisin. Gelindiğinde iş zıvanadan çıkıyor kardeşim. Nezaket aramak boşuna. Şu üstteki yorumunun nesine cevap vereyim, cidden iflas saygı ve dostluk anlamında. Sonra da bazıları diyor, falanca vardı şimdi niye yok. En ufak eleştiride içindeki kini kusan birilerine sorun onu. Güzel güzel yazınca bir şey yok, altta eleştiri çıkınca senin içine bilmem ne kaçmış, bir sürü düzeysizlik. Bu arada ç'nin imlasına takan Mutluhancım, "hakketmek" diye bir şey yok, hak etmek denir ona. Lacancı anti-postmodern kal. Sağlıcak da yanında olsun. Marksı unutma, Atatürk'ten sapma, Ne Mutlu Dostluk Bilmeyene! Kaan A.
18-12-2015 10:35 (28)
Sevgili a.y.a., kucaklar ve tebrik ederim, yorumlarınızın çoğuna paralel düşündüğümü belirteyim, zaman zaman tepemi attırsalar da... Mutluhan.
18-12-2015 10:37 (29)
Mutluhan'a inanma AYA; dediği bir şeye laf edersen doğrudan senin kişiliğine dalar, alay eder, bela çıkar. Herkes benim kadar sakin değil :)) Kaan A.
18-12-2015 11:30 (30)
Yahu Kaan, iki laf ettik diye köprüleri mi atacağız. hakketmek otomatik imladan kaynaklandı, ama vurgusu daha iyi olmuş sevdim. Kişiliğine falan dalmıyorum, neden yanlış anlamakta ısrarlı davranıyorsun bu kadar? Barış çubuğu gerektirecek derecede büyük bir kavga durumu değil bu atışmalar. sevgiler, Mutluhan.
18-12-2015 11:30 (31)
Bir de, dost acı söylermiş Kaan. Mutluhan.
18-12-2015 11:31 (32)
Karşımdaki ısrarlı olmadıkça ben köprü atmam. Saygı sevgi benden de. Kaan A.
18-12-2015 12:21 (33)
Bir insan yaşamında kimlik tek değil onlarcadır. Önemli olan (ulusal) kişiliktir... Ancak sınırları hukukla çizilmiş bir devletinin güvenli ortamında çoluk çocuğumuzu okutabilir, sağlık sorunlarımızı çözebilir, temel gıdamızı edinebilir, yaşlılığımızı güvenceye alabiliriz... Önemli olan feodal kimlikleri asimile etmiş, başta yaşama hakkı olmak üzere çağdaş gereksinimler çerçevesinde örgütlenmiş vatandaşlık bilincine sahip "kişi"ler olmaktır.. Türkiye, batılı ülkeler gibi uluslaşmasını tamamlamış bir ülkenin sorunlarını yaşamıyor; uluslaşma sürecinde olan bir ülke olarak vatandaşlarından bu süreci tamamlamak için yardım bekliyor; bunu anlamayanların hele de solun takoz koymasının sancılarını yaşıyor. Güvenliğin olmadığı bir ülkede özgürlük talebinin halkta karşılığı olmaz... GİBİ müthiş bilimsel temelli güncel/tarihsel gerçekleri dile getirmiş bir yazının bu yaşamsal açıklamalarını hiç kimsenin tartışmamasını yadırgadım... Bence yazının özü bu... Teşekkür Mutluhan İzmir.(Ahmet Yıldız)
18-12-2015 12:21 (34)
"..Güvenliğin sağlandığı bir zeminde özgürlük söylemi anlamlı olabilmektedir. Ulusal yapı, toplumu oluşturan bireylerin ahlaklı ve iyi olmalarını, bu paralelde güvenliği sağlayıcı bir toplumsal düzeni oluşturacak kodları içermediği sürece, halk geçmişin muhafazakar yapılarına yönelmektedir. Türkiye’de bu dönüşüm yarım kaldığı için özgürlük söylemi, kuralların ortadan kalktığı ürkütücü bir kaos arayışı olarak algılanmaktadır..." Müthiş saptamalar... (A.Y.)
18-12-2015 13:04 (35)
Sağol aya kardeş. Unutulmamak güzel doğrusu. Gözüm ve şefkatim üzerinizde, endişeye mahal yok. Okşan
18-12-2015 13:29 (36)
aya gelmiş ve cuma gününün hürmetine 1 2 3 lü besmeleli bi garip farzlar sıralamış ve bi nevi "hayırlı cumalar" dilemiş. Bu arada coşkusunu da unutmamış. Ne etkilendim tüylerim diken diken oldu. Nerdeyse camiye gidecektim. Burada yalnızca bi konuya değincem. Üst kimlik beni şu nedenle rahatsız ediyor. Üst kimliğin olduğu yerde alt kimlikler olmuyor çünkü. "Ast kimlikler" oluyor. İşte yıllardır öyle bir şey olmadığı halde yaratılmaya çalışılan şey bu. Güya ast kimlik, üst kimliğin emirlerine uymuyor, isyan ediyor ve özgürlük istiyor falan. Bir önceki üst kimlik başarısız olduğu için onun yerine başka bir üst kimlik aranıyor ya da atanması isteniyor. Bazıları da üst kimliği başarılı buluyor değişmesini istemiyor. Aslında bu kimlik bunalımı olan herkes, kodumu oturtan bir kimlik istiyor. Bence ancak böyle mutlu olabilirler. Diye düşünüyorum. (B.Ö)
18-12-2015 13:35 (37)
ayanın işi ne, buraya gelince birkaç kişiye girecek yine. Cevap da verildi, tamamdır arkadaşlar. Bir polemikte daha size ayrılan sürenin sonuna geldik. Bir dahaki polemiğine kadar bu polenik kesilmiştir. Ayanınkini kast ediyorum, cevap mevap hepsi içinde. Lütfen bir şey yazmayın. Müdüriyet.
18-12-2015 18:07 (38)
aşkolsun müdürüm. işim mi ne? vallaha 4 saattir rektosigmoid kitlesine anterior rezeksiyon ve sol lobdan metastazektomi yaptım. bi de işin aksi, adamın sol tarafta fıtığı varmış. omentum oraya inkarsereymiş. tam da sigmoidin üstü. havalandırmak için önce o omentumu sol testisin üstünden (ve abdomenin içinden!) kurtarmak gerekti. kısacası imanım gevredi. ayriyetten ben polim hiç yapmıyorum. polim ve polemik için retorik üstadı olmak şart. bende o iş zaten nanay. kavram-ad eşleşmeleri bizde gayet resmi ve net. çağrışımlarım serbest. ama mevcut kavramlardan çağrışımları kendimce yapıp olmayan kavram-ad eşleşmelerine ermiyorum. örnek mi? üst kimlikten "ast" kimlik kavramı türetebilmek beceri ister. bunun üzerine varyete yapmak da postmodernliğin dibidir. burası da sanırım aynı anda kendini hem milliyetçi, hem de cihangir pomoşu sanan insanların buz-pateni sahası değil. öyle mi yoksa? anaaa! la ben patenleri almamışım ya. a.y.a. yorgunca cigarasından bir nefes çeksss (ameliyathane arkası)
18-12-2015 18:07 (39)
bu arada, canım okşan, dönmüşsün. veya zaten hiç gitmemişsin. ne bahtiyarım yarabbi! a.y.a. bahtiyarsss
18-12-2015 23:49 (40)
Anlaşılmak ne kadar güzel bir şey, bir yazarı bundan daha çok mutlu edebilecek bir şey bilmiyorum. Ben teşekkür ederim Ahmet Yıldız. Mutluhan
19-12-2015 12:55 (41)
"Milliyetçilik devrimcidir; Atatürk Milliyetçiliğinde devrimci ruh tarihsel somutluğa kavuşur. Devrimci olmayan milliyetçilikten söz etmek çelişkidir. "Milliyetçiliği ayaklar altına, milleti dinci ideolojinin tasalluttu altına alan seküler İslamcılıktır. Ruhu çekilmiş İslam’dan, insanlığı çekilmiş biyolojik dindarlığa ve milliyeti ayaklar altına alınmış millete uzanan Neo-Oryantalist sürecin aktörleri, bu gün dinde ve düşüncede Pozitivist Aşama”ya gelip dayanmışlardır.” Hepsi ve daha fazlası, http://odatv.com/gulen-cemaati-ve-isid-arasinda-kalan-islamiyet-1812151200.html mh
20-12-2015 09:33 (42)
kiymetli aya, dogaclama caz paylasiminizi cok sevdim. edi-bududen dinlemek ayri bir mutluluktu. aslinda pek kolay kizmiyorum ama bir saglik sorunu yasiyormusun yillardir. ogrendim rahatladim. artik cok daha az asabilesiyorum. bu kadar sey yazdim umarim baskasina gondermemistiniz youtube paylasimini. selamlar, saygilar Ozgur Cosar
20-12-2015 19:55 (43)
Bu yazıyı da okumakta yarar var: http://abcgazetesi.com/yazar/aziz-sancar-olayi-artik-sentez-yapamiyoruz-4296.html Mutluhan.
21-12-2015 10:04 (44)
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=206842 ç.
21-12-2015 13:45 (45)
Ç'nin verdiği bağlantıyı tercüme edeyim. Haluk Şahin gibi liboşlar daha önce Orhan Pamuk yalakalığı yapıyordu. Onlar için önemli olan sistemin ödüllendirdiği ve kitlelerin ödüllendirdiği popüler şahsiyetlere yalakalık yapmaktır. İşimize geldiğinde liboşların yorumlarını arkamıza almak da neyin nesi oluyor? Söyleyelim, ilkesizlik oluyor. Kaan A.
21-12-2015 20:34 (46)
Ç. kesin sensin Kaan, senin alter egon gibi bir şey. Senin zihnin bir kütüphane gibi, arşivlemişsin herkesi; kötü bir damga yemiş olan bir kişi, hiç bir biçimde ve hiçbir konuda doğru bir fikir ileri süremez. adam saati söylese inanmayacaksın ona, zamanında hatalıydın diye. seni doğruların efendisi ilan ediyorum, Mutluhan
21-12-2015 20:41 (47)
Ç'nin ben olmadığını sana daha önce söylemiştim Mutluhan. Senin güven duygun kaybolmuş. Çıksan bir hava alsan, kendine gelsen. Yine aynı şeyleri düşünüyorsan, bizimle dostluğu falan da kessen Mutluhan. Ya da azcık emek harcasan. Ç'nin yorumlarını bir gözden geçirsen. Benimle uyuşmayan görüşlerini tartsan, benimle de yaptığı tartışmalara uzansan. Veya hiç yorulmasan. Paranoya en iyisi. Kişiyi cin fikirli ve kendine güvenli gösterir. Boş ver aynen böyle takıl :)) Kaan A. (Asla ç olmayan ama onun kim olduğunu merak eden. Hatta bir dost aha onu buldum, şurada yaşayan şöyle bir adam dediydi, bizi ümitlendirdiydi de sonra fos çıktı - alacağın olsun a malum dost. - ayrıca bi şi daha diyeyim mi, Fuat Avni de benim. Galiba Fetö dedikleri de benim- Napolyonu da ben öldürdüm-)
22-12-2015 08:59 (48)
Kaan onu beğenmedi, itirazı olmazsa bunu okuyabiliriz belki: http://odatv.com/bu-ibretlik-duruma-nasil-katlanacagiz-2112151200.html Geçen seçimde Kaan'ın desteklemiş olduğu bu partinin tutumuna bakınca Kaan'ın tutumuna şaşırmıyorum Mutluhan
22-12-2015 09:08 (49)
Değerli Kardeşler, insanlar gelip burada bizim-benim hiç onaylamadığımız düşüncelerini özgürce yazabiliyorlar. Bir iki değil, istedikleri kadar makale. Altına istedikleri kadar yorum koyuyorlar. Bunları niye koyuyoruz, bu insanlara hayran olduğumuzdan değil. Bu düşünceler toplumda varsa, burada da olsun, karşısına fikir koyalım, tartışalım, eleştirelim diye. Ondan sonra bu sadece MUTLUHAN'a özgü bir şey değil, insanın fikri çiğ süt emmişliğinden kaynaklı bir şey, bir saldırı, bir aşağılama. Varsa yoksa editörler, varsa yoksa Kaan. Yahu, burada istediğiniz gibi at oynatıyorsunuz BİR ŞARTLA: KARŞI ELEŞTİRİYİ HAZMETMEK KOŞULUYLA. Koca makaleye birkaç yorum. Bunu da kaldıramıyorsanız, niye fikri tartışma içindesiniz? Gidin evinizde kendi kendinize yazın, ya da daha başka bir mecra, Kaanların olmadığı bir bir yer bulun orada yazın. Fikriniz varsa gelin burada her şey serbest, yok niyetiniz benle uğraşmaksa ben sizinle uğraşamam arkadaş! Gidin başka eğlence bulun. Bunasaygı yok Kaan A.
23-12-2015 07:38 (50)
100-200 kişinin okuduğu makalelerin yayınlanmasını bu kadar büyütme Kaan. At oynatmak, çiğ süt emmişlik, ne bu tabirler? İyi misin? Seninki eleştiri ise bizimki de eleştiri. Bir eleştiri formatı belirle, boşlukları biz dolduralım, onu yayınla istersen. Tahammülsüz olan ben değilim sensin. Aşağılama dediğin şeyler bizzat senin pratiğindir, rahatsız oluyorsan ileride anılmasını istemediğin şeyleri yapma sen de. Bir insanın geçmişte aldığı tutumu anımsatmak (senin sıkça başvurduğun bir yöntemdir) aşağılama mı oluyor, nasıl bir mantık bu? Mutluhan
23-12-2015 07:47 (51)
Şimdi de siteyi aşağılamaya mı sıra geldi Mutluhan? Ben Aziz Sancar'ı yüceltmeyi eleştiriyorum, Aziz Sancar'ı eleştiriyorum, sen doğrudan bana saldırıyorsun. Aciz duruma düştükten sonra hiçbir suçu olmayan editörlere yüklenen öbürleri gibi. Şu yukarıdaki yorum silsilesini bir daha oku belki anlarsın. Belki diyorum, çünkü düşük bir ihtimal. Sende saygı duygusu yok. Sen sadece sana iyi davranıldığında, yazıların beğenildiğinde kibar olan birisin. Burada bana ne aşağılamalar, ne küfürler geliyor, sen burada bir ay editörlüğe dayanamazsın. Dikensiz gül bahçesi istiyorsun, üstüne gelindiğinde üç yaşında çocuk gibi hayır asıl sen asıl sen diyorsun. Burası madem önemsiz bir site ne diye dolaşıyorsun buralarda. Git alıntı yaptığın ODATV'ye. Samimiyim, önün açılır. Ne mutlu vefasız olanlara, Lacancı-Atatürkçü güzel güzel yazarsın. Ya da madem dostun Aziz Sancar, onun aşkından gözün saygı, kıymet görmüyor, ona müracaat et, önemli sitelerde bilimsel yazı yazarsın. Hadi kardeşim, yolun açık ola.KA
23-12-2015 08:51 (52)
BU İŞ YERİNDE GREV VAR! Bazen düşünüyorum: Bu insan malzemesiyle sadece yazılı olarak bile bu insanlığa muhalefet etmek boş mu? Bu da bir sahte umut yaratır mı? Biz de mi beyaz yalanlar üretip birilerini başka amaçlar için, en azından manevi olarak kullanıyoruz? Esas erdem sessiz çoğunluğunki mi? Hele fiilen hiçbir şey yapmayıp sözde çok keskin olanlardan sanılmak? Değer mi? Günde ortalama dört-beş saat emeğe değer mi? Bunu daha sonra değerlendiririz. Ama içimden greve gitmek geldi. Yine tek olarak. En az 15 gün. Sonra belki konuşuruz, belki konuşmaya da değmez. Kaan Arslanoğlu
24-12-2015 13:54 (53)
Hürriyet yazarı mı oldum, karşımda Aydın Doğan mı var? Ne olur beni işte atma Kaan, maaşımı yatırmaya devam et, köşe yazarlığından aldığım aylık 50.000 TL ye o kadar alıştım ki, bu köşe olmadan ben bir hiçim, yalvarıyorum patronum sana. Beni sen yarattın, izin verdin at oynattım bahçende, beni meşhur ettin, her gün milyonlara ulaşıyorum sayende, yatlarda boğaz gezisi yapıp viskimi yudumlarken yazı yazmanın zevkine sayende eriştim. Bozkırlara geri yollama beni ne olur, ulu çınar. Çiğ süt emmiş maaşlı-meşhur kölen Mutluhan
24-12-2015 13:54 (54)
aylardan sonra heves ettim yazı gönderdim, patron greve gitmiş :) patron nasıl greve gider sorusunu havada bırakıp bunca zamandır sitenin takipçisi olarak bu garip durum üzerine bir iki şey yazayım. belki yayınlanır, belki yayınlanmaz. sonuçta şunun şurasında bu sitenin takipçisi/yazarı/okuyucusu olan bir avuç insan var. bu bir avucu "a kişisini övdüm", "b kişisini yerdin" diyerek çip sütün emmişliğe varan yorumlar yazdıp sonra da ve halen de 3 yaşındaki gibi davranmakla, okursun ama anlamazsın sanırım demekle itham edip ardından da ben oynamıyorum zaten top da benim demek pek iler tutarlıkla bağdaşmıyor. eğer yukarıdaki yorumu okusaydım yazıyı da göndermezdim. Kaan hocamda bir sorun var, orası kesin. Bence kendisini ve yaptıklarını fazla önemseme gibi bir garip ruh hali içinde. kıymetli hocam, kendi adıma ayzayım, ben ne sizi gördüm, ne konuştum. yaptıklarınızın ülkeyi ve dünyayı daha yaşanılır kılabilecek bir gidişatı desteklediğini düşündüğüm için paylaşıyorum. yazı gönderiyorum++
24-12-2015 13:54 (55)
++ yorum ayzıyorum. elimden geldiğince yazdıklarınızı/yazılanları paylaşıp çoğaltmaya çabalıyorum. ama şundan emin olun ki ne siz, ne de insanbu olmazsa olmaz, bulunmaz hint kumaşı değil. burada yazan ve artık yazmayan, kimisi kovulan kimisi kendisi bavulunu alıp giden eski yazarların tümü okumuş, yazmış, emek/zaman ayırmış kişiler. ben dahil tüm yazarlarınız yazı göndermek konusunda ikircikli davranıyorsa burada hatayı biraz da kendi tavrınızda, tarzınızda aramanız gerekmez mi? bu kadar "herşeyin doğrusu benim, benim gibi düşünmeyen de gitsin zaten"cilik ne kadar sağlıklı bir tavır. bence siz 15 gün tatil yapın. hatta belki uzatın tatilinizi. ben kendi blogumu tam bir yıl kapalı tuttum. kendimi yeniden hazır hissedince yazmaya başladım. size de öneririm. bence kapatın insanbu.com'u bir hafta, iki hafta. bakalım kaç e-posta alacaksınız. ben kendi blogum için bir tane bile ne oldu neden yazmıyorsun sorusu almadım :) Özgür Coşar
24-12-2015 22:17 (56)
Özgür Coşar, sitede Kaan Arslanoğlu'nun yazısına yönelik eleştirilerde(CHP konusunda bulabilirsiniz) de bulundum. Eleştirilerime karşı yazısını savundu.Ama bu şekilde tepki göstermedi. Yazılara yönelik olumlu yorumlar olacağı gibi, olumsuz yorumlar da olacaktır.Yorumlarımı da eleştirebilirsiniz. Eleştirin ki hatam varsa hatamın farkına varayım. Kaan Arslanoğlu yorumunda benim gibi düşünmeyen gitsin demedi, siteyi önemsiz buluyorsanız niye burada yazıyorsunuz dedi. Arada çok büyük fark var. İnsanbu'nun az okunmasının nedeni benim doğru bulduğum sistemden uzak durma çabasıdır. Ece Temelkuran yazsa sitenin takipçisinin çok olacağı kesin de o zaman bu sitede sistemin bir parçası olur. ç.
25-12-2015 08:18 (57)
Elde avuçta kala kala güzelim İnsan bu kaldı diyordum,neler olmuş neler.Artık hiçbir şeye şaşırmaz oldum.İnsan bu,akıl bu,izan bu,durum bu.Heyhat,yazık.Grev umarım uzun sürmez.Etmeyin eylemeyin Kaan bey,sonra ben de lokavt hakkımı kullanmak zorunda kalırım,ona göre.Sizi,as soon as possible görmek istiyoruz.Peki,grev sonrası çıkan yorumlara kim editörlük yapıyor?Taylan bey mi?Caner E.
25-12-2015 08:18 (58)
Editör Kaan Arslanoğlu mu grevde yazar KA mı yoksa yorumcu KA mu? Elbette hepsi insan ve fakat herkes insan... yani insanbu, değil mi? Hoşgörü ve sakinlik diliyorum, cümleten. Saygılar. Mine M.
25-12-2015 17:20 (59)
Sn Özgür Coşar 54, "Kaan hocamda bir sorun var, orası kesin. Bence kendisini ve yaptıklarını fazla önemseme gibi bir garip ruh hali içinde." ifadesi sizin uslübunuza uymamış. http://sadeceozgur.blogspot.com.tr/ ve yeni başladığınız http://parkinsonlahayat.blogspot.com/ da takip ettiğim yazarlığınızda böyle bir ifadenize rastlamadım şimdiye dek ve açıkçası yadırgadım. Fazlaca kastını aşmış gibi geldi bana söyleminiz. Ayrıca sorarım size hangimiz -hele bu sitede-, kendimizi önemsemiyoruz? Sn. KA kimseyi kovmadı, kendi gitti. Ben de dahil bu kadar "psiko"yu yönetmesi zordur ve bir müddet kafa dinlemesi iyi olacaktır. Metal yorgunluğu da diyebiliriz buna:). Sağlıcakla. mh
25-12-2015 19:36 (60)
Kendisine ait blog sitesini severek takip ettiğim kıymetli Özgür Coşar'ın yorumu beni de allak bullak etti doğrusu.Özgür bey,ben Kaan beyin gmail adresine de bir e-mail göndermiş bulunmaktayım.Yani,en azından bir reaksiyon almış durumda.Aynısını buraya da kopyaladım:''Kaan bey,sitenizi,bilhassa yazılarınızı ve yorumlarınızı severek,beğenerek okuyan,size ve yaptıklarınıza büyük saygı duyan birisi olarak,tüm samimiyetimle söylemek isterim ki,canınızın sıkılmış olmasında yerden göğe kadar haklısınız.Hele ki,bu acayiplikler,içerden gelince insanın canı büsbütün sıkılmasın da ne yapsın!Olası 15 günlük ara kararınızı son derece doğal ama bir o kadar da kendi adıma üzücü buluyorum.Ne yaparsınız;İnsan bu,dost bu,akıl bu,izan bu,durum bu!Derin saygı ve selamlarımla''İşte böyle.Hepinizin huzurlarında bir kez daha saygılarımı sunuyorum.Caner E.
26-12-2015 10:47 (61)
kıymetli yazarlar, bu bahsettiğim sorun bende de vardı eskiden. oradan biliyorum. gerçekten kendisini ve yaptığını fazlasıyla önemseme durumu ve sorunu. TIP ile ilişkin bir iki üç TIP'tan ibaret olduğu için bunun sizlerin camiasındaki karşılığını bilmiyorum. İşin doğrusu pek önemli de değil. Dediğim gibi sorun, yaptığı işi fazlasıyla önemseme sorunu. Böyle olmasa, sonuçta bir kaç 100 kişinin okuduğu yazıları bu kadar önemseme denildikten sonra, gelen yorumu yazmaz kimse. Gerçekler ortada, kendinizi/kendimizi kandırmayalım. Bu tespiti yapmak siteye saldırmak olarak yorumlanabilir mi? Kaan Hocamın hep yazageldiği gibi malzememiz bu kadar. Ben dahil, insan bu. Bütün zaaflarımız ve eksiklikliklerimizle insanız sadece. Sorun derken kastettiğim bundan ibaretti. Gene de birilerine, hele ki Kaan hocaya, ki kendisini ne gördüm, ne konuştum, sadece yazdıklarını okudum, saygısızlık ettysem tüm içtenliğimle özür dilerim. bu vesileyle yeni yılınızı kutlarım. özgür coşar
27-12-2015 22:18 (62)
Maçları tribünden izleyen ben, dayanamadım amatör lisansımla oyuna gireyim dedim, hocamız kabul ederse tabi ki. Yukarıda sayın Mİ yazısını ardından eleştirileri, derken eleştirilerin eleştirilerini, özeleştiriler vs sonunda Aziz Sancar üzerinden Türkiyelilik kimliği gibi bir konu yerine sonlara doğru kişiselleşen bir tartışma ortaya çıktı. Üniversite yıllarım 70'li yılların ortasına denk geldi, hedefim memleketimizi ve tabi ki dünyayı değiştirmekti, lakin duvar yıkılacak, bizim gibi düşünenler yerine, tarihin sonu geldi diyenler, yerelde ben zengini severim diyenler iktidarı alacaklardı. 70'li yıllar dünyaya sınıfsal bakılan etnik, dini, cinsi kimliklerin önemli ama belirleyici olmadığı yıllardı. Üst kimlik kavramı ile tanışmamıştık, velhasıl Yugoslavya ile başlayan, Hutu ve Tutsi'ler den Afganistan'a, oradan Ortadoğu'ya uzanan coğrafyada etnik, dini o, bu, şu, her var, sınıf yok, A. Sancar'a sorulan ilk soru etnik kimliği, arkadaş Ülkücü! çıktı. RY-syg recep yıldız
DOST SİTELER
Toplam Giriş Sayısı : 2210643
Arama

İmzasız yazı yayımlanmaz. Yazıların sorumluluğu öncelikle yazarına aittir.