Hoş bir ödül tartışması çıktı buralarda. Ne diyelim; akıllara sağlık olsun… Akıllara ziyan bir işleyişin iç yüzünü gösteren fotoğraflar çekildi. Başka yamuklukların yanı sıra, her karede Doğan Hızlan’a denk gelinmesinin çarpıklığı çıktı ortaya. Eş dost hısım
Kahramanımız Aydın. Yarı-aydın, kara-aydın, kirli-aydın, kibirli-aydın, karşı-aydın… ne olursa olsun, bir şekilde aydın işte!
Hani eski zamanlarda, eski tüfeklerle birlikte yanlışlıkla karakola götürülüp gözaltına alınan bir vatandaş “Ben anti-komünistim” diyip yırtmaya çalışmış da, “Ben antisini, mantisini anlamam, komünist
İlk olarak, sanırım bundan on sene kadar önce, Beşiktaş’tan Ortaköy’e yürürken denk gelmiştik. Ayakkabı boyacısı küçük bir kardeşimiz boya sandığını düşürmüş, boyalar ortalığa saçılmış; kendisi cam kırıkları arasında yere çömelmiş, başı önünde
Çıkmıyor akıldan. Gitmiyor. Gidemiyor. Ethem’in vurulduğu anın görüntüleri orada işte. Ortada ve derinde. Hiçbir yere gitmiyor. Gitmesin de zaten. Kalsın. Bedeni gitti, ruhu kalsın. Nefesi gitti, esintisi/etkisi kalsın. Hep kalsın…
Hayat böyledir, hiç beklemediğiniz anda yeni bir sözcüğü, yeni bir kavramı dilinize, aklınıza, yüreğinize, sözlüğünüze sokuverir. Sözlük evrensel ise hayatın akışıyla, devrimsel dönüşümlerle, muziplikle, silahların tersine çevrilmesiyle gelen sözcük de
“Bardağı taşıran damla maalesef kan damlası olacak bu topraklarda” diye yazmışlığım, hatırlatmışlığım vardır arada. Özellikle bölge ülkeleriyle girilen “tehlikeli ilişkiler” gemi azıya aldığında. Belki de onca “iç gelişme”nin bardağı bir
Fatih Akın’ın İstanbul’lu, müzikli, bu toprağın ve sokakların otantik değerlerini aradığı belgeselinde, sokak çalgıcılarından Siyasiyabend’in elemanı (“bizon” olmayan) Murat söylüyordu yaklaşık olarak şöyle bir şeyler: “Bunu yaşayan bilir. Tamam
Bu zulüm, bu baskı, bu sansür, sokak, yasak, gidişat… bana bir şeyi hatırlatıyor. “Menderdoğan” diyelim dilerseniz adına.
Dünyamızı, hayatımızı, yaşadığımız toprakları ele geçirmeye çalışan, şu çok kötü ruhlu çizgi
Yerlisi yabancısı, irisi ufağı, orijinali çakması ne yapıyorlar? Peki biz ne yapıyoruz?
Onlar giydiriyorlar. Biz giyiniyoruz. Bu kadar basit. Soygun düzeni kurmuşlar. Soyup soyup giydiriyorlar. Giyinip gidiyoruz…
Üstümüzü örtmemiz lazım mutlaka.
Acılı, çok acılı, yakıcı ve sarcısı olaylar aslında. Baskılar, işkenceler, mapuslar, sürgünler, tecrit, yasaklamalar, coplar, gazlar, özgürlüğü kısıtlayan, bedeni parçalayan bin bir türlü saldırı ve uygulama...
Tüm bunların ortasında solcular yine de mizahtan
Asıl işlerinden, işlevlerinden biri de budur; yeni kapılar açmak. O kapıdan pencereye uzanmak, dışarı çıkmak, ufku da genişletmek ve yeniden açmak. Bir daha çıkmak, kendinden de çıkmak, hep yola ve
“Türkiye’de eleştiri yok”. Genel bir yakınma konusu bu. “Türkiye’de eleştiri yok, tanıtım var”. Kitap ekleriyle birlikte genelden özele doğru inen/ilerleyen bir diğer yakınma konusu da bu.
Haklılık payları var elbette.
Daha önce Kalan’dan kalanı, kalandan taşanı yazmıştık. Ve “Tuhaf Bir Erkek” beklentisiyle şöyle sonlandırmıştık:
“tekrar, mücadeleden kalan, bireysel ve toplumsal olan,,, tekrar, ‘angst’tan kalan, benim, senin ve bizim olan,,, tekrar, gidenlerden
Uzun bir başlık oldu. Daha da uzardı ama “vb.” var neyse ki. Ve benzerleri. Sol tarihimizden uzun uzun hatıralar okumaya başladığımız için oluyor böyle. Bazı şeyleri sıkıştırmak kolay değil birkaç
Elmayla ilişkimiz…
Seviyoruz. Çok seviyoruz. Eskiden Optik’in dediği, şimdi Optik’e dendiği gibi; “Çok sevdik be abi...”
Haydaaa, elmadan ve Nâzım’dan girecektik, daha ilk paragrafta söz tribüne ve Beşiktaş’a geldi, iyi mi?
Türkiye’nin “yeni bir dönüm noktası”nın hemen sonrasında yazmanın belli güçlükleri var. Kolay değil, kaç yılın meselesi, “çözülüyor” gibi. Dün de Newroz vesilesiyle, bununla ilgili en önemli dönemeçlerden biri dönüldü gibi.
Solcularımız
Gazeteci yazar dostlarımızdan Cengiz Erdinç, son günlerde medyadaki pandora kutusunu açan önemli bir çıkış gerçekleştirdi.
Önce, Hasan Cemal'in Milliyet gazetesinden uzaklaştırılması üzerine "ahlanıp vahlanan" duyarlı gazeteci arkadaşlarına; sendika dernek kurma